Glasgow’a yarım saat mesafedeki Quarrier’s Village’ta, etrafına köyün inşa edildiği Zion Kilisesi olanca haşmetiyle duruyordu ve ben birkaç geceyi, artık özel bir mülke dönüştürülmüş bu kilisenin camları vitraylı bir odasında geçirecektim.
Geldikten hemen sonra Quarrier’in köyü kuran adam olduğunu öğrendim, mezarı da hemen burada, kilisenin arkasında.
1829’de Greenock’ta doğan William Quarrier’in çocukluğu mutlak bir sefalet içinde geçmiş.
1820’leri İngiltere’de Sanayi Devrimi’nin başlangıcı diye düşünürsek, William’ın çocukluktan ergenliğe geçişi, eşzamanlı olarak bildiği bir dünyadan bilmediği bir dünyaya geçiş olarak da okunabilir çünkü makineleşme ve bunun doğal sonucu olan fabrikalaşma hep aynı tarihlere denk düşer.
Bütün bu süreç Ned Ludd’a kadar gider, hepsi aşağı yukarı 19. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşandı.
Neyse, şimdi bu tarihi konuları bir kenara bırakıp köyden bahsedelim. William Quarrier’in çocukluğunun sefalet içinde geçtiğin söylemiştim ama bahtı kısa zamanda açılmış, genç yaşta kunduracılığa başlamış, Glasgow’da perakende satıştan büyük bir servet kazanmış.
Bir müddet sonra da yetimler için bir köy kurmaya karar vermiş.
İşte bu köy, Quarrier tarafında esasen bir yetimhane kompleksi kurulmuş -1878’de.
Burada yetimlerin ve onlara bakacak insanların kalabilmesi için kırk kadar bina inşa ettirmiş, ayrıca bir okul ile kilise -bizim kaldığımız- de yaptırmış.
.jpeg)
Bu kilise, vakti zamanında “Çocukların Katedrali” diye biliniyormuş. Daha sonra bir de hastane eklenmiş. 1898’de açılan bu hastane tam elli sene veremlilere hizmet vermiş.
Quarrier’in dinibütün bir adam olduğu köyün sokaklarına verdiği isimlerden de anlaşılıyor; bazılarını sayayım: Sevgi, Umut, İnanç, Şükür…
Bu köyde yapılacak en güzel işlerden biri alıp başını yürümek, sokak kedisi gibi, binaların arasından bahçelerin içinden kıvrıla kıvrıla bir göz ziyafeti eşliğinde salınmak.
Görülmesi gereken evlerden biri, Sevgi’nin İnanç’a döndüğü köşede: Somerville Weir Hall.
Köyün bu en eski yapısı bir dönem okul ve kilise olarak da kullanılmış.
Gelgelelim, son yıllarda, köyün adı yetimhanede kalan çocukların istismar edilmesi gibi nahoş olaylar ve ithamlarla anılmaya başlamış.
Akşam yemeklerinden birini köyde yiyelim dedik.
The Coach House diye bir lokantayı methettiler, “İskoç mutfağında” epey iddialılarmış. Bu “İskoç mutfağı” lafı da matrak, ne kadar iddialı olurlarsa olsunlar insanda ciddiye alınır bir beklenti oluşmuyor. En nihayetinde geliyorsun, sana heyecanla “fish and chips” öneriyorlar -yani, kızarmış balıkla patates. Ama haksızlık da etmeyeyim, burada içtiğim pırasalı patates çorbası da, yediğim et de hayli lezzetliydi.
Quarrier’s Village, yolu Glasgow’a düşenler için görülesi, gezilesi bir köy.
Gelmişken, bir kilisenin vitraylı camlı odalarından birinde kalmak da hiç kötü bir fikir değil.































Yorum Yazın