Başkan Trump, 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırıyı ilk duyurduğu günden beri savaş hakkında bir dizi yalan beyanda bulundu. İran’ın müzakereye girmek istediğini söyledi, oysa Tahran hükümeti buna dair hiçbir işaret göstermiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin “İran’ın askeri kapasitesinin %100’ünü yok ettiğini” iddia etti, halbuki Tahran hâlâ bölgede hasar vermeye devam ediyor. Savaşı neredeyse bitmiş gibi gösterirken, bir yandan da dünyanın dört bir yanından takviye çağrısı yapıyor.
Yalan söylemek elbette Trump’ın standart davranışıdır. Siyasi kariyeri, Barack Obama’nın doğum yeri hakkında bir yalanla başladı ve işleri, serveti, törenine katılımcı sayısı, 2020 seçim yenilgisi ve daha pek çok konuda yalan söyledi.
CNN’in birinci döneminde yaptığı bir sayımda, günde ortalama sekiz yanlış iddia ortaya koymuştu. Pek çok insan onun yalanlarına o kadar alıştı ki artık farkına bile varmıyor.
Ancak savaş hakkında yalan söylemek benzersiz şekilde aşındırıcıdır. Bir başkan savaş zamanında gerçeğin önemi olmadığını işaret ettiğinde, kabinesini ve generallerini ülkeyi ve birbirlerini savaşın gidişatı konusunda yanıltmaya teşvik eder. Ölümlü hataların ve hatta savaş suçlarının daha yaygın hale gelebileceği bir kültür yaratır. Çatışmanın gerçeklerini gizleyerek zaferi zorlaştırır ve müttefiklerin mücadeleye katılmada şüphe duymasına neden olur. Sonuçta Amerikan değerlerini ve çıkarlarını baltalar.
Bu savaşın akıllıca olup olmadığı konusunda makul bir tartışma yapılabilir. İran’ın katil hükümeti kendi halkına, bölgesine ve küresel istikrara gerçekten bir tehdit oluşturuyor.
Trump, rejimi karşısına alırken özellikle komşularını tehdit etmesini ve her şeyden önemlisi nükleer silah geliştirmesini önlemek istediği gerçeklerine dayalı bir argüman sunabilirdi.
Biz şüpheciyiz, ancak böyle bir durumun savunulabilir bir tarafı olduğunu kabul ediyoruz. Trump bunu yapmıyor. Bunun yerine, savaşın nedenleri ve ilerleyişi hakkında yalan söyleyerek, kötü planlamasını ve savaşın tartışmalı temelini gizlemeye çalışıyor gibi görünüyor.
Başkan, 28 Şubat’ta çatışmanın başlangıcını duyurduğu açıklamanın sadece birkaç dakika sonrasında bariz bir çelişkili gerekçe sundu.
Geçen Haziran’daki Amerikan saldırılarının İran’ın nükleer programını “yok ettiğini” tekrarladı, aynı zamanda bu programı savaşa gitme nedeni olarak gösterdi.
Yok etme iddiası yanlış: İran hâlâ yaklaşık 970 pound (yaklaşık 440 Kg) yüksek zenginleştirilmiş uranyuma sahip, bu potansiyel olarak 10 savaş başlığı için yeterli.
Yalanlar o zamandan beri devam ediyor. Birkaç gün sonra Trump, ABD ordusunun “neredeyse sınırsız” miktarda üst düzey mühimmat stoğu olduğunu söyledi. Ancak Pentagon, Orta Doğu’daki çabalarını sürdürmek için Güney Kore’den silah sevk etmek zorunda kaldı.
Ayrıca “kimsenin” İran’ın Arap ülkelerine saldırarak misilleme yapacağına inanmadığını iddia etti. Pazartesi günü ise “hayır, en büyük uzmanlar, kimse onların komşu ülkelere vuracağını düşünmemişti” dedi.
Gerçekte bazı uzmanlar tam da bu senaryoyu uyarmıştı. Başka bir örnekte Trump, kendisine karşı çıkanları vatan haini gibi göstermeye yönelik rahatsız edici eğilimini sürdürmek için yanlış bilgi kullandı. Geçen hafta sonu, “İran’ın, Sahte Haber Medyası ile yakın koordinasyon içinde” Amerikan uçağının okyanusta yandığı sahte videolar yayıldığını iddia eden bir paylaşım yaptı.
Beyaz Saray, Amerikan medya kuruluşlarının bunu yaptığına dair hiçbir örnek sunmadı. Bunun yerine CNN’in bildirdiğine göre, birkaç sahte çevrimiçi video çürütülmüştü. Yine de Trump, “bu videoları üreten Medya Kuruluşlarının, yanlış bilgi yaydıkları için İHANET suçlamasıyla yargılanması gerektiğini söyleyebilirsiniz!” iddiasında bulundu.
Şok edici bir yalan ise 7 Mart’ta geldi; Trump, tipik rahat tavrıyla, savaşın ilk saatlerinde Minab kasabasındaki bir ilkokula yapılan saldırının “İran tarafından yapıldığını” iddia etti.
Saldırı en az 175 kişiyi öldürdü, çoğu çocuktu. ABD ordusu bir soruşturma yürüttü ve ön bulgulara göre bir Amerikan füzesinin yanlışlıkla okulu vurduğunu belirledi. Ordu dürüstlüğü için takdiri hak ediyor. Ancak başkomutan hâlâ açıklamasını geri çekmedi. Bu tutum, Vietnam ve Irak savaşlarındaki yalanların yankısıdır; küçük yalanlar My Lai ve Haditha’daki gizlenen katliamlar gibi daha büyük olanlara dönüştü.
Bu yalanların sonuçları uzun sürdü. Vietnam’daki aldatmacalardan sonra Amerikalıların hükümete olan inancı asla tam olarak geri gelmedi. Ve George W. Bush yönetiminin hayali kitle imha silahları gerekçesiyle başlattığı ikinci Irak savaşı, modern sinik siyasi dönemin başlangıcı oldu.
2003’te o savaş başladığından beri Gallup’un ülkenin yönü hakkında sorduğu her ankette Amerikalıların çoğu memnuniyetsiz çıktı. Savaş hakkında yalanlar zaferi de zorlaştırır: Ne kadar çok yalan yayılırsa, gerçekle yüzleşmek o kadar az mümkün olur. Geriye bakıldığında Amerikalılar, Irak ve Vietnam’da liderlerinin gerçeği kabul etmeyi reddetmesinin stratejik hatalara yol açtığını anladı. Bu geçmiş tekrarlanıyor. ,
Trump bu savaşı başlatmadan önce, en üst düzey askeri danışmanının İran’ın onaylamadığı tüm trafiğe Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği uyarısını bir kenara attı. Küresel ekonomi şimdi onun aşırı özgüveninin sonuçlarıyla uğraşıyor.
Savaşta yalan söylemenin kişisel bir dersi de vardır. Lyndon Johnson ve George W. Bush, Amerikalıları ABD askeri eylemleri hakkında yanıltmakla sonsuza dek hatırlanacak. Yalanların söyleyen liderlere geri dönebileceğini öğrendiler.
Savaş başlatmak, bir siyasi liderin alabileceği en ciddi eylemdir. Hayatları sona erdirir ve tarihi değiştirebilir. Savaşı yönlendiren kararlar gerçeklere dayanmalı ve başkanlar, Amerikan askerlerine ve ailelerine neden savaşmaları istendiği konusunda gerçeği borçludur. Bay Trump’ın İran savaşı hakkında yalan söyleyerek elde ettiğini düşündüğü kısa vadeli kazanç, kendisi, ülke ve dünya için ödenen maliyetin yanında çok küçüktür.
* New York Times Editörler Kurulu
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.nytimes.com/2026/03/21/opinion/iran-war-trump-lying.html
































Yorum Yazın