Osman Kavala 18 Ekim 2017 tarihinden beri 3070 gündür cezaevinde bulunuyor.
Kavala bir insan hakları savunucusu ve sivil toplum aktivisti olarak demokratikleşme ve sivil toplum çalışmaları yolunda çok emeği ve katkıları olan bir iş insanıdır.
Kavala, Ekim 2017 tarihinde Gezi Parkı eylemleri ve 15 Temmuz darbe girişimi suçlamalarıyla gözaltına alındı ve sonrasında tutuklandı.
Şubat 2020 tarihinde “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla yargılandığı davada beraat etti ve tahliyesine karar verildi. Ancak aynı gün başka bir soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alındı.
Aralık 2020 tarihinde Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptığı bireysel başvuru ret edildi.
Nisan 2022 tarihinde İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi Kavala’ya “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.
Eylül 2023 tarihinde Yargıtay bu cezayı onayladı.
Bu anlatılanlar ülkedeki yargılama sürecinden bahsediyor.
Osman Kavala 2019 yılında AİHM’e yaptığı başvuru sonucu tutuklanmayla ilgili aldığı kararda suç işlediğine dair bir delil olmadan tutuklanmış olmasını hak ihlali sayarak serbest bırakılmasına karar verdi.
Yine 2022 yılında AİHM Türkiye’nin ilk kararın gereklerini yerine olduğu tespiti yapmış ve herhangi bir değişiklik olmadan suç işlediğime işaret etmeyen aynı deliller kullanılarak farklı bir suçlamayla tutukluğumun devam ettirilmesini “hukukun etrafında dolanmak” olarak nitelemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümeti bu izlediği hukuk dışı yollarla başta anayasa olmak üzere hukuk adına bütün ahlaki kuralları çiğnemiş oldu.
Yani yürürlükteki anayasanın 90. Maddesi yok saydı ki aslında bu bir anlamda anayasal bir devlet olduğunu da yok saymak ve inkar etmek anlamına geliyor.
Evet…
Türkiye’nin AİHM’in bu kararını uygulamaması üzerine Avrupa Bakanlar Konseyi Komitesi geçmişte örneği olmayan çok nadir başvurulan bir yaptırım mekanizması olan “ihlal prosedürü” nü başlattı.
Bu süreç sonucunda AİHM 2022 yılında Türkiye’nin yükümlülüklerini ihlal ettiğine dair ikinci bir karar daha verdi.
Bu gelişmelerin üzerine yeniden AİHM’e 2024 yılında yapılan başvurunun işleme konulması sonucu AİHM 25 Mart 2026 tarihine duruşma günü verdi.
Duruşmada söz alan Avrupa İnsan Hakları Komiseri Michael O’Flaherty “bu dosyanın varlığı Türkiye’de ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı alanındaki yapısal sorunlara işaret ettiğini” belirtti.
Bu çerçevede AHİS 3.maddesindeki kötü muamele ve işkence yasağı, 5.maddesindeki kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının 6 maddesindeki adil yargılanma hakkının, 7 maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, 10 ve 11 maddelerindeki ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin ve son olarak 18. Maddeyle birlikte ihlal edildiği gerekçesiyle dosya yeniden AİHM Büyük Dairesine taşınmış oldu.
Bilindiği üzere AİHS 18. Madde ihlal iddiası çok ağır bir iddia…
Davada mahkeme başkanı; yargıçlara taraflara soru sorup sormayacaklarını sordu.
Beş yargıç hem hükümet tarafına hem de Osman Kavala avukatlarına dosyayı çok iyi anlatan sorular yönelttiler.
Taraflar bu soruları yanıtladı. Ve taraflara 15 gün ek süre verildi.
Bu süre içinde varsa ek görüşler sunulabilecek.
Ve duruşma sona erdi.
Osman Kavala kararının yeniden üç ay içinde verileceği bekleniyor.
Cumhuriyet tarihinin Selahattin Demirtaş davası da dahil en ağır hukuk ihlallerinin yapıldığı bu davalar Türkiye’yi önce Avrupa olmak üzere dünyada rezil rüsva ettiği biliniyor.
Hukuk ve adalet herkes için gerekli bir kapı herkes bir gün gelir o kapıdan geçmek zorunda kalır. İşte o zaman adalet sana da lazım olur.
Bu davalar ülkeyi hukuk devleti ve demokrasi alanında dünyadaki diğer diktatörlüklerle yöneltilen ülkeler arasında gösteriyor.
Ne yazık ki buna neden olanlar utamıyor bu utançta bize düşüyor.
Ayrıca ekonomik krizin baş nedenlerinde biri de bu yani hukuksuzluk ve demokrasi sorunu, orda da iki yakamız bir türlü bir araya gelmiyor.
Sürünüyoruz.
İflas etmiş bir ekonomi, hukuk devleti hak getire ve umudu ülkeden yitirmiş gençler ve “kime güvenerek çocuk yapayım” diyen anneler ve açlıktan nefesi kokan emekliler…

































Yorum Yazın