Manevi değer deyince aklınıza ne geliyor.
Eski bir kravat, bir saat, bir bardak altlığı, garajda kullanılmayan bir araba, kapısı açılmayan bir köy evi…
Benim için manevi değer var diyerek savunursunuz bazen kimsenin dönüp bakmadığı eşyalara.
İsmet Özel “şehrin insanını pahalı zevklerin ve ucuz cesaretlerin peşinde” olmakla itham eder. Manevi değerin kaybına bir ağıttır bu şiir.
Joachim Trier’in Türkçeye Manevi Değer olarak aktarılmış filmini izlemeden önce az da olsa bir önyargım vardı filmin Türkçe’de yanlış adlandırıldığına dair. Daha önce pek çok filmde görmüştük bu işgüzarlığı (https://mubi.com/tr/tr/films/sentimental-value).
İngilizcesi Sentimental Value (Duygusal Değer)idi filmin, Norveççe aslını filmi izledikten sonra araştırdım. Evet filmin adlandırmasında hata yoktu. Sadece bizde Manevi kelimesine atfedilen uhrevi ve dinsel içerikle karıştırmamak gerekiyor.
Norveç hukukunda mirasçısı olduğunuz bir şey üzerinde manevi değer iddia edip elden çıkmasına engel olma hakkı varmış. Bizim hukukumuzda çok fazla örneğini bilmiyorum. Biz “izale-i şüyu”cuyuz malum. Kestirir atarız. Cebren sattırırız.
İstanbul’un kadim semtlerinin sadece isimleri kaldı mesela. Tabuta son çiviyi de Kentsel Dönüşümle çakıyorlar.
Yine de konu aile ilişkileri, insanın kaygıları, geçmiş travmaların bugüne yansıması ise ister Norveç’in refah devletinde, isterse Türkiye’nin Survivor modunda olun pek fark yoktur.
İnsan dünyanın her yerinde aynı terkipten oluşur. Biraz et biraz kan çokça kaygı. Yaşam denilen ilişkiler denizinin rüzgarına açılmış bir zihin yelkeni ile yolculuğunu sürdürür.
Aynı ortamda birlikte büyüyen iki kardeşten biri bile diğeri ile aynı yolculuğu yapmaz. İster yelkenin bir kenarındaki ufak bir delikten sızan ters rüzgar ister arkadan yükselen bir dalga deyin herkesin yolculuğu bir birinden farklıdır.
Kimileri teknesini kıyıdan sürer. Fırtınalara sürüklense de hep kıyı arar. Yelken rüzgarla ne denli dolarsa dolsun sonunda kendini güvenli limana atar. Adına uyum deyin, itaat deyin, sükunet deyin kimileri için hayat diğerlerine göre daha kolay görünür.
Madalyonun tersinde hayatı kendilerine zorlaştıranlar yer alır. Onlar için hayat çoğunlukla sınav modundadır. Diğerleri kadar güvenli limanlarda huzur aramazlar. En sakin havada bile onları sarsar deniz.
Manevi Değer merkezine bu ikinci kesimi alıyor. Kırılganlıkla dolu hayatların sırrına ulaşmaya çaba gösteriyor. Neden hayat kimilerine bu denli zor geliyor sorusunun cevabını arıyor.
İnsanlar ikiye ayrılır:
- Baba evinin anıları ile onunla konuşanlar
- Baba evini satıp kendine ekonomik fayda sağlamayı umanlar.
İkinciler kötü insan değildir ama birincilerin yaraları hep kanar; geçmişin anı ve acıları her an cebinde durur. Bu acı ve anıların bir kısmı mirastır aslında. Yarım yamalak dinlenmiş hikayelerdir. Bu kırılgan ruhlar için artık acı çekmeyen eski ruhların yaşadıkları da yüke dönüşür.
Manevi Değer bedeli parayla ödenmeyen senetler gibidir. Bunları ödemek için insanın sürekli içsel bir mücadele içinde olması gerekir. Yaşamın virajlarında başı dönmeyen gözünü biraz kapatıp geçmesini bekleyenlerle buna katlanamayanlar arasındaki farktan söz ediyoruz.
Manevi Değer Joachim Trier’in yönetimi, Eskil Vogt’un senaryosu ve bir kısmı tanıdık oyuncuların gerçekçi performansı ile hedefine ulaşıyor.
Hayatı kendine neden zorlaştırdığını bilmediğimiz ama iyi olmalarını istediğimiz insanlar için ne yapmalıyız sorusunu iki tarafın ekseninden anlatıyor hikaye.
Sağlam duruyor görünenler zayıf kalanlar için ne yapmalı onları düşündüklerini nasıl göstermeli. Ve kendini zayıf hissedenler aslında ne denli güçlü ve önemli olduklarını nasıl anlamalı.
Cevap basit değil Dinlemek, yargılamadan yanında olmak, ve en önemlisi, o manevi değeri kabul etmek. Çünkü o değer, acı verse de, insanı insan yapan şeyin ta kendisi.
Yine İsmet Özel’in manevi değerin evrensel tanımını yapan dizeleriyle bitirmek doğru olacak sanırım:
“Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktımkapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
Azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı”


























Yorum Yazın