Odiseus’un en az bilinen hikayesidir Dönüş’ü. Herkes Truva Atını bilir, Odiseus’un yolculuklarını bilir ama kahramanın tek başına memleketine dönüşü sanki gölgede kalan bir detaydır.
Oysa ki bir savaşçı kral/komutan için hele ki muzaffer bir biçimde geri dönüş; hikayenin zirvesi, Anadolu deyimiyle soğanın cücüğüdür. Odiseus içinse işler farklıdır. O geri dönmeyi bir acı olarak görür. Bunun en önemli sebebi yol arkadaşlarını kaybetmiş olmasıdır. Herkesi geride bırakarak dönmek bir ödülden çok cezadır onun için.
Uberto Pasolini adının çağrıştırdığı Pier Paolo Pasolini’ye değil de Visconti’ye akraba olan bir yönetmen. Aristokrat ailenin zengin çocuğu olmak yetmemiş üstüne kendisi de profesyonel kariyerle zenginlemiş. Ama gönlünde yatan aslan yani sinema için verdiği mücadele ise gençlere rol model olacak bir düzeyde. Bir dönemin ikonik filmi Ölüm Tarlalarının yapım sürecine dahil olmak için deyim yerindeyse tırmalamış. Marifet iltifata tabir derler ya Full Monty filmiyle daha ilk atışta hedefi vurmuş.
Pasolini’nin gözünden Odiseus’un macerasını takip ediyoruz Dönüş filminde (https://www.beinconnect.com.tr/film/donus-v8)
İnsanlık tarihinin belki de ilk anlatılarından birinin baş kahramanı olan Odiseus’un başına gelenleri dedik ya herkes üç aşağı beş yukarı bilir. Çokça tanrının müdahil olduğu bir hikayedir onunkisi. Tanrılar işleri bazen karıştırır bazen kolaylaştırır. Mucizeler sıradandır.
Pasolini’nin Odiseus’unda mucize yok, mit yok, gökten gelen hayır ve yardım yok. Onun yerine kendisiyle mücadele eden bir yetki sahibi var. Deplasmanda Truva’yı biraz da hile hurda ile futbol tabiriyle yedirerek farklı yenmiş olmasının verdiği kredi çoktan tükenmiş. 20 yıldır ülkesinden memleketinden uzakta kalmış ve vatanı İthaka ekonomik ve sosyal krize düşmüş.
Dönüş filmi, Homeros’un Odiseus’una işin tanrılar katında ne kadar sırtını dönüyorsa kahramanların dünyasal yeteneklerini sergilemesi konusunda canlı yayın tadında iş çıkarıyor. Özellikle Odiseus’u savaşırken izlemek İÖ 5. Yüzyıla naklen bağlanma hissi veriyor.
Ralph Fiennes bu role hazırlanmak için aylarca antreman yapmış, eski usul form tutmuş. Pasolini Odiseus tiplemesi ile yapay zekanın çağında analog sinemaya dolaysız bir selam durmaya çalışmış. Yunan vazolarında, antik kaynaklarda nasıl resmedildiyse öyle resmetmiş Odiseus’u.
Filmin en büyük başarısı da buna rağmen yabancılaşma duygusu yaratmaması. Efektlerle, ışıklarla, sahtelikle boğulmamış bir filmin içine azıcık geçmiş katmayı başarmak kafi gelmiş.
Filmin üç ana karakteri yani Baba-Odiseus, Eş-Penelope, Oğul-Telemakhus tam da olmaları gerektiği gibi psikolojik seviyeyi yükseltiyor.
Penelope’ye can veren Juliette Binoche oyunculuk kariyerinde hep yukarıda kaldığı gibi Dönüş’te de hikayenin yükselmesine katkı veriyor. Kayınpederi için diktiği kefenin kendi düğün giysisi olması esprisine dayalı örme ve sökme diyalektiği, kadınların erkekler dünyasındaki çaresizliğinin en erken görünümlerinden biri olarak Binoche eliyle canlanıyor.
Telemakhus’un Odiseus kadar ünlenemese de bir oğul olarak dönüşümünü merkeze almak filmin bir diğer başarısı. Oğul ve Baba arasındaki hiç bitmeyen gerilimin temsilcisi olarak adını tarihe yazdırmış bir karakter Telemakhus. Onun anakara yolculukları filmde sadece küçük bir ayrıntı olarak geçse de konuya hakim olanlar için Odiseus hikayesinde bu seyahatlerin önemi tartışılmaz.
Telemakhus’un büyüme öyküsü, babanın önce kaybolup sonra ortaya çıkışının gerilimi sadece mitolojik bir öykü değil; zaten bütün babaların ve bütün oğulların uğradığı ortak bir durak aslında.
Pasolini’nin filminde Odiseus hikayesine hiç aşina olmayana, mitolojiden habersiz olana açılan kredi sınırlı. Hikayeyi biliyorsunuz zaten muamelesi yapıyor izleyicisine. Hikayenin ana hatlarına dönmek ve onlara saygı göstermek konusunda ise eksiği bulunmuyor. İnsani dramla mitolojinin buluşmasına, kesişim kümesine bir saygı gösterisi olarak ilerliyor.
Sonuçta mitolojinin de aslında insan yapımı olduğunu, insanın kendi kaderini çizerek ulaştığı yerin de kaderin getirdiği yerle aynı olduğunu anlatıyor.
Ege’nin iki yakasını aşıp İyon denizine ulaşan mitsel hikayenin Anadolu durağının neredeyse 700 senedir emanetçisiyiz. Egenin diğer yakasındakilere göre Anadolu’dayız (yani Doğudayız). Adını Yunanistan anakarasındakilerin koyduğu bir coğrafyadır bu. Odiseus’un İlyada’nın hikayesini daha çok anlatmaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Bu sadece insanlığın ortak geçmişine dair bilgimizi artırmayacak, bu toprakların geçmişiyle barışmamıza da imkan verecek.

































Yorum Yazın