Terörsüz Türkiye süreci içinde “TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun” düzenlediği raporda aidiyet, kimlik ve dayanışma açısından önem taşıyan Nevruz Bayramının birleştirici coşkusuna yer verilseydi kitle psikolojisi açısından sevindirici olurdu. Umarız süreç başarılı olur ve 21 Mart tarihi, kardeşlik ve dayanışmanın Nevruz Bayramı olarak kutlanır. 1990’lı yıllarda böyle bir girişimde bulunuldu ama akim kalarak devlet kurumlarının basit kutlamalarıyla yetinildi. Anadolu’nun değerlerine ortaklaşa sahip çıkmak, tarihteki kült ve kimliklerin sentezini oluşturan bugünkü kültürümüzün önemli yapı taşlarından birini bayramlaştırmak tarihin altın sayfalarına yazılacaktır.
Nevruz, Anadolu, Mezopotomya ve Pers dünyasının pagan, çok tanrılı dinlerine dayanan bir “kült”, yani tapınma biçimidir. Perslerin Ateşperestlik ve Zerdüşt Dini diye de adlandırılan Mazdeizm inancında ışıklar, aydınlıklar tanrısına hamd etme bağlamında ateş yakmak ana kültlerin başında gelmektedir. Evreni canlandıran güneşin, aydınlıklar tanrısı Ahuramazda’nın (Hürmüz) dünyadaki uzantısıdır ateş… Pers İmparatorluklarının M.Ö. VI. yüzyıldan Müslüman olmalarına kadar yüzyıllarca Orta Asya’dan Yunanistan’a kadar hükmettikleri geniş coğrafi alan ateş kültünün etkisinde kalmıştır. Zaman sürecinde bu kült kültür, gelenek ve aidiyet simgesine dönüşüp tek tanrılı dine geçişte de devamlılığını sürdürmüştür. Yeni dinleri kabul eden uluslar eski dinlerin geleneklerinden, inançlarından kolay kolay vazgeçemez, yenileriyle senkretize ederler.
Nevruz da bir pagan geleneği olarak değişik Müslüman mezhepler içerisinde sürdürülmüş ve binlerce yıldan beri Nevruz, Nevroz, Nawruz, Nayruz, Novruz, Yeni Gün adı altında doğanın yeniden doğuşu anlamıyla kutlanmıştır. Eski İran takviminin yılbaşı olarak kabul ettiği 21 Mart’a rastlayan bu bayram aynı zamanda kurtuluş günü niteliğini taşır. Kürtler Nevruz’u hem eski dinleri Mazdeizm hem de ulusal kahramanları demirci Kawa’nın zalim kral Zahhak’ı öldürmesi olayına dayandırırlar. Dağlarda ateş yakılır, üzerinden atlanır, özgürlüğe kavuşmanın sevinç ve mutluluğu yaşanır.
Batı Anadolu’da Frigya Mitolojisinin bereket tanrısı Kybele’ye kadar uzanan ateş kültü güzel bir öykü de getirmiştir. Toprak ve tarım tanrıçası Demeter’in kızı Persephone çok güzeldir. Yeraltı tanrısı Hades ona aşık olur ve kaçırır. Demeter bu olaya çok kızar ve araya Zeus’ü sokar. Tanrıların tanrısı kararını verir: “Persephon sonbaharda yerin altına girip Hades’ le birlikte olacak, 21 Mart’ta da annesinin yanına dönüp onunla birlikte yeryüzüne bereket ve güzellik saçacaktır. Böylelikle doğa fışkıracak, yeniden doğuş, yeniden diriliş başlayacaktır. Yeniden doğuş olayı aydınlığın simgesi ateşle her yerde, özellikle tapınaklarda neşeyle kutlanacaktır.”
Şii İslam’da Nevruz Hz. Ali’nin doğduğu ve müminlerin emiri olduğu gündür. Böylelikle Nevruz kültü Hz. Ali’ye saygıya dönüşmüştür. Aynı gelenek Anadolu Alevilerinde de görülür. Onlarda Sultan Nevruz adıyla kutsanan Hz. Ali’ye saygı ibadetinde gülbanklar (dualar) okunur, deyişler söylenir, semah dönülür ve lokma paylaşılır. Nevruz günü mezarlıklara gidip ölüler ziyaret edilir, ateşler yakılır; kırlara çıkılıp topluca yemek yenilir, eğlenceler düzenlenir.
Sünni Şafi Kürtler de Nevruz’u coşkuyla kutlarlar. Oysa İslam’ın Sünni Şafi yorumunun dış gelenek ve kültlere kapalı son derece lafzi ve katı yorumlar içinde olduğu söylenir. Ne kadar katı ve kapalı olunursa olunsun sosyal faktör ve tarihten gelen kimlik, kurum ve simgelerinin “kutsallıklarına” kapıların açık tutulması kaçınılmaz bir sosyolojik zorunluktur.
Görüldüğü gibi Nevruz pagan kökenli bir kimlik ve aidiyet yapılanmasıdır ama Müslümanlar arasında da kutlanıyor ve bayramlaştırılıyor. Ülkenin esenliği için gelenek ve göreneklerimizin mahiyetini iyi bilmemiz gerekir. Kökeni nerelere giderse gitsin artık toplumun kültür ve inanç değerleri içerisine girmiş ve etkili bir şekilde varlıklarını sürdürüyorlarsa onlara sempatiyle bakılmamadan öte kurumsallaştırmamız gerekir.
Terörsüz Türkiye başarısının kanun taslak ve tasarısının içerisine 21 Mart’ın Nevruz Bayramı olarak ilan edilmesi ve TBMM’de kanunlaştırılması barış ve kardeşlik kapılarının açılmasının sonsuzlaşmasına yol açıcı önemli bir etmen olarak değerlendirilmelidir.


























Yorum Yazın