Modern Almanya'nın ulusal kimliği, anayasası ve dış politikası, Nazi iktidarı dönemindeki insanlık suçlarıyla yüzleşme ve Holokost'un bir daha asla yaşanmaması ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Bu tarihsel bağlamda, İsrail devletinin güvenliği, bekası ve uluslararası arenada savunulması, sıradan bir jeopolitik tercih veya müttefiklik ilişkisi değil, doğrudan Almanya'nın kurucu felsefesinin ontolojik bir parçası, yani Staatsräson (Devlet Aklı) olarak kabul edilmektedir.
Almanya'da sanat ve kültür alanının finansmanı, Anglo-Sakson modelinden farklı olarak büyük ölçüde kamu fonlarına dayanmaktadır. Bu yapısal bağımlılık, devletin siyasi önceliklerinin doğrudan kültürel üretime yön vermesi riskini barındırır. Almanya’da uzun süre yolunda giden bu sistem konjonktürel nedenlerle krize girmiş durumda.
Avrupa'nın en büyük üç film festivalinden biri olan Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale), Cannes ve Venedik gibi rakiplerinden tarihsel, coğrafi ve sosyolojik olarak her zaman farklı bir misyona sahip olmuştur. 1951 yılında, Soğuk Savaş'ın başlarında bölünmüş bir şehirde kurulan Berlinale'nin ilk tarihsel misyonu, Batı'nın kültürel ve demokratik değerlerini sergilemekti. Berlinale, sinemayı yalnızca estetik ve ticari bir ürün olarak değil; dünyadaki krizleri, insan hakları meselelerini ve sosyolojik değişimleri tartışmak için bir araç olarak görmüştür. Festivalin özellikle Panorama ve Forum gibi yan bölümleri bu misyona yöneliktir.
Berlinale son edisyonlarıyla birlikte içinden çıkılması hayli zor gözüken bir krize girmiş gözüküyor. 2019 yılında uzun süredir direktörlük görevini sürdüren Dieter Kosslick'in ayrılmasının ardından festival, sanatsal direktör Carlo Chatrian ve idari direktör Mariette Rissenbeek'in eş başkanlığında yeni bir çifte yönetim modeline geçti. Bu modelin temel amacı, sanatsal kararlar ile finansal ve bürokratik operasyonları birbirinden ayırarak kurumsal verimliliği artırmaktı. Kosslick dönemi genellikle fazla ana akım ve politik gösteriş odaklı olmakla eleştirilirken, Chatrian ve Rissenbeek dönemi ise aşırı sinefil ve popüler olmayan programlama stratejisi nedeniyle eleştirildi. Bunun yanı sıra, çifte yönetim modeli nedeniyle politik olarak sıkıntılı zamanlarda sorumluluğun dağılması, kriz yönetimi sorunlarına yol açtı. Dönemin Almanya Kültür ve Medya Bakanı Claudia Roth'un girişimiyle, festivali yöneten Kulturveranstaltungen des Bundes in Berlin GmbH (KBB)[i] denetim kurulu, 2024 edisyonundan sonra çifte yönetim modelinden vazgeçilerek festivalin yeniden tek bir direktör tarafından yönetilmesine karar verdi. Hükümetin dayattığı yapısal reform, sanatsal direktör Carlo Chatrian'ın istifasıyla sonuçlandı. Chatrian'ın ayrılışı, festivalin bağımsız sanatsal vizyonunun devletin bürokratik aygıtları tarafından tasfiye edilmesi olarak yorumlandı. Chatrian, görevden ayrılmadan önce kişisel hesaplarından yaptığı açıklamada, Alman siyaset kurumunu antisemitizm söylemini siyasi kazanımlar için kullanmakla eleştirerek dikkatleri çekti. Bu durum, festival yönetimi ile Alman devleti arasındaki kurumsal güvenin zedelendiğini gösteriyordu.
Berlinale'nin 2024 yılında yaşadığı kriz İsrail-Filistin meselesi bağlamında ortaya çıkmıştır. 2024 edisyonu, açılış törenine aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi üyelerinin davet edilmesiyle başlayan bir halkla ilişkiler felaketiyle açıldı. Gelen yoğun tepkiler üzerine davetler geri çekilse de, festival yönetiminin politik öngörüsüzlüğü tescillenmiş oldu. Filistin yanlısı göstericilerin AfD'ye karşı yapılan gösteriler sırasında güvenlik güçlerince saldırıya uğraması, Alman toplumunda göçmenlere ve azınlıklara yönelik risklerin festival alanına da yansıdığını gösteriyordu. Aynı edisyonda Filistinli aktivist Basel Adra ve İsrailli gazeteci Yuval Abraham'ın Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetini belgeledikleri No Other Land adlı belgesel, festivalin En İyi Belgesel Ödülü’nü kazandı. Ödül töreninde her iki yönetmenin de Gazze'de derhal ateşkes ilan edilmesi ve Almanya'nın İsrail'e silah satışını durdurması yönünde yaptıkları çağrılar, Alman siyasetinde ve basınında sert tepkiler ile karşılaştı. Aynı dönemde, festivalin Forum Expanded bölümü küratörlerinin ateşkes çağrısı yapan bildiriler yayınlaması ve festivalin sosyal medya hesaplarının ele geçirilerek Filistin ile dayanışma mesajları paylaşılmasıyla krizin boyutu genişledi. Festival yönetimi söz konusu paylaşımları silip hesapların ele geçirildiğini duyursa ve yönetmenlerin sahnede ifade ettikleri fikirlerin festivalin resmi görüşü olmadığını açıklasa da, dönemin festival yönetimi "Hamas propagandası yapmak" ve "antisemitizme zemin sunmak" suçlamalarından kurtulamadı. Festival direktörleri görevden ayrıldı ve yerlerine daha önce BFI Londra Film Festivali'ni yönetmiş olan Tricia Tuttle getirildi.
Berlinale 2025
Tricia Tuttle’ın yönetiminde geçen seneki festivalin öncesinde kapsamlı bir "Diyalog ve Fikir Alışverişi" rehberi yayınlandı. Bu rehberde, Almanya'nın ifade özgürlüğü yasalarının son derece geniş olduğu, bu yasaların ancak başkalarının hakları ihlal edildiğinde, ayrımcılık yapıldığında veya kamu düzeni tehlikeye atıldığında sınırlandırılabileceği belirtiliyordu. Festival yönetimi, "zorlu ve karmaşık konularda karşılıklı saygıya dayalı, açık ve çoğulcu bir diyalog" vadederek, misafirlerin fikirlerini özgürce beyan edebileceklerini ancak karşıt görüşlere de tahammül edilmesi gerektiğini vurguluyordu. Ancak ortaya konan teorik çerçeve pratik ile örtüşmedi. Filistin Film Enstitüsü ve pek çok uluslararası sanatçı, festivali Gazze'deki soykırım karşısında kurumsal sessizlik içinde olmakla ve İsrail'in işlediği insanlığa karşı suçları kınamaktan korkmakla suçladı.
2025 yılında Berlinale, festival tarihinin en büyük sivil toplum ve sanatçı boykotlarından biriyle yüzleşti. Strike Germany kampanyası ve Film Workers for Palestine oluşumu, Almanya'nın İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım politikasına verdiği kayıtsız şartsız siyasi ve askeri desteğe tepki olarak uluslararası sanatçıları Almanya'daki devlet fonlu kültür kurumlarını boykot etmeye çağırdı. Boykotçular, Berlinale yönetiminin Gazze'deki on binlerce sivilin ölümüne karşı sessiz kalmasını ve bir önceki yıl Ukrayna ile İranlı film yapımcılarına gösterdiği dayanışmayı Filistinlilere göstermemesini çifte standart olarak değerlendirdi. 2023 yılında festival yirmiden fazla Ukrayna ve İran filmini programına almış, bu ülkelerden sinemacıları özel etkinliklere davet etmişti. Ayrıca Rusya'nın Ukrayna işgali sonrası Rus devlet destekli filmlerine getirilen kurumsal ambargo 2025'te de devam ederken, İsrail yapımı filmlerin resmi seçkide geniş yer bulması, festivalin politik bir tercih benimsediğinin kanıtı olarak sunuldu. 2025 edisyonunda üç İsrail yapımı belgesel yer alırken, sadece tek bir Filistin filmi (Yalla Parkour) seçkiye dahil edildi. Tricia Tuttle'ın, Hamas’ın elinde tuttuğu esir David Cunio için düzenlenen kırmızı halı anmasına katılıp, İsrail saldırılarında hayatını kaybeden sinemacılar için benzer bir anma düzenlenmemesi dikkatleri çekti. Onursal Altın Ayı ödülünü alan aktör Tilda Swinton, törende "açgözlülük bağımlısı hükümetleri" kınayan ve küresel krizler karşısında dayanışma çağrısında bulunan politik bir konuşma yaptı.
Berlinale 2026
2026 krizi, festivalin daha ilk gününde jüri basın toplantısıyla patlak verdi. Alman gazeteci Tilo Jung, festivalin Ukrayna ve İran bağlamındaki açık destek mesajlarını hatırlatarak, Gazze konusunda gösterilen sessizliğin insan haklarına yönelik seçici bir tutum olup olmadığını sordu. Tam bu kritik “soru-cevap” sırasında resmi canlı yayının "teknik bir arıza" gerekçesiyle kesilmesi, sansür şüphelerini doğurdu. Sorunun muhatabı olan jüri başkanı, yönetmen Wim Wenders, sinemanın "politikadan uzak durması gerektiğini", sinemanın "politikanın zıttı ve panzehiri" olduğunu savundu ve sanatçıların siyasetçilerin işini yapmaması gerektiğini belirtti. Festival direktörü Tricia Tuttle da araya girerek tartışmayı sinemaya yönlendirmeye çalıştı. Ancak Yeni Alman Sineması'nın son derece sol/politik köklerinden gelen ve daha önce sanatın milliyetçiliğe karşı politik sorumluluğunu savunan konuşmalar yapmış bir yönetmenin soykırım gündemi karşısında apolitik bir sığınak arayışı, uluslararası sinema camiasında büyük bir ikiyüzlülük olarak yorumlandı. Yazar Arundhati Roy, Wenders'in yorumlarını "mide bulandırıcı" ve "akıllara durgunluk verici” bulduğunu belirterek, bu tavrın insanlığa karşı işlenen suçlar hakkındaki konuşmaları susturmanın bir yolu olduğunu ifade etti. Roy, Berlinale Classics bölümünde gösterilecek olan In Which Annie Gives It Those Ones adlı filminin gösterimini iptal ederek festivalden çekildi. Roy'un bu tepkisi, Tilda Swinton, Javier Bardem, Mike Leigh, Adam McKay ve Mark Ruffalo gibi isimlerin başını çektiği 100'den fazla eski Berlinale katılımcısının imzaladığı ve Wenders ile festival yönetimini İsrail'in soykırımını örtbas etmek ve sansürcülükle suçlayan bir açık mektupla desteklendi.
Apolitiği savunan Wenders'in başkanlığını yaptığı jüri ironik bir şekilde hayli politik kararlar verdi. 21 Şubat 2026 Cumartesi gecesi düzenlenen kapanış töreni, Berlinale tarihinin en etkileyici politik eylemlerinden birine sahne oldu. Suriyeli-Filistinli yönetmen Abdallah Al-Khatib, isimsiz bir Filistin şehrindeki kuşatmayı anlatan Chronicles from the Siege adlı filmiyle En İyi İlk Film Ödülü’nü kazandığında sahneye boynunda kefiye ile çıktı. Al-Khatib konuşmasında doğrudan Alman hükümetini hedef alarak şu sözleri kullandı: "Alman hükümetine son sözüm şudur: Sizler İsrail'in Gazze'deki soykırımının ortaklarısınız. Bunun doğru olduğunu anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz." Yönetmen, filmin yapımcısı Taqiyeddine Issaad ile sahnede Filistin bayrağı açtı. Aynı törende, Someday a Child ile En İyi Kısa Film Ödülü’nü alan Lübnanlı yönetmen Marie-Rose Osta da, "Gerçekte Gazze'deki, tüm Filistin'deki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Hiçbir çocuk uluslararası hukukun çöküşüyle ve veto yetkileriyle güçlenen bir soykırımdan kurtulmak için süper güçlere ihtiyaç duymamalı," diyerek İsrail'i kınadı. En İyi Film Gümüş Ayı Ödülü’nü alan Emin Alper ise konuşmasında Türkiye’de hapiste tutulan muhaliflere, İran'daki baskılara, Filistinlilere ve Kürtlere yönelik dayanışma mesajları verdi. Bu açık eleştiriler üzerine salonda bulunan Almanya Çevre Bakanı Carsten Schneider töreni protesto ederek salonu terk etti ve sözcüsü aracılığıyla bu ifadelerin kabul edilemez olduğunu bildirdi.
Ödül töreninin ardından Alman sağ ve ana akım medyası festival yönetimine karşı bir karalama kampanyası başlattı. Karalama kampanyasının başını Kültür ve Medya Bakanı Wolfram Weimer çekiyordu. Mayıs 2025'te Friedrich Merz'in muhafazakâr koalisyonunda Yeşiller Partili Claudia Roth'un yerine bakan olarak Wolfram Weimer atanmıştı. Wolfram Weimer sıradan bir siyasetçi değil, Alman sağ basınının önde gelen aktörlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Muhafazakâr Die Welt, Focus gazetelerinin genel yayın yönetmenliğini yapmış olan Weimer, anti-woke duruşuyla bilinen siyasi dergi Cicero'nun da kurucusudur. Berlinale krizinden hemen önce Weimer, devlet tarafından verilen Alman Kitapçı Ödülü listesindeki sol eğilimli, devrimci teori klasikleri satan bağımsız kitapçıları, hiçbir yasal dayanağı olmamasına rağmen İç İstihbarat Teşkilatı’ndan aldığı bilgiler doğrultusunda tamamen ideolojik gerekçelerle ödül listesinden sildirmişti.
Kapanış törenindeki konuşmaların ardından Alman medyasının önde gelen yayını Bild gazetesi, Tricia Tuttle'ı doğrudan hedef aldı. Bild, Tuttle'ın Chronicles from the Siege ekibiyle birlikte, kefiye ve Filistin bayrağının da açıkça görüldüğü bir grup fotoğrafı çektirdiğini manşetlerine taşıdı. Aslında festival misafirleriyle fotoğraf çektirmek bir festival direktörünün standart ve zorunlu protokol görevi olmasına rağmen, hiçbir Alman yasasını ihlal etmeyen bu fotoğraf Tuttle'ın kovulmasına zemin sağlamak için bir bahane olarak kullanıldı. Bakan Weimer, "nefret ve antisemitizmin Berlinale'de yeri yoktur" diyerek festivalin KBB bünyesindeki yönetim kurulunu olağanüstü toplantıya çağırdı. Amacın Tuttle'ı derhal görevden almak olduğu hükümet kaynaklarınca basına sızdırıldı. Ancak bu tutum uluslararası sinema endüstrisinde benzeri görülmemiş bir hızla organize edilen direnişi doğurdu. Aralarında Tilda Swinton, İlker Çatak, Todd Haynes, Sean Baker, Emin Alper, Nancy Spielberg, Kleber Mendonca Filho ve Nadav Lapid'in de bulunduğu önde gelen sinemacılar, Tuttle'ı savunan bir açık mektup yayınladı. Bu mektup kısa sürede 2800'den fazla imza topladı. Avrupa Film Akademisi (EFA), European Film Promotion (EFP) ve Europa International gibi çatı kurumlar yayınladıkları ortak bildiriyle Tuttle'a tam destek verdi. Ayrıca Cannes, Toronto ve Sundance gibi rakip festivallerin direktörleri de Tuttle'ın arkasında durdu. Eş zamanlı olarak 500'den fazla Berlinale çalışanı direktörlerini destekleyen bir bildiri yayınladı.
Bu uluslararası baskı, devlet destekli bir linç kampanyası yürüten Kültür Bakanı Weimer'e geri adım attırdı. KBB'nin olağanüstü toplantılarının ardından 4 Mart'ta yapılan resmi açıklamada Tricia Tuttle'ın görevine devam edeceği belirtildi. Ancak bu devamlılık, festivalin gelecekteki bağımsızlığını fiilen ortadan kaldıracak bir dizi yapısal "şart/tavsiye" ile koşullandırıldı. Weimer'in KBB kurulu aracılığıyla Berlinale'ye dayattığı yeni denetim mekanizmaları şunları içermekteydi:
-Kapsamlı bir Davranış Kodu: Sözde antisemitizmi engellemek amacıyla, devlet fonlu kültürel etkinliklerde neyin söylenip söylenemeyeceğini belirleyen, ifade özgürlüğünü doğrudan kısıtlayıcı katı kurallar bütünü.
-Danışma Forumu: İçerisinde hükümetin onayladığı sivil toplum gruplarının yer alacağı bağımsız bir kurul.
-Politik Hassasiyet Eğitimi: Festival personelinin siyasi açıdan hassas içeriklerle başa çıkma konusunda özel eğitime tabi tutulması.
Bu önlemler her ne kadar diplomatik bir dille "tavsiye" olarak sunulsa ve Tuttle tarafından da böyle kabul edilse de, festivalin sanatsal özerkliğinin ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Berlinale bundan sonra programını, sadece sinematografik değerlere göre değil, Alman devletinin dış politika hassasiyetlerini rencide edip etmeyeceğine göre şekillendirmek zorunda kalacak. Berlinale’nin 2027 edisyonunun da kriz doğuracağını şimdiden tahmin etmek zor olmasa gerek.
Berlinale Krizinin Siyasi Dayanağı ve Strike Germany Hareketi
Strike Germany, Ocak 2024'te uluslararası bir grup sanatçı, yazar, akademisyen ve kültür-sanat çalışanı tarafından başlatılan; Almanya'nın devlet destekli kültür ve sanat kurumlarını boykot etmeyi amaçlayan siyasi ve kültürel bir hareket. Hareket, 7 Ekim olayları ve sonrasında başlayan İsrail-Gazze savaşının ardından, Almanya'da Filistin ile dayanışma gösteren veya İsrail politikalarını eleştiren kültür-sanat aktörlerine ve kurumlarına yönelik artan sansür, etkinlik iptalleri ve baskılara bir tepki olarak ortaya çıktı.
Hareketin manifestosunda, Almanya'nın kültürel alanda Filistin yanlısı sesleri bastırmak için otoriter ve McCarthy'ci politikalar izlediği savunuluyordu. Nitekim birçok sanatçının sergisi, ödül töreni veya konuşması, Filistin'e destek verdikleri için iptal edilmişti. Hareketi tetikleyen en önemli somut olaylardan biri, Berlin Senatosu'nun Ocak 2024'ün başlarında getirdiği yeni bir ayrımcılık karşıtı maddedir. Bu madde, devletten kültür-sanat fonu veya hibe almak isteyen kişi ve kurumların, İsrail devletinin varlık hakkını tanımasını ve IHRA'nın (Uluslararası Holokost Anma İttifakı)[ii] antisemitizm tanımını kabul etmesini şart koşuyordu.
Anonim olarak yayınlanan manifestoda, Almanya'daki kültür kurumlarına yönelik üç temel talep söz konusuydu:
-İfade Özgürlüğünün Korunması: Kültür kurumlarının Filistin ile dayanışmayı ifade eden kültürel çalışanları dışlayan veya sansürleyen politikalara son vermesi.
- IHRA Tanımının Reddedilmesi: IHRA'nın antisemitizm tanımının (İsrail devletine yönelik meşru politik eleştirileri de antisemitizm ile bir tuttuğu gerekçesiyle) kültür fonları için bir ön koşul olarak kullanılmasının reddedilmesi. Bunun yerine, anti-Siyonizm ile antisemitizm arasında ayrım yapan "Kudüs Bildirgesi" gibi daha net tanımların dikkate alınması.
-Yapısal Irkçılıkla Mücadele: Almanya'daki kurumlarda, özellikle Arap ve Müslüman topluluklara yönelik artan yapısal ırkçılıkla yüzleşilmesi.
Strike Germany, kısa sürede küresel çapta binlerce imza topladı. İmzacılar ve destek verenler arasında uluslararası sanat dünyasından önemli isimler yer aldı. Bunun yanı sıra, Berlin'in dünyaca ünlü elektronik ve tekno müzik sahnesi de (örneğin Berghain kulübünde çalmayı reddeden DJ'ler ve Ravers for Palestine oluşumu) oluşuma önemli destek verdi.
Strike Germany hareketinin yarattığı uluslararası baskı, Berlin içindeki kültür-sanat emekçilerinin açık mektupları ve anayasa ile korunmuş olan ifade özgürlüğüne müdahale doğurabileceği yönündeki hukuki endişeler sonucunda, Berlin Senatosu tartışmalı fon şartını (IHRA tanımı zorunluluğunu) geri çekmek zorunda kaldı. Strike Germany bu durumu "geçici bir zafer" olarak nitelendirdi.
Berlin Meclisi'nin, Strike Germany boykotu ve hukuki baskılar sonucunda Ocak 2024'te geri adım atması, Alman devlet aklını (Staatsräson) federal düzeyde, çok daha kapsamlı bir karşı hamleye yöneltti. Berlin'deki sonuçsuz girişim, konuyu Federal Meclis'e taşıdı ve aylar süren tartışmaların ardından tarihi bir karar alındı. Federal Meclis, 7 Kasım 2024 tarihinde kapsamlı bir "Antisemitizm Karar Tasarısı"nı kabul etti. Neredeyse bütün partilerin geniş uzlaşısıyla meclisten geçen "Almanya'da Yahudi Yaşamını Korumak, Muhafaza Etmek ve Güçlendirmek" başlıklı bu tasarı, kültür-sanat, medya ve akademi dünyasını doğrudan hedef alan yaptırımlar içeriyordu. Berlin Senatosu'nun geri çekmek zorunda kaldığı IHRA (Uluslararası Holokost Anma İttifakı) tanımı, bu karar ile federal politikanın merkezine yerleştirildi. Meclis, federal, eyalet ve yerel yönetimlere çağrıda bulunarak; kültür, sanat ve bilim alanındaki projelerin, IHRA'nın antisemitizm tanımıyla çelişmesi durumunda kamu fonu alamamasını talep etti.
Karar tasarısı, sadece IHRA tanımıyla yetinmeyip BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar)[iii] hareketini de açıkça hedef aldı. Kararda, İsrail'in var olma hakkını sorgulayan, İsrail'in boykot edilmesi çağrısında bulunan veya BDS'yi aktif olarak destekleyen hiçbir örgüt veya projenin desteklenmemesi gerektiği vurgulandı. Hatta kararda, BDS hareketinin Almanya'da tamamen yasaklanmasının hukuki olarak incelenmesi hükümetten talep edildi. Federal Meclis, kültür ve sanat kurumlarından projeleri fonlamadan önce antisemitik anlatılar barındırıp barındırmadığına dair sıkı bir ön incelemeden geçirmelerini istedi.
Federal Meclis'in aldığı bu karar bağlayıcı bir yasa olmayan parlamento tavsiyesi niteliğini taşıyor. Bununla birlikte karar, bürokrasi ve fon dağıtan kurumlar üzerinde kaçınılmaz bir siyasi baskı yaratıyor.
Berlin Meclisi'nin geri adımı Strike Germany için geçici bir zafer olmuştu. Federal Meclis'in Kasım 2024'teki kararı ise, sanatın finansmanını devletin dış politikasına ve hatırlama kültürünün en katı yorumuna bağlamış oldu. Karar, Almanya'daki fikir özgürlüğünü zedelemekle kalmadı ülkenin uluslararası "yumuşak gücünü" de zayıflattı. Goethe-Institut gibi kültürel diplomasi kurumları devletin siyasi direktifleri ile kendi varoluş nedenleri arasında sıkışarak krize girdiler. Goethe-Institut'un küresel misyonu, Alman kültürünü ihraç etmenin ötesinde, bulunduğu ülkelerdeki yerel sanatçılar, düşünürler ve sivil toplumla karşılıklı bir diyaloğa girmektir. Federal meclisin "IHRA tanımı" şartı, enstitü yöneticilerini yerel sanatçılara Alman devletinin kırmızı çizgilerini dayatmak zorunda bıraktı. Almanya kendi tarihsel suçluluğunun bedelini ve kefaretini uluslararası kültür sanat alanına ihraç etmeye başladı. Krizin sonucunda Goethe-Institut'un dünya çapındaki pek çok paneli, sergisi ve ortak projesi iptal edildi. Enstitü, diyalog kuran bir köprü olmaktan çıktı ve Almanya'nın kültürel diplomasisi ağır bir darbe almış oldu.
[i] Die Kulturveranstaltungen des Bundes in Berlin GmbH (KBB), Berlin'deki en önemli kültür kurumlarından biridir. Federal hükümetin Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından finanse edilen bu kurum, dört organizasyonu tek bir çatı altında toplamaktadır. Bu organizasyonların idari ve mali yönetimleri KBB üzerinden yürütülür: Berlinale (Uluslararası Berlin Film Festivali), Berliner Festspiele, Gropius Bau, Haus der Kulturen der Welt. KBB’nin en önemli organlarından biri denetim kuruludur ve başkanlığını Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı yürütür.
[ii] Uluslararası Holokost Anma İttifakı hakkında ayrıntılı bilgi için:
https://www.yeniarayis.com/yazi/uluslararasi-holokost-anma-ittifaki-ve-turkiye-12018
[iii] Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (Boycott, Divestment and Sanctions - BDS) Hareketi hakkında ayrıntılı bilgi için:
https://www.yeniarayis.com/yazi/almanya-israil-iliskileri-ve-kultur-sanat-alaninda-ifade-ozgurlugu-2-11645
































Yorum Yazın