Gazze bombalandı. Hala bombalanıyor. Birkaç nükleer bomba etkisine eşit bombalar bırakıldı Gazze’nin üzerine. Yetmedi Amerikalardan yeni bombalar getirildi onlar denendi üzerinde.
Yetmedi tanklar gönderildi hala canlı kalanları yok etmek için. Görülen her canlıya ateş açıldı. Özellikle de çocuklara. Gazze’nin günü değil, geleceği de yok edilmeliydi. İsrail’in sniperları açıkça söylüyorlardı zaten bunu. Ateş serbestti.
Tanklar da ince yok etme işlemleri için yeterli olmayınca piyadeler gönderildi. İsrail’in askerleri artık Gazzelilerin gözlerinin içine baka baka öldürmeye başladılar. Yıkık evlere girdiler çocuk odalarında çocukların oyuncaklarıyla oynadılar. Kız çocuklarının oyuncak bebeklerini bir kez daha öldürdüler. Eteklerini giydiler, etek giyerek ne anlatmak istiyorlarsa artık bunları özel olarak videolara aldılar ve dünyaya yayınladılar. Cesetlerle dalga geçtiler.
Bazıları uzun nutuklar attılar kırıntısı kalmış vicdanlarının sesini boğmak için. 7 Ekim dediler sanki çocuklar failmiş gibi. Bunlar insan değil ki dediler. Her biri düşman, burada masum kimse yok dediler. Buna rağmen ikişer üçer ilaçlar almaya başladılar bazılarına bu yetmedi psikiyatristlere gönderildiler, o da yetmeyince hastanelere yatırıldılar. Gözlerine bakılamaz hale geldiler. Bazıları bu yerle bir olmuş şehirde biraz şefkat aradılar. Kadın askerlere, kadın askerler de erkek askerlere “aşk” dedikleri bir duygu için sığındılar. Sonra onlardan biri öldürülünce iyice delirdiler.
Her dakika insanın ne kadar tehlikeli ne kadar öngörülemez ve ne kadar zeki olduğunu ölerek anladılar. Ölçülemez bir cesaretle o muazzam tankların nasıl da basit yöntemlerle yok edilebildiğini, atılan her adımın aslında bir ölümden kaçış olduğunu, açılan her kapının bir mezar taşı anlamına gelebileceğini öğrendiler. Evlerine insan enkazı olarak döneceklerini artık anlamışlardı.
Onlar dünyanın bu çok eski savaşlar yurdunda bu halde iken onları izleyenler ne yapıyorlardı?
İsrail’in yaptıkları karşısında gerçekten büyük öfke duyanlar vardı. Bunlar daha çok halklardı. İnsanlar ve insani örgütler. Sadece birkaç devlet resmi tepkiler gösterdi. İspanya, İrlanda, Çin, Kuzey Kore, Küba vs.
Bazıları kınar görünürken İsrail’in petrol, demir vs ihtiyaçlarının artmasından büyük ticari karlar elde ettiler.
Bazıları da açıkça İsrail’e destek verdiler.
Gazze “yeterince” dümdüz olduğunda iğrenç bir ses duyuldu;
“Ben burada dünyanın en güzel tatil bölgelerinden birini yaratacağım!”
Bu, dünyada daha önce duyulmamış bir cümleydi. Bu cümledeki iğrençliği İblis düşünemezdi. İblis saf bir çocuk gibi kalırdı bu cümle karşısında. Hitler’in bile aklına gelememişti böyle bir cümle. “Yeni bir Disneyland gibi olacak!”. Şöyle izah edebilirim size bu cümlenin vahimliğini, Hitler’in “Auschwitz’in işi bitince orayı çocuk parkı yapacağım!” demesinin bundan hiçbir farkı yoktur. İlginç olan Almanların büyük çoğunluğunun bu benzerliği görmemeyi seçmeleridir.
Bizler önce bu sözleri ciddiye alıp almamakta tereddüt geçirdik. “Demokrasi Havarisi” ABD’nin başkanı böyle bir cümle kurar mıydı? Sonra bir ABD Göçmenlik polisi, bir ICE denen kuruluşun iblisi bir kadını yakın mesafeden üç kez kafasından vurup öldürünce tereddütümüz kalmadı. ABD’de artık insanlık dışı bir heyet iktidara gelmiş ve ABD’nin demokrasisini esir almış, yok etme yolunda ilerliyordu. Birçok başka ülke gibi. Başkan Trump bu cümlelerinde çok ciddiydi.
Bununla yetinmeyecekti elbette. Bizim bir sözümüz vardır; “Ar damarı çatlamaya görsün” diye. Devamı “artık dikiş tutmaz” olacaktır herhalde. Binlerce insanın yaşlıların kadınların çocukların cesetleri üzerine tatil beldesi inşa etmeyi düşünebilmek nasıl bir canilik gerektirirse onu meşrulaştırmak için “Barış Heyeti” kurmak da bir o kadar utanmazlık gerektiriyordu. Her ikisi de bol miktarda vardı mezkûr şahsiyette.
Durmadı Dr. Faust, bu büyük buluşundan kısa vadede de para kazanmalıydı. Bu heyete girmek bedava olamazdı. Öyle yirmi beş kuruşa şoför mahalline kimseyi oturtmazdı. Bu yüce heyete üye olacak ülkeler birer milyar dolar ödemeliydiler. Parayı ödeyenle dost olacaktı bu heyet. Yoksa ABD yaptırımlar uygulayabilir, çok kızarsa toprak bile isteyebilirdi. Grönland için “Bir parça buz istedik” dememiş miydi?
“Allah kimseyi o heyete katılmaya mecbur etmesin!”. Bir dua olabilirdi ancak. Ama bir dizi ülke sıraya girdi, paşa paşa milyar dolarlar ödendi ve soykırımın üzerine inşaat kararı ortaklaşa alınmış oldu. Heyhat!
Yapabileceğim başka bir şey yoktu. Oturdum bu yazıyı yazdım. Sonra…
FELAKETİM OLDU AĞLADIM!































Yorum Yazın