Arabanın kontağını çevirirken yankılanmaya başladı beyninde.
Hoşça kalın demişti. Ne demekti hoşça kalın, nasıl ve neden demişti bunu.
İki insan mümkünse bir daha hiç karşılaşmamak üzere ayağa kalkıp vedalaşırken ne diyebilirdi peki? Yani ne dese beğenecekti kendisini? İyi de bu kadın üç senedir hayatı zindan etmişti ona, dolandırmıştı üstelik. Uykusundan karın ağrısıyla uyandırmıştı yaptıkları. Vakti zamanında aşırı tutumlulukla uzun seneler ödemelerle aldığı evini gasp etmişti. Avukatıyla bir olup kumpas kurmuşlardı, o da inanmıştı. Mahkeme tahliye kararı vermişti ve karar istinafa giderken “hadi bir orta yol bulalım” deyip kirayı makul bir seviyeye getirmek için aramışlardı. O da kendi ödediği kirayı telaffuz etmişti. Şu kadar yapın, anlaşalım. Sonra ortadan kaybolmuşlar ve bu yazışmaları mahkemeye aleyhine delil olarak sunmuşlardı. Bak görmüşler miydi bu arkadaş kendi evinde oturmayacaktı, derdi kira arttırmaktı. E evet öyleydi. Uzayda yaşamıyorlarsa İstanbul’da kiraların ne olduğunu herkes biliyordu. Ve seneler geçmişti. Gelecek garantisi olsun diye zaten bayılmadığı lüks yaşantıdan uzak durup, giriştiği en önemli eylemini bombalayan kadına, hoşça kalın demişti.
O kadar senedir sabah altıda kalkıp işine giden, mesai bitiminde hoş bir karın tokluğu ve mütevazi sanat eylemleriyle iştigal bir beyaz yakanın tüm hayat şiarını yerle yeksan etmişti. Hani kendi düzgün yolunu bozmazsan başına çok da fena şeyler gelmezdi, hani azla yetinmenin ödülü huzurdu?
Hoşça kalın neydi ya hoşça kalın neydi… Şu mahkemenin bitip de artık bir evi olduğunu tekrar idrak edeceği bugüne kadar, hayatının bütün beddua deposunu boşalttıktan sonra hoşça kalın mı denirdi? Ondan aldığı kirayla kirasını ödeyebilirdi ancak ve evden çıkarılmıştı. Bu hoşça kalın dediği vatandaş, üç market alışverişine denk gelecek bir kira vererek ne vicdan ne utanmanın yanından geçmeden ‘hukuki’ haklarını kullanmıştı. Öyle mi?
Deli danalar gibi yeni kiralık ev ararken bir emlakçı kendisine “abla sen beyaz yakasın değil mi?” diye sorarak durumu hızla tahlil etmişti. Şu beyaz yakanın beyaz yakaya yaptığı da yenilir yutulur cinsten değildi. Bak olaydı bir kebapçı nasıl çıkıyordu o kiracı…
Gerçekten ne olmuştu bu insanlara? The Walking Dead seyretmediğimizi kim söyleyebilirdi? Orta halli insanların iyi okumuş çocukları nasıl bu hale gelmişti?
Yüzde yirmi beş kira sınırı onu tam da orta yerinden biçerek kaldırılmıştı. Birileri yedi bine, birileri kırk bine oturuyordu yan yana aynısından iki dairede. Pandemide birileri bugünleri arayacaksınız demişti de kızmıştı bu hep kara telden çalanlara. Az bile söylemişlerdi. Yerden kalkamadan nakavt… Ortalık başka türlü bir kan gölüne dönüşmüştü ama herkes botunu silip devam ediyordu sanki yürümeye. Dayak manyağı olmuş, konuşmaktan vazgeçmiş bir güruh boşalıyordu evlerinden iş yerlerine.
Arabasını park ederken sağlı sollu çakıyordu iki kelime. Hoşça kalın. Biraz da öbür yanağını çevir bakayım, hah hoşça kalın. Al bakalım azıcık da çeneye. Hoşça kal. Kadının hafif arsız ve hala kendini haklı bulan gülümsemesi gözünden gitmiyordu.
Bütün olanlar için özür dilerim, sizi güzelce mahvettim kendi rahatım için mi diyecekti? Şimdi dört katı ödediğim bir eve çıkıyorum, evet çıkabiliyorum ama bunu önceden daha azına size yapmadığım için çok üzgünüm mü diyecekti?
Ama hoşça kalın değildi be… Değildi işte.
































Yorum Yazın