Bazı sorunlar ideolojiktir, bazıları ekonomik, bazıları histerik… Ama bizimki etimolojik. Tamamen bize özgü, alabildiğine yerli ve milli.
Bana sorunun ideolojik ya da ekonomik değil de düpedüz etimolojik olduğunu düşündüren maalesef ülkemiz insanın anadilinin inceliklerine pek vakıf olmaması. Arapçadan ithal bir kelimenin sülasisini -al sana bir sorunlu kelime daha, “selase”den geliyor, bir kelimenin üç harfli kökü demek- bulmak kimsenin harcı değil. Benim Osmanlı vatandaşı rahmetli dedem Mevlüt Bey ilkokul öğretmeniydi ve hitabeti çok iyiydi; seçtiği kelimelerin bile hep bir ahengi vardı. Çocukken onun karşısına geçip anlattığı çeşitli hikâyeleri dinlemek bizi… şimdi bakın, ben bu cümleyi aslında “teshir ederdi” diye bitirmek istiyorum ama gençler anlamayacak diye korktuğumdan “büyülerdi” yazmayı tercih ediyorum -“teshir”in sülasisi “s-h-r”, evet, “sihir” ile aynı kökten geliyor.
İyi de, herkesin dedesi benimki gibi muhteşem belagate sahip bir öğretmen değildi ki torununun anadilinden zevk alması için senelerce gayret etsin. Dolayısıyla, insanların misal “muhasebe” kelimesinin “hesap”la -kökü, “h-s-b”- aynı kökten geldiğini fark edememesini başlarda garipsesem de sonradan alıştım. Matrak olsun diye, senelerdir Narin’i etimolojiden imtihan ederim, bir gün doğru cevap verdiğini görmedim.
İşte o çocukluk günlerinden aklımda kalan bilgilerden biri de “adalet mülkün temelidir” cümlesindeki “mülk”ün, liberaller kızacak ama, “memleket” anlamına geldiğiydi. Adaletin olmadığı yerde memleketin birliğinin sarsılacağını ifade eden veciz bir söz. Gelgelelim, bu sülasi inceliğini bilmeyen biri, bu sözü rahatlıkla “sahip olunacak şey” diye anlayabilir. Yine aynı kökten gelen iki kelimenin karmaşıklığı biraz daha iyi görmemizi sağlayacağı kanaatindeyim. “Mülk” sahibine “malik” diyoruz, çoğuluna ise “emlak”. Bunlar tabii hep “mal mülk” getiriyor aklımıza; kat malikleri toplantısı, Emlak Bankası… Bu yüzden, bu sözü her gün görseniz bile oradaki nüansı ıskalamanız şaşırtıcı olmaz.
Nasıl ki temeli olmayan bir bina yıkılmaya mahkumsa, adaletin bulunmadığı bir ülke de ayakta kalamaz. Bunu da hepimiz biliriz. Biliriz amma, bilmezden gelmekte de üstümüze yoktur. Herkes kendisine adil davranılmasını ister de kendisi adil davranmaya geldiğinde kimse o kadar bonkör değildir. Dünyanın her yerinde böyle diyeceksiniz, elhak doğru, ama… Neyse, hazır çuvaldızı batırdık, iğneyi yavaşça yerine bırakalım.
Son kertede, adalet, teminat demektir. Neyin teminatı? Yazılı yazısız, istisnasız bütün sözleşmelerin teminatı. Hak ettiğin karşılığı göremediğini düşündüğün anda senin hukukunu -“hak”kın çoğulu”- koruyacak bir sistemin varlığıdır. Ancak bu yüzden adalet varsa refah vardır, adalet varsa huzur vardır, adalet varsa hayat vardır. Aksi takdirde, onca çaba verip edindiğin herhangi bir şeyi, bu bir diploma da olabilir, tapu da, bir anda elinden alabilirler. Adalet bütün bu sözleşmelerin korunacağının teminatıdır.
Ne yazık ki, Türkiye, bütün mahkeme salonlarında koca koca yazmasına rağmen evrensel hukuk endekslerinde gerilemeye son sürat devam ediyor. Adalet eksikliğinin mülkün temelini sarstığını bile bile bunu yapması ise gerçekten anlaşılır gibi değil.
Eh, bu da bana sorunun esasen etimolojik olduğunu düşündürüyor. Belki her şeyden evvel eğitim sistemini gözden geçirmek ve adalet duygusunu küçük yaşlardan itibaren aşılamak gerekiyor. Yoksa 86 milyon arasında bu sözü bilmeyen yok. Ama anlamını doğru bilen kaç kişi var, işte bütün mesele bu.

































Yorum Yazın