12 Eylül’ü gözaltında karşıladım; hemen akabinde tutuklandım. Çok sanıklı davaların açılması zaman almıştı ama benim mahkemem, Kasım’da başladı.
Avukat, “dosyada bir şey yok, çıkarsın kısa sürede” dedi. Ve fakat mahkeme uzadıkça uzadı. Bir gün avukat, “önümüzdeki duruşmada karar verecekler” dedi; umutlandım.
Duruşma başladı; mahkeme başkanı, taraflara son sözlerini sordu. Avukatım, “müvekkilim, suçsuzdur, beraatını istiyoruz” dedi. Savcı ise daha önceki iddialarından vazgeçmiş; hakkımdaki iddiaları, daha da ağırlaştırmış suçlamalara dönüştürmüştü.
“Sanığın lider kadrodan olduğuna ilişkin deliller var” dedi.
“Nedir o deliller?” diye sordu mahkeme başkanı ve sunmasını istedi. Savcı, süre istedi ve duruşma 15 gün sonrasına atıldı.
YÜREĞE KUŞKU DÜŞÜREN ALGI OPERASYONU
O an, babamın yüzünden düşen bin parça olmuştu. Kaçırdım gözlerimi ama nafile. Hemen ardından görüş günümüz vardı ve babam öfkesi gözlerinden taşacak bir şekilde, “bizden sakladığın başka şeyler de var mı?” diye sordu. Bu soru, o ana kadar bana tereddütsüz destek veren babamın kalbine kuşkular düştüğüne işaretti.
Sakladığım bir şey olmadığını söyledimse de inanmadı. Bereket, savcılık, bir sonraki mahkemeye herhangi bir delil sunamadı; sıkıyönetim komutanlığının yalan yanlış bilgilerle donatılmış açıklamasından başka.
Olayın aslı şu idi. Mamak Cezaevi yönetimi, radyoya dikte ettirilmiş ve tutukluların moralini bozacakların düşündükleri haberleri bizlere dinletmek için hoparlörleri sonuna kadar açardı. Söz konusu duruşmadan önceki akşam da açmışlardı.
Hepimizin kulak kesildiği radyoda, şöyle bir haber okundu. “Yasadışı bir örgüte mensup, onu lider kadrodan olmak üzere 200 militan yakalandı.”
Darbenin üzerinden sekiz ay gibi bir zaman geçmiş olmasına rağmen hala faaliyet yürüten, üstelik de “lider kadrodan onunu” ülkede tutan örgüt hangisiymiş diye merak ettik doğal olarak… Özetler bitip, haberlere geçince öğrendik ki lider diye saydıkları biz sıradan insanlardık. Lider dedikleri arasında öyleleri vardı ki haberin etkisinden kalıp intihara dahi kalkışmışlardı.
Haberin maksatlı olduğu açıktı. Genel olarak halkı korkutmaktı amacı ama özel olarak da bana bakan heyetin delilsiz, ispatsız ceza verilmesi için yönlendirilmesine vesile olunmak istemişti. Halkımızın bu yalan habere dünden inandığı, babamın gözlerindeki öfkeden anlaşılmıştı. Heyet ise kanaate dayanarak, beni cezalandırdı ama Yargıtay o cezayı delil yetersizliği nedeniyle bozdu.
TEK TARAFLI YÜRÜTÜLEN ALGI OPERASYONU
O gün, bugündür, ne zaman tek taraflı açıklamalar gözümüze sokulsa, bir tuhaflık olma olasılığını hesaba katar; bu tarz açıklamalara mesafeli dururum. “Karşı tarafı da dinlemek lazım” derim kendi kendime… Tek taraflı açıklamalar, çoğunlukla muktedirlerin, toplumun algısını yönetmek için kurguladığı söylemlerden oluşur çünkü.
İçinde bulunduğumuz çağın algıları yönetme çağı olduğu göz önüne alınırsa, kitleleri, muktedirin dümen suyuna akıtmak için bilginin eğip bükülmesinin hedeflendiğini biliriz. İnsanların doğru bilgiye ulaşması, o kadar da kolay değildir bu çağda. Her muktedir, toplumsal algıyı yöneterek, kendi konumunu tahkim etmek ister. Bunun için hegemonik bir söylem geliştirir.
Tecrübeyle sabittir ki algılar ve olgular her zaman örtüşmez. Bu nedenledir ki muktedirler, çıplak gerçeğin yerine kurgusal gerçekliği yerleştirir; kitlelere çoğunlukla kurgusal olanı gösterip, onların zihinlerinde yer eden evrensel kurallarla yönetilen algı arasındaki tezatlık nedeniyle “şeytanlaştırma2 süreci başlatılmış olur. Kurgusal gerçeklik, gerçeğin, muktedirin isteği doğrultusunda eğilip bükülmesi; olguların önemsizleştirip algıların vitrine çıkartılması anlamına gelir.
İtiraf edeyim ki bornozlu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ı görünce önce yutkundum. Kamunun gücünü teslim ettiğimiz insanların şehvetlerini gidermek için kamunun gücünü kullanıyor olma olasılığı, boğazımın düğümlenmesine neden oldu.
Elbette “özel hayatın gizliliğini korumak” ilkesel bir duruştur ama kendileri kamusal görevler üstlenen kişilerin “özel hayatlarına” dikkat etmeleri gerektiği de, bir başka temel ilkesel duruşa işaret eder.
ALGINIZI YÖNETİN YOKSA SİZİ YÖNETİRLER
Bu ara başlık, ikinci baskısına hazırlanan bir kitabımın da adı. İktidar, yoğunlaşmış bir gücü ifade eder. Bu yoğunlaşmış güç, her türlü ideolojik aygıtla toplumun algısını yönetmek ve o toplumu istediği mecraya sürüklemek ister. Bize gösterilen her şeye kayıtsız koşulsuz inanmak, iktidarın bizi istediği mecraya sürüklemesi anlamına gelir. Bu nedenle bizzat yaşadığım tecrübeden hareketle aklıma gelen “acaba?” sorusunu da sormadan geçmemi kimse beklemesin benden.
Yaşadıklarımız, Özkan Yalım ile sınırlı bir süreç değildir çünkü. “Zincirin en zayıf halkası” kabul edilen Ahmet Özer ile başlayıp, İmamoğlu ile doruk noktasına çıkan ve yapılan her hamlenin bedeli olarak yeni bir belediye başkanına sıçratılan operasyonların amacı, “muhalefetin amiral gemisi” konumundaki CHP’ye diz çöktürmek ve iktidar iddiasından vazgeçirmek olamaz mı? 57 yaşındaki Yalım’ın 21 yaşındaki genç kadınla var olduğu bilinen ilişkisini, tam da bu ortamda deşifre etmek, CHP’ye çekilmek istenen eşi görülmemiş algı operasyonunun bir parçası olamaz mı?
Kuvvetli olasılıktır ki amaç, CHP’nin şeytanlaştırılmasıdır. Bugüne kadar gerçekleştirilen operasyonlardan istenilen sonucun alınmadığına dikkat edilirse “şehvet” vurgusu öne çıkmış böyle bir operasyon ile kitleleri, “çıkış kapısı” olarak gördükleri CHP’den vazgeçirme amacı taşıyor olamaz mı?
Bugün yaşadıklarımızı tarih bir gün, bütün ayrıntılarıyla ve bütün gerçekliğiyle yazacak. O zamana dek, soru sorma yetimizi korumamız şart; zira insanı gerçeğe ulaştıran sorulardır. Doğru sorular, kendimize dair algıları kendimizin yönetmesine de olanak sağlar. Algımızı yönetebiliyorsak hiçbir “bilgi”nin eğilip bükülmesine ve böylece de bizi yönetmelerine izin vermemiş oluruz.
Bitirirken, bir cümlede kamunun gücünü teslim ettiğimiz belediye başkanlarına söylemek isterim. Farkındayım; iktidar, toplumun algısını yönetmek için her yola başvuruyor; iyi ama bazılarınızın iktidarın değirmenine su taşıdığınızın farkında değil misiniz? Toplumsal algıları yöneterek, gücünü tahkim etmek isteyen iktidarın aparatı olmanız için sizi zorlayan mı var?
Ne demişti Resul Emrah Şahan, daha geçen hafta yaptığı savunmada? “Siyasette ve devlette hizmet edeceksen, servetten, şöhretten ve şehvetten uzak duracaksın”.
Bu söz, bu toprakların hamuruna maya çalan Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, “eline, diline, beline hakim ol” sözünün günümüze uyarlanmış hali değil mi?
Ders almak içindir tarih; ders almasını bilmezseniz, algı süreçlerinin oyuncağına dönüşürsünüz. Gerçek açığa çıkana dek, algı çarkının dişlileri arasında öğütülür gidersiniz.



































Yorum Yazın