Bugüne kadar yapay zekâ hakkındaki tartışmalar hayatımıza yeni giren bu aktörün kapasitesi, çeşitli bilimler ve sanatlardaki maharetiyle hayatımızı nasıl değiştirdiği ve gerçekten bir balon, bir mit olup olmadığı üzerine oldu.
Bunların yersiz tartışmalar olmadığı muhakkak. Olası etkilerini de hemen tahmin edemiyoruz. Uzmanlar bile sonuçlara varmaktan korkuyorlar; bazı tahminler yapılıyor ancak bu tahminler de iki ayrı fraksiyonun varlığını gösteriyor. Biri, yapay zekânın bu kadar zeki olmadığını ve eninde sonunda bir araçtan başka bir şey olmadığı fikrini ileri süren tahminler. Bir diğeri de Eliazar Yudkoswky gibi, yapay zekânın AI (artificial intelligence) seviyesinden AGI (artificial general intelligence) seviyesine varacağını ve bu noktadan sonra insanlığın yok oluşuna götüreceğini ileri süren kötümser tahminler.
Bu yazının konusu bunlar değil; esasında yapay zekânın verdiği ve gelecekte de verebileceği en büyük zarar bu yazının konusu. O da hakikatin ölümü. Burada felsefi hakikatten bahsetmiyorum. Hakikatin ölüp ölmediği belki Taoistlerden, Budistlerden ve Nietzsche’den bu yana tartışılan bir konu. Ama mesele bu değil.
Gündelik yaşamdan bahsediyorum. Etrafımızda gördüğümüz nesnelerle kurduğumuz ilişkiden. Bunları bir olgu olarak kabul edip, kendi çıkarımlarımızı yapmamızdan. Dijital dünyada gördüğümüz görüntüleri algılama biçimimizden, elimizdeki kahve kupasına kadar her şeyi algılayan, Descartes’çı olmasa da, toplumsal olarak insan öznesinin süregelen varlığından bahsediyorum.
Denebilir ki bu da aslında teknolojinin gelişimiyle kırıldı. Makineler ve mekanik robotlar. Bu bir şeyi kırmamıştı. Hepsi yine özne olarak insanın kontrolündeydi ve öyle de oldu. Yapay zekânın yok ettiği insanın özne olarak varlığı değil, onun gerçeklik algısı olduğunu düşünüyorum.
Öte yandan yapay zekânın varlığı bize şunu da güzelce öğretti; internette gördüğümüz hiçbir şeye güven olmaması. Bu eskiden yoktu. Şimdi var. Daha önce insan eliyle nasıl bir manipülasyon yapılıyorsa, bu manipülasyonun sıklığı teknolojinin kısıtlılığı yüzünden daha azdı. Şimdi her yerde ve daha fazla. Sevmediğiniz bir insanın yüzünü alıp ondan bir IŞİD teröristi yaratabilir, böyle tasvir eden video ya da fotoğrafını yapabilirsiniz.
Hakikati öldüren ise aslında bu olmadı. Bu insanın -belki de çoktan sahip olması gereken- şüphe duyma refleksini artıran bir şey oldu. Hakikati öldüren, olgular ve gerçeklikler arasında ilişki kuran insan öznesinin tüm rasyonel düşünme, sorgulama, analiz etme kapasitesine bir şerik edinmesi oldu. Bu şerik, yapay zekânın kendisi.
Bunun da sonuçlarını uzun vadede göreceğiz. Ancak, giderek olgusal düşünmekten uzak, pozitif ve analitik düşüncenin yapısını kavrayamayan bir toplum yetiştirme için yapay zekâ ideal bir aktör oldu.
Eskiden, böyle bir insan modelini istemeyen iktidarların ellerinde çeşitli kozlar vardı. Dinler, toplumsal rızanın onayını alan teamül, örf ve adetler. Bunlar modernleşme ile giderek ortadan kalktı. Ancak bunun yerine başka aktör bulunması gerekiyordu. Bu aktörün şu anki iktidarların en büyük kurtarıcısı olduğunu düşünüyorum.
Bir yapay zekâ sistemini oluşturan sunucu milyonlarca dolarlık bir tesiste inşa ediliyor. Onu soğutmak için gereken su miktarı, küçük bir kasaba için gereken su miktarı kadar. Bunlara özellikle körfez ülkelerinden çok fazla yatırım yapılıyor.
Bu yapay zekâ ünitelerine o kadar yatırım yapılıyor ki kişisel olarak kullandığımız elektronik cihazların temel parçalarında kriz yaşıyoruz. Bunların fiyatı uçuyor. Çünkü bu üniteler de bizim kullandığımız elektronik parçaların daha fazlasını kullanıyor ve elektronik üreticileri kişisel kullanıcıdan çok bu piyasaya ürün arz etmenin daha kârlı olduğunu biliyorlar.
Bu da düşündürüyor. Bu kadar yatırımın amacı ne? Çünkü -en azından şu an için- yapay zekânın biz insanların yapamadığı herhangi bir şeyi yaptığını görmüyoruz. Evet, pek çok bilimsel gözlemde faydalı oluyor, tıpta ya da başka bir yerde. Araç da sürebiliyorlar. Ama bilim felsefecilerinin çok sık kullandığı terimle epistemolojik kopuş’a yol açacak bir şey göremiyoruz. Agresif kanserlerin tedavisi, ömür uzatma, yıldızlararası seyahat alternatifleri gibi şeyler.
Bu noktadan sonra varılan herhangi bir sonuç bilinmezlerle karşılaşıyor. Acaba yapay zekânın bunları yapması beklenen bir aşamaya gelmesi mi düşünülüyor? Ya da pozitif bilimlerin yanı sıra, insan toplumlarının yönetimi ve hukuk yapısını düzenleyecek şekilde uygulanması mı? Bilemiyorum.
Bunun ise felaketlere yol açacağını görmek için uzman olmaya gerek yok. Çünkü asıl bu noktadan sonrası tehlikeyi davet ediyor. Bir yapay zekânın dışarıdan müdahaleye gerek olmaksızın kendisini çoğaltabileceği bir Von Neumann makinesine dönüşmesinden bahsediyorum.
Bir gezegende iki büyük alfa predatör birbirleriyle yaşayabilir mi? Eğer yapay zekâ besin zincirinin tepesine çıkacak bir bağımsızlığı elde ederse, insanlarla yaşayabileceğini ileri sürmek çok mu naif bir düşünce olacaktır?
Ya da yapay zekâ böyle bir aşamaya gelmese dahi, onun insanların olgularla kurduğu bağı engelleyecek başka bir ideolojinin yaratımına yol açması mı isteniyor? Bu ihtimal daha yakın, daha tehlikeli görünüyor. Çünkü, insanlık tarihi, insanların toplumsal olarak sağlıklı karar almasını engelleyen veya engellemeye çalışan iktidar yapılarının tarihi. Burada Marksist pencereyi genişletmek gerekiyor. Sadece bir sınıf aidiyeti olarak değil aynı zamanda hangi sınıfta bulunursa bulunsun, insanların olgularla kurduğu bağın zayıfladığı kriz anlarının büyük savaşlara, ekonomik bunalımlara yol açtığını görüyoruz.
Bu tarihteki hareketlerin ve dinamiklerin arkasında illaki bu psikolojik faktörlerin olduğunu varsaymamızı ileri süren bir tez değil; dolayısıyla yanlışlanabilir. Ancak ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Henüz yapay zekâya gelmeden sosyal medya algoritmalarla bunu başardı. Neden yapay zekâ başaramasın?
Hakikatin ölümünden kastettiğim ise tam olarak bu. Bir sis perdesi indirmek için toplumsal olan üzerine düşünmenin ve sorgulamanın mantık süzgecinden geçirilmesi yerine başka düşüncelerin -yani yapay zekâya ait olduğu söylenen rasyonel düşüncenin- dümen suyuna sokularak, gereksiz yere sofistike ve karmaşık hale getirilmesi. Suların bulandırılması. Bu anlamda yapay zekâ ideal bir aday gibi görünüyor.
Ne zaman bu mesele üzerinde konuşsam, belirli insanlar yapay zekânın pek çok insanın işini elinden alacağını söylüyorlar. Bu doğru. Ancak esas mesele aslında burada arada kaynıyor. Bir tasarımcının işini elinden alıyorsa, o bu tasarımcının yerine onu aktör olarak görmemizle ilgili. Bunu ise sermaye yapıları olumluyor. Dolayısıyla x tasarımcısının yerine y tasarımcısını işe almış oluyorsunuz. Tekrar edeyim; burada yapay zekânın ne olduğundan bahsetmiyorum. Bir aktör olduğunu varsayarak konuşuyorum.
Evet, işte bu varsayımın kalıcı olduğunu düşünmemiz isteniyor olabilir mi? Bunu bilmiyorum. Bilgisayar teorisyenleri, yapay zekâ uzmanları da yazının başında belirttiğim gibi bu konuda farklı düşünceler içerisindeler. Kısacası, yapay zekâ onlarca teraflopluk gücüyle insan beyninin işlem kapasitesini kat be kat aşabiliyor; fakat meselenin bu olmadığını anlamamız için başka neyi görmemiz gerekiyor bilemiyorum.

































Yorum Yazın