1986-1988 yıllarındaki Tarlabaşı Bulvarı yıkımlarını belgeleyen fotoğraf ve harita koleksiyonu SALT Araştırma Kent, Toplum ve Ekonomi Arşivi’nde çevrimiçi erişime açıldı.1986 yılında başlayan Tarlabaşı yıkımları sırasında 300’den fazla tarihi yapı yıkıldı ve bölgenin büyük bir kısmı istimlak edildi.
Tarlabaşı 1942’de Varlık Vergisi, 1955’te 6-7 Eylül Olayları, 1964 tehciri gibi ve burada yaşayan insanların zorla yerinden edilmeleri ve yaşanan göçler sonrası “çöküntü bölgesi” olarak adlandırılmış ve sürekli odak noktası hâline getirilmişti.
Koleksiyonda yer alan fotoğraflar, istimlak edilen yapıları belgelerken, haritalar, bulvar projesinin sınırları içine giren ve kamulaştırılan ada ve parsellere dair bilgi sunuyor.
Yeşil Dayanışma adlı topluluk nasıl örgütlendi?
Bu yıkımların benim gibi insanların hayatında çok özel bir yeri var.
1980 darbesi sonrası örgütlenme sorununa bir çare arayan muhalif aydınlar, yazarlar tarafından Bilsak adını taşıyan bir yer kurulmuştu. Bu binanın birinci katında “Yeşil Dayanışma” adı altında daha çok mimar-şehir plancısı kişilerden oluşan bir topluluk oluşturmuştuk. Buradaki salon kısa bir süre içinde her kesimden aydınların, muhaliflerin buluştuğu bir mekan olmuştu.
Yıkımlara direnmenin yollarını arıyorduk. Bir gün dozerin önüne uzandığımı ve işini engellediğim için dozercinin elindeki demirle kafama vurduğunu ve gözümü Taksim İlkyardım Hastanesi’nde açtığımı hatırlıyorum.
Önce adı sanı bilinen, saygı duyulan tanınmış hocaları ziyarete gittik. Bir kısmı "bu siyasal konu, bizim elimizden bir şey gelmez" dedi. Bir kısmı da bizi azarladı. “Siz halt etmişsiniz! Başkan bizi dinliyor, yurtdışına bile birlikte gidiyoruz. Orada ona nasıl yapılması gerektiğini gösteriyoruz.” Şaşırmıştık. Anlaşılan belediyeden kapalı ilişkilerle proje işleri alıyorlardı.
Mimarlar Odası Başkanı “boşuna uğraşmayın. Siz kimsiniz? Biz bile durduramadık, konu öncelikle siyasi” dedi. Çaresizdik. Ama öğrenciyken gecekondu bölgelerinde zorlu şartlarda çalışmıştık. Ama "Şehircilik bilimine, hukuka aykırı" diye itiraz etmenin ya da "bu önce siyasi bir konu" demenin karşılığının ne olduğunu, ne anlama geldiğini bir parça biliyorduk. Muhalif gibi gözüküp, kendi kamu yararını temsil eden bir topluluk gibi hareket etmiyorduk.
Tarlabaşı yıkımları ile birlikte sıra Galata’ya gelmişti. Galata Kulesi'ne uzanan Büyükhendek ile Küçükhendek caddelerini birleştirilecek, aradaki yapı adasını yok edilecekti. Kule bir tarafa yanaşmış olarak ortada kalacaktı.
Bu caddeler 19. yüzyılda Galata surlarının yıkımı sonrası düzenlemeler sırasında oluşmuştu ve adlarını surların çevresindeki hendeklerden alıyorlardı. Yıkımlar sonrasında ortaya çıkacak görünüm aşağı yukarı şöyle tarif edilebilir: Bir tarafta yıkımlarla elde edilen bir boşluk. Diğer tarafta henüz yıkılmamış binalara yaslanan bir Galata Kulesi… Sanki bir kenara konmuş, başka bir yere yerleştirilmiş gibi
Orada yaşayan, çalışan halkla birlikte günlerce, aylarca direndik. Evleri boyadık, temizledik. Şenlikler düzenledik. Bülent Erkmen afişleri hazırladı. O tarihte Galata henüz soylulaşmamıştı. Göçmen yoksul insanlar yaşıyordu, o sırada.
Kızdığında esip gürleyen Dalan nasıl püskürtüldü?
Gezi olayı gibi bir şey oldu. Binlerce insan akın akın Galata’ya geldi. Şehrin eski endüstriyel merkezini ve şehirsel dokuyu kazıyan, arkasına medyayı, seçkinleri de alan Büyükşehir Belediye Başkanı Dalan Galata’da büyük bir hezimete uğradı. Ne yapacağını şaşırdı. “Ben hocalarıma danıştım. Bizim ecdadımızın eseri değilmiş, yıkabilirsin dediler” gibi abuk şeyler söyleyip durdu.
Galata’nın kurtarılışı o tarihte İstanbul’da yaşanan en ilginç olaylardan biriydi.
Bu tarihte gençler içlerinde dönemin tanınmış yazarlarının, sanatçılarının da bulunduğu binlerce kişiyi buraya çekerek günlerce süren etkinlikler düzenlediler. Galata yıkımlarına karşı hakları gasp edilmek istenenlerle birlikte direndiler. Yıkılmak istenen binalar içinde yaşayanlarla birlikte temizlediler, fırçaladılar ve boyadılar.
Bu olay medyada geniş yer buldu. Kızdığında esip gürleyen, hukuksuz yıkımlara itiraz edenlerin binasını bizzat kendi kullandığı dozer ile yıkan ve “yıkarım ve cezam neyse öderim” diyen Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan, bu otoriter kişilik, hiç beklenmedik bir şekilde püskürtüldü.
Anlayabildiğim kadarıyla ona büyük bir keyif veriyordu.
Seçkinlerin, entelektüel kişilerin kamu yararı kavramını temsil ediyormuş gibi gözüken “koruma” gibi kavramları çiğnemek. Büyük ihtimalle eğitimli ve ayrıcalıklı bir azınlığın kariyer fırsatlarını, elde ettikleri imtiyazları temsil ettiğini düşünüyordu. Ayrıca her deneyimli politikacı gibi "itiraz etmesinler diye onları beslemek gerektiğini" de.
Koruma, Şehircilik bilimi gibi kavramların yerel halkı pek ilgilendirdiği de pek söylenemezdi.
Dalan basını ve entelejansiyayı kendisine bağladığına gerçekten inanıyordu. Ama ilk yerel seçimleri kaybetti. Seçimleri onun yanında izleyen gazeteciler nasıl bir travma yaşadığını hep anlatırlar. Oysa o kadar şişirilmiş ve seçimleri kazanacağından o kadar da emindi ki.
.jpg)
Fotoğraf: Ali Öz - Salt Araştırma
Galata direnişi Dalan’ın şişirilmiş karizmasını nasıl yerle bir etti?
Bu direniş seçkinci bir itiraz değildi. Onun şişirilmiş karizmasını sarsan, günlerce süren, muazzam bir topluluğu her gün oraya çeken muazzam bir direnişti… Bu yüzden Galata yıkımlarını bir daha ağzına bile alamadı. Arkasını dönüp kaçtı. Ama artık çok geçti.
Ne kadar yanıldığını seçimlerde anladı. Çevresinde saçaklananlar “kralın çıplak” olduğunu söylemediler. Galata direnişi otoritesini fena halde sarstı.
Bildiğimiz siyasal mücadeleler ile sonuçları itibarıyla hiç benzemeyen bu sıra dışı olayı bu vesile ile hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyorum. O güne kadar itirazları hiç dikkate almayan, hatta fark ettiğinde üzerine giden, çıkar ilişkileriyle bağladığı medyayı, bilim çevrelerini arkasına alan bu otoriter belediye başkanı nasıl oldu da yenilgiye uğradı? Dalan’ın beklenmediği durum şuydu: İtirazların onun otoriter popülist zihniyetini gıdıklayan dar bir mesleki çevreden geleceğini düşünüyordu. Direnenlerin “ideolojik nedenlerle” karşı çıktıklarını söyleyip durdu. Ama yanıldı.
Galata’daki direniş bağımsız insanlar ile birlikte yerinden edilecek yoksul kitlelerin katılımı ile, uzun süreli karma bir çalışma ile örgütlendi. Ancak yalnızca yerel halk değil, bilişsel alanda önemli bir entelektüel çevreyi harekete geçiren bu grup bu direnişin aynı zamanda İstanbul’a, hatta uluslararası planda geniş bir kamuoyuna mal olmasını sağladı. Otoriter Belediye Başkanı bir anda her yaptığını meşrulaştıran zemini kaybetti. Direniş, kurulan ilişkiler sayesinde ana akım medyada dahi geniş yer buldu. Yapılan eylem onun değersiz bulduğu, yıkmak istediği binaları, yaşayanlarla, çalışanlarla birlikte yeniden canlandırdı.
Yerel halkın katılımıyla günlerce süren şenlikler düzenlendi. Binaların cumbalarından saz çalanlar, sokakta dans edenler, birlikte binaları temizleme boyama eylemleri ilginç bir görüntü oluşturdu. Binlerce insan Galata’ya akın etti. Bunların içinde tanınmış yazarlar, sanatçılar da bulunuyordu.

Fotoğrafta gördüğünüz 1988 yılında Galata’daki pantografa yaptırdığım Büyükhendek Caddesi’ndeki yapılardaki plaketlerden birinin güncel hali. Sonrasında yaşanan bütün olaylara rağmen bu muazzam direnişin küçük bir tanığı olarak hala yerinde duruyor.
Şimdi aramızda olmayan Semra Somersan, İhsan Bilgin, Raşit Gökçeli, Arhan Kayar, Hrant Dink gibi o tarihte Galata’yı yıktırmayan, orada günlerce, aylarca yerel halkla birlikte direnen insanların anısına saygıyla…
































Yorum Yazın