Bugünlerde oğlanla gelinden yana bahtımız çok açık, sürekli bize geliyorlar, tabii onların her gelişi bizim evde bir bayram rüzgarları esmesine yol açıyor. Hele torun da bunların peşi sıra girdiğinde. Kerata bir sevimli, bir sevimli…
Malum okullar yarıyıl tatilinde girdi. Bu, İngilizce öğretmeni olan Pelin’in tatilinin de başladığı anlamına geliyor. Bizi sıkça ziyaret etmelerinin altında torunu bırakıp birkaç günlüğüne başbaşa bir kaçamak yapma isteği yatıyor olabilir -haftaya çıkar kokusu.
Gelgelelim, Pelin’in sirke satan yüzüne bakarsan okulların kapanmasıyla birlikte sanki tatile değil de taş kırmaya gönderecekler. Bereket, böyle asık suratlardan olmadık manalar çıkarma huyumuz pek yoktur da, Pelin’in sattığı sirkeleri Narin’le üstümüze hiç alınmadık.
Haklıymışız. Vaziyetin bizimle bir alakası yokmuş.
Pelin, okulun son haftası karneler için notları girmiş ama idareden çağırmışlar, bizzat müdire hanım kendisine notları yanlış girdiğini, hepsini baştan düzeltmesi gerektiğini söylemiş. Zira, bizim gelin, öğrencilerinin hepsine, bilaistisna, 100 tam puan vermemiş.
Ben sorunun ne olduğunu anlamadım; dolayısıyla, bizim kızın neye bu kadar öfkelendiğini de. Koca sınıfta herkesin 100 alması mümkün olmayacağına göre… Bu arada, konuşmasından öğrendiğim, zaten verdiği en düşük not 85’miş. Hoppala. Demek, bizim kız da bir acayip, koca sınıfta herkes bu kadar başarılı olabilir mi hiç? Ya gönlü bol ya torpilci. Ama yok, bunlar da yetmemiş, hassaten çağrılıp notları yeniden girmesi tembih edilmiş.
Pelin bana ülkemizin geldiği eğitim düzenini -düzeyi diye de okunabilir- olanca berraklığıyla anlatmış oldu. Bir kere, “okulun kuralı”, hiçbir istisna gözetmeksizin bütün öğrencilerin sınavlarda 100 almasıymış. O yüzden de sınavları olabildiğince basit tutuyorlarmış. Gene de, öğrencinin biri hata yapar da 100 almayı beceremezse, hocası, yani bazı durumlarda bizim gelin, küçük müdahalelerde bulunup notu 100’e tamamlıyormuş. Bu da bizzat okulun talebiymiş.
“Herkesin tam puan aldığı bir yerde tam puan yoktur,” diyesim tuttu ama öyle değilmiş, lise ve üniversite imtihanlarında “okul puanı” diye bir şey varmış, onun düşmemesi gerekiyormuş. Bütün özel okullar böyle yapıyormuş.
“E peki takdirname ya da teşekkür belgesi alınmıyor mu?” diye üsteleyince, teşekkür belgesinin ömrünü doldurduğunu, sadece bazı devlet okullarında idealist öğretmenler tarafından verildiğini, ama teşekkür değil de hakaretname olarak algılandığını öğrendim. Zira, herkes 100 aldığı için bütün karnelerin yanında promosyon olarak takdirname de verebiliyormuş. Eğitim sistemimizin geldiği bu aşamada, öğrenciler, ne kadar çalışmasalar da teşekkür belgesi alamıyorlarmış. Onlar da takdirname ile mezun oluyorlarmış.
Bizim zamanımızda böyle bir şey tahayyül dahi edilemezdi. Sınıfta, ki bizim dönemimizde sınıflar çok daha kalabalıktı, mesela ben ilkokula başladığımda mevcudumuz altmışikiydi, takdirname alan öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Sınıf geçmek önemli bir şeydi, bütünlemeye kalınabilirdi. Teşekkür alan da hadi diyelim onbeş öğrenci olsun. Herkes hak ettiği notu alırdı. Ne eksik ne fazla.
Şimdilerde, anlaşılan, öğrencisine hak ettiği notu veren bir tek devlet okullarındaki idealist birkaç öğretmen kalmış. Onlar da öğrencilerin puanını düşürdüğü için velilerin gazabına uğruyorlarmış. Yani, öyle bir sistem kurmuşuz ki, sistem seni gayriahlaki davranmaya, kayırmacılığa, yalana, hatta resmi evrakta sahtekarlık yapmaya teşvik ediyor. Yanlış söyledim. Teşvik etmiyor, bizzat mecbur ediyor.
Pelin, öğrencilerinin hepsinin 100 almayı hak ettiklerine kendilerini inandırdıklarını söylüyor. 100’den başka not almayan, sınıfı hep üstün başarıyla geçmiş, evinde takdirname koleksiyonu bulunan çocuk, pek tabii hayattaki her şeyin en iyisine layık olduğunu düşünecek. Kayıp nedir bilmeyen, hakkının karşılığını hep fazlasıyla alan, zora gelmeyen çocuk, yaşamı bilebilir, ona hazırlıklı olabilir mi?
Eh, demir kesilmiş; yapacak bir şey yok, bizim gelin de meslektaşları gibi yukarıdan gelen talimata uymuş, öğrencilerinin hepsinin notlarını 100’e tamamlamış. 93 alan sinir krizi geçiriyormuş artık. Ailesi okula geliyormuş, neden böyle olduğunu soruyormuş falan, benim bu yaştan sonra aklımın alamayacağı işler bunlar.
Daha çocuklukta ne yaparsa yapsın “takdirlik” olmaya alışan, dahası buna samimiyetle inanan çocukların büyüdüklerinde de iflah olmaları kolay değil bence.
Velhasıl, öğrencilerimizin kısm-ı azamı baştan aşağı tam puanla dolu karneleriyle takdirname alıyormuş. Emeği geçenleri önce tebrik, sonra takdir ve nihayetinde de bence sağlam bir tekdir etmek lazım.
Eğitim sistemimizin bu kadar kusursuz işlediğini bilmiyordum; Pelin sağolsun öğrenmiş oldum.
İçim karararak sofraya oturdum. Böylece, yüzü sirke satan iki kişi olduk.





























Yorum Yazın