Ortadoğu tarihi önemli bir yanıyla Kürtlere yapılan ihanet tarihidir.
Bu yanıyla bu tarih bir halkın asimilasyonu ve yok edilmek istenmesinin tarihidir.
Suriye’de son yaşanan ihanet siyasetleri de bunun bir parçasını oluşturuyor.
Artık Paris’te yapılan İsrail ve Suriye görüşmeleri “Türkiye’nin de gözlemciliğinde” bugün yaşanılan gelişmelerin kararlaştırıldığı toplantı olarak yapıldığı öğrendik.
İsrail’in Suriye’nin güneyi (Süveyda) ve Golan Tepeleri’nde işgaline göz yumulması karşılığı Kuzeydoğu Suriye yani Fırat nehrinin doğusunu Şam yönetiminin işgali ve Kürtlerin örgütlü gücü SDG’nin tasfiye edilmesi ABD ve Türkiye’nin desteğiyle hayata geçirilmesi bu toplantıda karar altına alındı.
Erbil’de yapılan toplantıda ise bu karar Suriye temsilcisi Tom Barack tarafından KDP başkanı Mesud Barzani ve SDG komutanı Mazlum Abdi’ye söylendi.
Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde Kürtlere karşı başlatılan askeri operasyon ile yüzünü gösteren durum şimdi Rojava’ya kadar ilerlemiş durumda…
Bölgeden gelen haberler her ne kadar ateşkes sağlandı denilse de oldukça kaygı verici ve acı haberler…
Kürt yoğunluklu yerleşim yerleri ise adeta tetikte, yapılan açıklamalar bunu gösteriyor.
Şu saate kadarda Şam yönetiminin General Mazlum Abdi’ye içişleri bakan yardımcılığı ile Haseke valiliğine aday bildirme konusunda bir gelişme yaşanmadı.
İŞİD İslamcı terör örgütü üyelerinin tutulduğu kamplardan firar haberleri geliyor.
Ayrıca 7 bin İŞİD’li Irak’taki kamplara götürüldü haberleri var ki bunun nedeni henüz bilinmiyor.
Hülasa İŞİD’te karşı kahramanca savaş veren SDG, ABD ve İsrail tarafından ihanete uğradı.
Suriye, Irak, Türkiye ve İran devletlerinin Kürtlere karşı yaptığı ihanetler Fransa, İngiltere’den (1916 Sykes-Picot anlaşması) sonra ihanet serisine şimdide ABD ve İsrail’de eklendi.
Bu gelişmeler bize Suriye’de aynı Esad döneminde olduğu gibi iç barış ve huzur açısından hiçbir olumlu bir şey söylemiyor.
Anlaşılan Ahmet Şara üzerinden yeni bir Esad türeterek kendi kukla rejiminin kurmak istiyorlar.
Neden?
Ortadoğu’da İsrail’in kontrolünde bir Suriye ve bunun bölgesel tahakkümün sağlanması özellikle İran’ı önce izole etmek ve sonra ilk fırsatta vurmak ve bu süreçte Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Suriye’yi bu politika potası içinde bir arada tutmak şimdilik gördüğümüz tablo…
Oysa bölgemizde barışa ve sükunete ihtiyaç var.
Savaşlarda çatışmalardan yorulmuş barış ve huzura aç bölge halkları var.
Arap Baharı sonrası Irak, Libya ve Mısır’da yaşanan iç savaşlar ve son olarak Gazze katliamında on binlerce Filistinlinin hayatını kaybetmesi, ister istemez hiç mi savaşsız ve çatışmasız bir gün görmeyeceğiz diyen bağrı yanık anaların feryatları yeri göğü inletiyor.
Türkiye için ayrı başlık açacak olursak içerde “Terörsüz Türkiye” sürecini yürütmek istiyor yani bir bakıma toplumsal barışı sağlamak istiyor.
Ama aynı Türkiye Suriye’de neden toplumsal barışı değil de çatışmaları tercih ediyor.
Bunu anlamak imkansız soru şu; kendi Kürdünle barış, Suriye’nin Kürdüyle neden savaş istiyorsun?
Ve neden Irak Kürtlerinin sahip olduğu siyasi statüye Suriye Kürtleri de sahip olsun istemiyorsun.?
Bence bu çok büyük bir dış politika dengesizliği bu ve Suriye bir gün federal bir siyasi düzen kurarsa bugün yapılan bu hataların bedeli olur.
Kanımca bu olanlardan sonra bizdeki “Terörsüz Türkiye” süreci de bu gelişmeler sonucunda akamete uğrayacak.
MHP’li Feti Yıldız DEM eş başkanına Bahçeli için söylediği sözler için verdiği cevapta “haddini bil” dedi.
Tahminim bu atışmayla önceki tokalaşma muhabbeti herhalde sona erdi.
Bir diğer başlık ise Trump’ın Ortadoğu macerasına alet olmak, bilindiği üzere Trump Gazze şeridini Filistin’den ayırarak bir riviera oluşturmak istiyor ve bunun içinde bir yönetim yapısı ortaya atıldı ve “parayı veren düdüğü çalar” misali girişimler devam ediyor.
Türkiye bu tezgahın içinde rol alıyor.
İkincisi tarihi İpek yolunun bildik rotası değiştirilerek Çin’den gelerek Hindistan üzerinden Suudi Arabistan ve oradan Yunanistan ve batıya bağlanması kararı, Türkiye bu durumda ekarte edilmiş gözüküyor.
Ancak bu yeni İpek yolu günümüzde ABD tarafından uluslararası ticaret ve lojistik yollarının savaş tehditleri ve yüksek vergiler ile güvenli olmaktan çıkarılması tartışılırken Türkiye bu gelişmeleri tribünden izlemeyi tercih ediyor.
Yine bölgede bir diğer enerji sorunu doğu Akdeniz’de bulunan karbon yataklarının akıbeti konusu anlaşılan İsrail, Güney Kıbrıs ve Lübnan kendi aralarında bu enerji kaynağını bölüşmek istiyorlar.
Ancak KKTC devletinin de bu paylaşımdan hakkına düşeni alması lazım ve bu konu şimdilik karşılıksız gibi görünse de Türkiye ve KKTC daha etkili bir politikayla işin ortağı olduğunu göstermesi gerekir.
Demem o ki siz Suriye’nin iç işlerinde boğulacağınıza bölgede ki sizi doğrudan ilgilendiren diğer sorunlarla ilgilenin…
Dış politika şiarı artık şöyle mi olacak- Yurtta barış, Dünyada barış, Suriye’de savaş- böyle mi olacak…





























Yorum Yazın