Çok bilmiş, çok köşeli başlıkları, yazıları sevmiyorum, “kuşku” çok önemli olmalı, bu nedenle iddialı başlıklara, yazılara “kanımca” ibaresini koymayı ihmal etmiyorum, belirsizliğin (uncertainty) temel kesinlik (certainty) olduğu bir dönemde yaşıyoruz, belirsizliği ihmal eder, kesin kanaatler ihzar edersem “doğru olmayan bilgiyi alenen yayma” saçmalığını ceza kanunumuza sokan cahillerin durumuna düşebilirim, Tanrı hepimizi, herkesi bu cehaletten korusun diye temenni ederim.
Fransa’nın çok ünlü bir heykeltıraşı var, Auguste Rodin (1840-1917), müzesi Paris’te çok merkezi bir yerde, Les Invalides’den yürüyerek on dakika bile değil, Paris’e gidenlere ve bu müzeyi görmeyenlere hararetle tavsiye edilir.
Rodin’in çok ünlü bir ifadesi vardır, bir hayranı kendisine “Üstad, bu muhteşem heykelleri nasıl yapıyorsunuz?” diye sorduğunda şöyle cevap verir: “Çok zor değil, kaba taşı alıyorum, fazlalıklarını atıyorum, geriye bu heykeller kalıyor”.
Ne alakası var diyebilirsiniz ama Rodin’in bu ifadesi Türkiye siyaseti için çok önemli bir yol göstericidir.
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı gerçek bir ihtiyaçtır ama siyaseten yapamıyorsak yeni bir anayasa için Rodin’i taklit edelim, mesela 1982 Anayasasının 26’ını maddesine bakalım, üst başlık “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”, güzel başlıyor madde ama hemen arkasından hürriyeti tanımlayan birinci paragraftan çok daha uzun paragraflarla bu hürriyetin neden, nasıl sınırlanacağı anlatılıyor, kaba taştan bu fazlalıkları, “ancak, ama, lâkin” ile başlayan sınırlamaları atalım belki çok daha düzgün bir anayasamız olur.
Ayın mantıkla bu yazıda AKP’nin iktidara geldikten sonra yaptığı temel hataları da kendi zaviyemden göstermeye çalışacağım.
AKP gerçekten bir kaba taş devraldı, fazlalıkları atarak çok çok daha güzel bir Türkiye inşa edilebilir idi ama olmadı ve olmayacak.
Örnekler sonsuz ama son günlerde çok tartışılan okullardan, üniversitelerden yani eğitim-öğretimden örnek vereceğim.
Üniversitelerdeki türban yasağı, İHL’lere uygulanan katsayı engeli kaba taşın en kaba yerleriydi, mutlaka kaldırılması gerekiyordu, zaten yaptı AKP bunu ama burada durmadı, duramadı, ortaokullarda, liselerde tarikatlarla işbirliği yaptı, çok da rağbet görmeyen İHL’lerin sayısını anlamsız bir şekilde arttırmaya başladı, klasik liseler İHL’lere dönüştürüldü, bunlar çok saçmaydı, sonuçta en başta devraldıkları kaba taşın daha da büyümesine ve daha da kabalaşmasına kadar geldik, oysa fazlaları atıp durması gerekiyordu.
AB günlerinde ifade özgürlükleri alanında önemli adımlar atıldı ama yine orada durulmadı, daha da ileri zaten gitmediler, zaman içinde “doğru olmayan bilgiyi alenen yayma” gibi çok berbat düzenlemeler yapıldı, ifade ve basın özgürlüklerini genişleteceğiz derken boğdular bu aziz kavramı.
2002 öncesi eğitim-öğretim sistemimizde çok ağır askeri vesayet izleri vardı, AKP askeri vesayeti kaldıracağız dedi, aklı başında insanların büyük desteğini aldı, doğru, askeri vesayet bir ölçüde geriledi ama bu vesayetin yerini yine çok ağır başka bir vesayet, siyasi-dini vesayet aldı.
Oysa, amaçlanması gereken hedef askeri vesayetle siyasi-dini vesayetin yerini değiştirmek olmamalı idi, hedef vesayet gölgesi olmayan, özgür bir eğitim-öğretim sistemi olmalı idi.
AKP kaba taşın fazlalarını kısmen attı ama yerine başka çok çirkin fazlalıkları kattı yine aynı kaba taşa.
Bugünün Türkiye’sinde acaba her alanda, evrensel hukuk vesayeti dışında, herhangi bir vesayetin olmamasını isteyen vatandaşların oranı ne kadardır, gerçekten pek bilemiyorum.
Sezgilerim, tecrübem, izlenimlerim ise şu ya da bu vesayetin egemenliğini vesayetsiz bir sisteme tercih edenlerin sayısının epey kabarık olduğunu söylüyorlar bana.
Umarım yanılıyorumdur.































Yorum Yazın