MENU
  • ÇEVİRİ
  • YORUM
  • YARGI KRİZİ
  • PİYASALAR
  • GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EDİTÖRDEN
  • SPOR
  • KÖŞE YAZILARI
  • DOSYA>Seçimin Ardından
  • GENEL
  • KİTAP
  • DOSYA>Avrupa'nın Seçimi
  • DOSYA>Emekliler
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • ASTROLOJİ
  • RÜYA TABİRLERİ
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • E-Bülten
Yeni Arayış
Yeni Arayış
Yeni Arayış
  • ANA SAYFA
  • KÖŞE & YORUM YAZILARI
  • KATEGORİLER
    • SİYASET
    • EKONOMİ
    • DIŞ POLİTİKA
    • KÜLTÜR SANAT
    • HUKUK
    • TEKNOLOJİ
    • PSİKOLOJİ
    • FELSEFE
    • KENT
    • EDEBİYAT
    • SAĞLIK
    • ASTROLOJİ
    • GEZİ
    • SÖYLEŞİ
    • EKOLOJİ
    • MEDYA
    • EĞİTİM
  • KÜNYE & İLETİŞİM
Kapat

Yöneticiler neyi yönetir?

ANA SAYFASİYASETYöneticiler neyi yönetir?
Yöneticiler neyi yönetir?

Bugün dünyanın mutlu ülkeleri, vatandaşlarının bu bilince sahip olduğu ve devlet-vatandaş ilişkisinin mantıklı bir zemine oturtulmuş olduğu ülkelerdir. Buna karşın insanların kendilerini hakları olan birer vatandaş olarak görmedikleri ve -farkında olarak ya da olmayarak- devletlerinin kulu/kölesi/tebaası olarak gördükleri ülkelerde ise insanlar, her anlamda sefalet içinde yaşamaya devam etmektedirler.

30 Ağustos, 2025, Cumartesi 00:20
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
M. Cem Özmen
M. Cem Özmen

Bu nedenle her birimizin birer vatandaş olduğumuzu, bu anlamda devletin asıl sahibi olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Bugün dünyanın mutlu ülkeleri, vatandaşlarının bu bilince sahip olduğu ve devlet-vatandaş ilişkisinin mantıklı bir zemine oturtulmuş olduğu ülkelerdir.

Hayatımız boyunca birçok seçime giriyoruz ve belli görevler için oy kullanıyoruz. Milletvekili seçimleri, cumhurbaşkanlığı seçimleri, yerel seçimler (belediye başkanları, belediye meclis üyelikleri vd. seçimleri), vd. gibi. Bunların sonucunda da bazı kişilerin yönetici olmasını ve merkezde ya da yerelde ülkeyi/şehri “yönetmesini” bekliyoruz. Bu anlamda çeşitli “yönetici”lerimizi seçiyoruz. Peki seçimlerde oy kullanarak seçtiğimiz “yönetici”lerden ne bekliyoruz? Bu soruya liyakat, dürüstlük, şeffaflık, vd. birçok açıdan yanıt verilebilir. Ancak ben işin etik boyutuna -şimdilik- girmeden, bu “yönetici”lerden en temelde neyi yönetmelerini bekliyoruz, o soruyu biraz tartışmak istiyorum.

Yanıtı çok basit olan ve bu anlamda sorulmasına gerek olmayan bir soru gibi görünüyor, değil mi? Değil bence. Çünkü hepimiz çok benzer şeyleri düşünüyor ve birbirine yakın yanıtlar veriyor gibi görünsek de bu konuda oldukça farklı bakış açılarına sahip olduğumuzu görüyorum. Bu nedenle bu yazıda biraz bu boyutları tartışmak ve söz konusu “yönetici”lerden neyi yönetmelerini beklediğimiz konusunu siyaset felsefesi kapsamında ele almak istiyorum.

Şöyle bir soruyla başlayalım. Örneğin bir belediye başkanı ne için seçilir? Kısa cevap: Bir şehri yönetmek için seçilir deriz genellikle. Peki “bir şehri yönetmek” ne demektir? Onu da insanıyla, yoluyla, altyapısıyla, kurallarıyla bir şehirde olan herkesi yönetmek şeklinde yanıtlarız çoğunlukla. İşte bence bu noktada işler biraz karışır. Bir bakış açısı, bu tanımda yönetilecek olanlar arasına o şehirde yaşayan insanları da katarken başka bir bakış açısı, şehrin asıl sahibi olan insan faktörünü ayrı tutup o insanlar için verilecek olan hizmetleri öne çıkartır. Birinci bakış açısında şehirde yaşayan insanlar edilgenleştirilerek seçilmiş olan kişinin emri altına verilirken ikinci yaklaşımda şehrin asıl sahibi olan insanlar ayrı tutularak belediye başkanının şehirde yaşayanlar için hizmet üretmesinin gerekliliğine vurgu yapılır.

Söylemek istediklerimi biraz daha açmaya çalışayım: Bir kente “yönetici” olarak seçilen bir kişinin görevi nedir? O şehirde yaşayan insanların (buna hayvanları, çevreyi, doğayı vb. de eklemeliyiz) sağlık, mutluluk ve huzur içinde yaşayabilmeleri içingerekli hizmetlerin üretilmesini sağlamaktır. Bunlar nedir, dersek. En genelde su, elektrik, doğalgaz, yol, vd. gibi altyapı hizmetleri; toplu taşıma vb. gibi ulaşım hizmetleri; çöp, temizlik, kanalizasyon, atık yönetimi, hava kirliliğini önleme vb. gibi çevresel hizmetler; yangın, sel, deprem vd. konularla ilgili risk ve afet yönetim hizmetleri vb. diyebiliriz. Buna ek olarak şehirde yaşayan insanların ve hayvanların sosyal ve kültürel ihtiyaçları için çeşitli etkinlikler, parklar, bahçeler, spor tesisleri, kreşler, barınma ve beslenme alanları vb. hizmetleri de sayabiliriz. (Yerel yönetimlerin çok daha güçlü olduğu, örneğin eyalet sisteminin uygulandığı bölgelerde yerel yönetimlerden beklenen çok daha fazla şey vardır. Ekonomi, adalet, eğitim vd. alanlardaki hizmetler gibi. Ancak konuyu ülkemizle sınırlı tutmak için bu tür hizmetleri bu yazıda göz ardı ettim.)

Kısacası o şehirde yaşayan insanların mutluluğu için yapılması gereken birçok çalışma ve bu anlamda sağlanması gereken birçok hizmet bulunuyor. Dolayısıyla biz aslında bir belediye başkanını seçerken bu hizmetlerin yerine getirilmesi için gerekli olan işleri, süreçleri, ekipleri, sistemleri, organizasyonları vb. yönetmek üzere “yönetici” seçiyoruz. Yoksa herhangi birimizi yönetmek için bir belediye başkanı seçmiyoruz. Bizler, birer insan olarak, aklı başında birer birey ve yurttaş/hemşeri olarak zaten kendi kendimizi yönetebilen insanlar olmalıyız. Ve öyleyizdir (umarım!). Bir başka insanın (bu belediye başkanı, bakan, başbakan ya da başka her kim olursa olsun) bizi yönetmesine ihtiyacımız yoktur.

Burada örnek olarak bir belediye başkanını konuştuk. Tabii bununla birlikte bir şehirde verilen hizmetlerin yalnızca bir kişi tarafından değil de o şehirdeki farklılıkları da yansıtacak şekilde bir belediye meclisi tarafından yönetiliyor olması daha ileri bir modeldir. Bu anlamda ülkemizde de yerel seçimlerde belediye başkanlarıyla beraber o ilde/ilçede belediye meclis üyelerini de seçiyoruz. Dolayısıyla aynı bakış açısının onlar için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bir belediye meclis üyesinin de görevi, yukarıda belirttiğimiz hizmetlere yönelik süreçlerin yönetimine katkıda bulunmaktır. Bunu yaparken de o bölgede yaşayan insanların farklılığından kaynaklanan zenginliğin yereldeki meclisin çoğulcu yapısına yansımasana ve bu hizmetlerin herkes için eşitlikçi, adaletli ve kapsayıcı bir şekilde verilmesine destek olmaktır. Teorik olarak güzel bir süreç olmakla birlikte pratikte ülkemizde bu katkıyı sağlayıp sağlamadığı başka bir tartışma konusu tabii. Ama sonuçta yerel yönetimlerde belediye başkanları gibi meclis üyeleri de hatta muhtarlar da sonuçta vatandaşları değil, vatandaşlar için üretilecek olan hizmetleriyönetmek üzere seçilirler.

Yerel yöneticiler için sorduğumuz soruyu merkezi yönetim ve dolayısıyla milletvekilliği seçim süreci için de sorabiliriz: Bir milletvekili veya bakan (bakanları vatandaşlar doğrudan seçmiyorlar ama dolaylı da olsa seçtiklerini varsayalım) niçin seçilir? Bir milletvekili veya bakanın görevi nedir? Kısa cevap, ülkeyi yönetmek deriz. Ama “ülkeyi yönetmek” ne demektir? Burada da konu aslında o ülkedeki insanların (ve tabii hayvanların, çevrenin, doğanın vb.) sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayabilmeleri için gerekli olan hizmetlerin yönetimidir. Dolayısıyla bir milletvekilinin ve bakanın görevi; bu hizmetlerin tam, doğru, eşitlikçi, adaletli ve kapsayıcı bir şekilde verilmesi için gerekli olan işleri, süreçleri, ekipleri, sistemleri, organizasyonları vd. yönetmektir. Yani örneğin sağlık bakanının görevi; ülkedeki herkesin tam, eksiksiz, etkin, güvenli, erişilebilir bir sağlık hizmeti alabilmesi için gerekli olan süreçleri, hastaneleri, bu anlamda sağlık çalışanlarının (doktorlar, hemşireler vd.) yaptığı işleri, sistemleri, sağlıkla ilgili altyapıyı vd. yönetmektir.

Aynı şekilde içişleri bakanının görevi; ülkedeki insanların huzurlu ve güvenli bir ortamda, özgürce, mutlu bir şekilde yaşayabilmeleri için gerekli olan güvenlik, seçim, afetlere hazırlık, acil durum yönetimi, trafik, nüfus, ulaşım vb. hizmetlerin verildiği süreçleri, sistemleri, araçları, personeli, vd. yönetmektir. Aynı şeyi bütün diğer bakanlıklar, genel müdürlükler, TÜİK, Kızılay, YÖK, RTÜK vd. gibi vatandaşa hizmet etmek amacıyla kurulmuş ve görevi bu olan tüm devlet kurumları/kuruluşları/organizasyonları vd. için de söyleyebiliriz. Görevleri, kendi alanlarıyla ilgili vatandaşlara sağlayacakları hizmetleri en doğru, sağlıklı, tam, eksiksiz, adaletli bir şekilde üretmek ve bunun için gerekli süreçleri, sistemleri, ekipleri vd. bileşenleri etkin bir şekilde yönetmektir. Eğer ülkede örneğin sağlıkla ilgili bir sorun yaşanıyorsa, ekonomi düzgün değilse, depremde insanlar ölüyorsa, vatandaş polisin uygulamalarından memnun değilse, TÜİK’in raporları inandırıcı bulunmuyorsa, sahte diploma vd. skandallar oluyorsa o alanla ilgili kişiler/kurumlar/kuruluşlar görevlerini yapmamış, bu hizmetle ilgili süreçleri yeterince iyi bir şekilde yönetememişler demektir.

Sonuç

Tekrarlamak gerekirse: Biz seçimlerde bizi yönetsin diye yönetici, milletvekili, bakan, başbakan, belediye başkanı vd. seçmiyoruz. Biz birer insanız ve her birimizin kendince aklı, mantığı, vicdanı var. Toplumsal kurallar ve yasalar çerçevesinde kendi kendimizi yönetecek akla, mantığa, iradeye sahibiz. Birer insan ve vatandaş olarak toplum içinde yaşarken ve kendi kendimizi yönetirken herhangi bir hatamız/yanlışımız/eksiğimiz olursa (örneğin bir trafik kuralına uymazsak, ödememiz gereken bir vergiyi ödemezsek, işimizi yeterince dikkatli bir şekilde yapmazsak vb.) zaten onun cezası her neyse onu çekeriz, çekiyoruz. Onun dışında insanlığın geldiği bu aşamada dünyada bir insanın bir başka insanı yönetmesi diye bir anlayış olamaz. En çok “yönetici” ifadesinin geçtiği iş yaşamında bile yöneticilerden insanı değil bir anlamda onun yaptığı işi, ortaya koyduğu ürünü/hizmeti/performansı yönetmeleri beklenir. Özellikle de devlet-vatandaş ilişkilerinde devletin insanı yönetmesi, yönetmeye kalkması, ona bir şeyleri empoze etmeye çalışması demek; vatandaşın iradesini hiçe sayması, ona bir insan olarak hiç değer vermemesi demektir.

Devlet dediğimiz yapı da nihayetinde insanlardan oluşur ve bir insanın devlet kurumlarında çalışıyor olması bir başka insana göre onun daha zeki, mantıklı, akıllı vd. olduğunu hiçbir şekilde göstermez. Bu anlamda her bir insan ve her bir vatandaş, kendi kendisini yönetme hakkına ve sorumluluğuna sahiptir. İnsan olmak, vatandaş olmak bu demektir. Devletten beklenen, insanları yönetmeye kalkması değildir. Devletten beklenen, yalnızca ve yalnızca vatandaşlar için yapması gereken işleri yapması; onlar için merkezde sağlık, eğitim, güvenlik, ekonomi vd. hizmetleri, yerelde de altyapı, ulaşım, temizlik vd. hizmetleri en güzel bir şekilde üretmesidir. Merkeziyle ve yereliyle devlet bir şeyi yönetecekse vatandaşlara verdiği bu hizmetlerin en mükemmel olması için gerekli süreçleri, sistemleri, ekipleri, kaynakları, vd. yönetmelidir. Devletin “yönetici” rolü, bu hizmetlerin sağlanmasıyla ilgilidir. Devlet, bu anlayışın dışına çıkıp da yönetim adı altında vatandaşını yok sayan, ona değer vermeyen, ona hizmet etmek yerine yalnızca kendini yaşatmaya çalışan hatta elindeki güce dayanarak vatandaşını korkutan/sindiren bir kurum haline gelirse; içi boş bir kabuk, yoz bir yapı ve nihayetinde bir suç örgütü durumuna düşmesi kaçınılmazdır.

Devlet ile vatandaş ilişkisini olması gereken mantıklı zemine oturtmadığımız sürece ülkemizde herhangi bir işin düzgün yürümesi mümkün değildir. Devlet; insanlar için, vatandaşa hizmet etmek için vardır. Vatandaş da devletin bu hizmetlerini sağlayabilmesi için vergi verir, bir savaş durumunda ülkesini savunur, ortaklaşa belirlenmiş kurallara uyar, vb. Onun dışında bu hizmetleri sağlayacak ve ülkeyi yaşanacak hale getirecek olan merkeziyle yereliyle devlet kurumlarıdır. Çünkü tüm yetki, bu kurumların yani devletin elindedir. Devletin bu sözleşme dışına çıkmaya başladığı yerde devleti uyarıp tekrar doğru rotasına sokacak olan da yine vatandaştır. Bu anlamda devleti denetleyecek ve yönetecek olan vatandaşın kendisidir. Bu nedenle her birimizin birer vatandaş olduğumuzu, bu anlamda devletin asıl sahibi olduğumuzu unutmamamız gerekiyor.

Bugün dünyanın mutlu ülkeleri, vatandaşlarının bu bilince sahip olduğu ve devlet-vatandaş ilişkisinin mantıklı bir zemine oturtulmuş olduğu ülkelerdir. Buna karşın insanların kendilerini hakları olan birer vatandaş olarak görmedikleri ve -farkında olarak ya da olmayarak- devletlerinin kulu/kölesi/tebaası olarak gördükleri ülkelerde ise insanlar, her anlamda sefalet içinde yaşamaya devam etmektedirler. Bu açıdan tekrar altını çizmek gerekirse; aslolan vatandaştır, devlet vatandaş için vardır. Dolayısıyla asıl yönetici vatandaştır. Her türlü organıyla devletin görevi, yalnızca vatandaşlara sağlayacağı hizmetleri yönetmek ve en adanmış bir şekilde hizmet ederek onları mutlu etmektir.

Yazarlar sayfasını izyeret ettiniz mi?

Yorum Yazın

M. Cem Özmen
    M. Cem Özmen

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    X (Twitter)
    Instagram
    Linkedin
    Mastodon
    Bluesky
    Köşe Yazarları
    Herkül Millas
    Herkül Millas Batı ile Doğu’nun Farkları – 2
    Bilal Sambur
    Bilal Sambur Teşhiircilik söylemi politiktir, çünkü teşhircilik, tasallut ve tahakküm demektir
    M. Cem Özmen
    M. Cem Özmen Yöneticiler neyi yönetir?
    Emir Berke Yaşar
    Emir Berke Yaşar Erkeklik bir güç değil, yüktür
    Hakan Tahmaz
    Hakan Tahmaz Komisyon yol temizliği için harekete geçmeli
    Akın Özçer
    Akın Özçer Demokratların çilesi
    Murat Aksoy
    Murat Aksoy Aleviler neden yeniden siyasetin "nesnesi" oluyor?
    Korhan Gümüş
    Korhan Gümüş Haydarpaşa Garı Vakası’nın arka planı
    Özgür Çoban
    Özgür Çoban Almanya’nın kâbusu: Neofaşist bir başbakan mümkün mü?
    Erdem Bağcı
    Erdem Bağcı Türkiye’nin Turizm Ekonomisi
    Ali Kılıç
    Ali Kılıç Suriye’de sandık oyunu: Barış mı, yeni kaos mu?
    Burcu Ağca Karakaya
    Burcu Ağca Karakaya Çin’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Amerika’dan Suudi Arabistan’a yapay zekada küresel yarış
    M. Coşkun Cangöz
    M. Coşkun Cangöz Gizemli borçlu kim?
    instagram gel gel
    Yeni Arayış
    KünyeGizlilik PolitikasıE-BültenRSSSitemapSitene EkleArşiv
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDIN

    Yeni Arayış | Onemsoft Haber Yazılımı