İnsanlık tarihi boyunca Eski Dünya adıyla anılan, bölgede yaşıyoruz. Ortadoğu ve Arap yarımadası yeryüzünde en uzun süreyle, üretim, ticaret yollarının denetimi ve sermaye hareketlerinden kaynaklanan, sayısız çatışmaların sahnesiydi. Geride bıraktığımız yüzyılda kısa aralıkla iki büyük savaşı yaşadı. Tarihsel kırılmalara tanık oldu.
Dünya ticaretini ele geçirmek için acımasızlığın zirvesine çıkan, sömürgecilik kökenli sermaye, 1917 Yılında hiç beklenmedik bir anda Ekim Devrimi ile sarsıldı. Geçmişte Batı saflarında yer alan, Rus Çarlığı 1920 yılından sonra amansız bir rakip oldu. Henüz aradan 20 yıl geçmeden başlayan ikinci paylaşım savaşının galipleri arasında yer aldı. İkinci Dünya Savaşı dengeleri köklü biçimde değiştirmişti. Bir zamanların üzerinde güneş batmayan, imparatorluğu olarak tanımlanan, İngiltere yerini iki kutuplu yeni dünya düzeninde hızla ABD’ye bıraktı.
Savaşın ardından dünya nüfusu ilk 50 yılda iki katına çıktı. Teknoloji üretiminde geri kalan ülkeler ile enerji kaynaklarına ve daha önemlisi “para piyasalarına” hakim olanlar arasında süren, amansız rekabet sanal gerekçelerle kitlelere sunulmaya çalışıldı.
Demokrasi, insan hakları, hak ve özgürlükler, bağımsız yargı, insanların inançlarını diledikleri gibi yaşamalarına odaklanan, kitlesel iletişim organları gerçeklerin fark edilmesini önlemekte etkin oldular. Geçtiğimiz yıl küresel ölçekte 118 Trilyon Dolar olan, toplu mal ve hizmet üretimine karşın, ülkelerin borçlarının toplamının 340 trilyon dolara ulaştığını, tartışma dışında bırakmayı başardılar. Türevler, kurlar ve faiz oranlarıyla kurgulanan, küresel ekonomi, sanal başarı öyküleriyle tartışma dışı bırakıldı. Üretimi arttırmak yerine finansal araçlarla yapay zenginlikler ürettiler. Dijital teknoloji, robotik çağ, süpersonik hayalet uçaklar, yüzen kaleler olarak tanımlanan, uçak gemileriyle dünya kamuoyu başarıyla oyalandı.
Çin bu süreçte sürekli artan üretimi ve teknoloji yatırımları ile Dünyanın 2. büyük ekonomisini yarattı. Gelişmeyi fark eden ABD’de yeni iş başına gelen, Trump’ın liderliğindeki “Evangelist” iktidar, kendi halkına MAGA sloganıyla seslendi. Amerika’yı yeniden en büyük yapacaklardı. Eskinin söylemelerini bir yana bıraktılar.
Çin’in büyümesini engellemek için işe enerji kaynaklarını kesmekle başladılar. Bir iç darbe ile Venezuela’nın petrol kaynaklarına günün moda deyimiyle çöktüler. Arjantin dışında müttefik bulmakta zorlanıyorlar.
İkinci aşama Ortadoğu’da İran rejiminin devrilmesiydi. Dünya kamuoyunda siyasal radikal İslam hareketlerine duyulan, tepkinin gerçek amaçlarını gizleyeceğinden emindiler. Ortadoğu’da aradıkları müttefik sayısı yeterliydi.
Büyük olasılıkla İsrail gizli servisinin yanılgısıyla, İran’da üst yönetimi ve komuta kademesinin bir yıldırım baskınla saf dışı bırakılmasının, rejimi değiştireceğine inandılar. Aralarında çocukların da bulunduğu, masum sivilleri bombalamaktan kaçınmadılar. ABD-İsrail ikilisinin İran' saldırmalarıyla başlayan sürecin, en azından Trump-Netenyahu ikilisinin beklentilerinin tersine, kısa sürede sonuçlanmayacağı anlaşılıyor.
Türkiye’nin bu süreçte izlediği dış politikayı; “örtülü Amerika yanlısı” olarak nitelemek yanlış olmaz. Son günlerde ilgi alanını daha yükseklere yönelttiği öne sürülen, Dış İşleri Bakanının ABD yanlısı Müslüman ülkelerden gelen, mevkidaşlarıyla birlikte imzaladıkları bildiri bu görüşü doğruluyor.
Türkiye’nin son krizden ekonomik ve siyasal açıdan en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer aldığına hiç kuşku yok. Ancak günümüzden yüzlerce yıl öncesine dayanan, tarihsel ilişkileri Türkiye’nin diğer imzacı ülkelerden farklı konumlanmasını gerektirirdi. Geçmişten birkaç örnekle açıklamaya çalışalım.
Hindistan’a uzanan, Deniz Ticaret Yollarının denetimi için Yemen’in alınması.
1520-1635 yılları arasında Mısır’a bağlı yönetilmesi.
2. Selim’in saltanatında Uzakdoğu deniz trafiğinin Süveyş üzerinden Akdeniz’e kaydırılması amacıyla tasarlanan, kanal projesinin; Mısır Hidivi Said Paşa döneminde başlayan, inşaatının 1869 yılında bitiminden 300 yıl önce gündeme getirilmesi, Osmanlının Bölgeye verdiği önemi gösteriyor. II. Selim’in fermanında amaç; “Portakal” (Portekiz) kafirinin hac farizesini ikmal eden, Müslümanlara tasalluduna mani olmak, olarak açıklandı. Gerçekte Portekiz’in denizlerde artan, ağırlığı karşısında Hindistan ticaret yolunun denetimi de ağır basmış olmalıydı.
Trump geçmişi böyle olan bir bölgeye MAGA’yı gerçekleştirmek amacıyla saldırdı. Bu gidişle MAGA değil ama argo deyimle “madara” olma olasılığı artıyor.
































Yorum Yazın