Halkımızın büyük çoğunluğunun milliyetçi ve muhafazakâr görüşlere sahip olduğunu biliyoruz. Özellikle yaş ilerledikçe insanlar -belki çoğu ülkede olduğu gibi- daha fazla milliyetçi ve muhafazakâr görüşlere yöneliyorlar. Ancak bizde, çoğu ülkede olmayan bir durumdan söz edebiliriz. Çoğu toplumda, özellikle Batı ülkelerinin neredeyse tamamında gençler, milliyetçi ve muhafazakâr düşüncelere bir ölçüde mesafeli dururken bizde gençlerde de bu düşüncelere büyük bir yakınlık görüyoruz. Bu neden böyle oluyor, bir soru olarak kenara yazabiliriz.
Aslında ülkemiz toplumsal anlamda oldukça karmaşık ve çok farklı dinamiklere sahip bir ülke. Bu nedenle özellikle sosyolojik konularla ilgili belirlemeler yapmak oldukça zor. Örneğin birçok gelişmeye bakarak toplumda muhafazakarlığın yükseldiğini söyleyebiliriz. Uzun süredir iktidarda olan muhafazakâr siyasi çizgi nedeniyle eğitim, aile, kültür, medya ve kamusal söylem üzerindeki hâkim anlayış; “aile yapısı”, “manevi değerler”, “yerli-milli” vurgusu gibi konulardan kaynaklanan kısıtlamalar (alkol, yaşam tarzı, kadın bedeni, LGBTİ+ bireylerin sorunları vb.) toplum üzerinde önemli bir etki yaratıyor. Diğer taraftan da toplumda aynı anda bir sekülerleşmenin yaşandığı konusunda da yapılan araştırmalar üzerinden gelişen çeşitli tartışmalar var. Özellikle kentleşme ve metropolleşmenin etkisiyle insanların geleneksel anlayışlarının kırılması konusunda büyük değişikliklerin yaşandığını gözlemleyebiliyoruz. Bu durumda hangisi doğru? Muhafazakarlaşıyor muyuz yoksa sekülerleşiyor muyuz? Yoksa ikisi birden mi gerçekleşiyor?
Benzer şekilde milliyetçilik açısından baktığımızda da muhtemelen toplumumuzun yüzde doksanından fazlası kendini milliyetçi (ya da ulusalcı) olarak tanımlıyordur. Bu demektir ki şu anda aktif olan siyasal partilerin çok büyük bir bölümü de milliyetçi ya da ulusalcı görüşleri benimsiyorlar. Ancak biliyoruz ki bu partilerin her birisi diğerleriyle çok büyük görüş ayrılıklarına sahipler. Hatta bazıları diğerleriyle taban tabana zıt görüşlere sahip olduklarını iddia ediyorlar. Bu durumda herkesin aynı anda milliyetçi/ulusalcı olması nasıl mümkün oluyor? Bu tabloya göre bazıları milliyetçi/ulusalcı ise diğer birçoğu değil demektir. Görüldüğü gibi bu cephede de işler oldukça karışık.
Aslında gençler toplumun en dinamik kesimini oluşturdukları için onların durumu daha da ilginç bir nitelik taşıyor. Normal koşullarda ailenin, toplumun, devletin eğitimden geçerek yetiştikleri için eğer toplumun çoğunluğu milliyetçi ve muhafazakâr ise -ki bizde durum böyle- gençlerin de benzer şekilde bu görüşlere sahip olmaları doğaldır. Ancak öte yandan yine normal koşullarda gençliğin kendi enerjisi ve yenilikçi yapısıyla yerleşik anlayışları sorgulaması ve onları aşması/değiştirmesi de beklenir. Özellikle yaşadığımız çağda her türlü iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmesi, bu geleneksel anlayışların sorgulanması ve aşılması için oldukça güçlü bir etki yaratıyor. Bugün gençlerin neredeyse tamamı internete giriyor ve Youtube, Tiktok, Instagram, Netflix vd. birçok uygulama aracılığıyla çok çeşitli insanlar, yaşamlar, olaylar görüyorlar. Aynı şekilde birçok genç çeşitli vesilelerle yurt dışına çıkıyor, çok farklı insanlarla tanışıp çok farklı dünyalar görebiliyor. Bütün bunların sonucunda bir gencin kendi annesi, babası, dedesi gibi düşünmesi, onlar gibi bir dünya/hayat görüşüne sahip olması beklenemez. Onlardan bağımsız, o görüşleri de aşacak şekilde kendi özgün fikirlerini oluşturması ve bu temelde kişiliğini inşa etmesi beklenir.
Ancak çoğunlukla bunun böyle olmadığını, gençlerin genellikle kendilerine aktarılan bu milliyetçi/muhafazakâr kültürün çok dışına çıkamadıklarını görüyoruz. Ama diğer taraftan önceki kuşakların geleneksel kurumlarına da tam anlamıyla sahip çıkmadıklarını, onlara da mesafeli durduklarını biliyoruz. Peki o zaman neden böyle bir durum var? Neden yerleşik/geleneksel milliyetçi anlayışlara ve geleneksel/kurumsal dine beklendiği kadar yakın değiller? Ama öte yandan da bir genç olarak kendilerinden beklenen sorgulayıcı ve özgürlükçü bir yaklaşımla bu milliyetçi/muhafazakâr anlayışların dışına çıkamıyorlar? Bu bir çelişki değil mi? Biraz bu konuları tartışmak istiyorum.
Gençler arasında milliyetçilik neden yaygın?
Yukarıda da belirttiğim gibi aslında milliyetçiliğin yaşla birlikte daha çok artan bir anlayış olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda belki de toplumda milliyetçiliğe en uzak olan kesim yine de gençler. Ancak tabii gençlerdeki milliyetçiliği daha ilerideki yaşlarda olan kesimlerle değil de belki “gençlikte olması gereken seviye” ya da dünyadaki diğer gençlerle karşılaştırmak daha anlamlı olabilir. Bu anlamda ülkemizdeki gençlerin özellikle dünyadaki gençlerle kıyaslandığında daha milliyetçi bir anlayışa sahip olduklarını görüyoruz. Yaşadığımız bu internet, iletişim, ulaşım, turizm, gezi vb. çağında gençlerin milliyetçilikten uzaklaşıp daha kapsayıcı, daha özgürlükçü, diğer insanları düşman değil de daha dost gören, daha evrensel bir anlayışa sahip olmalarını bekleriz. Ancak böyle olmamalarının, hala çok büyük bir oranda milliyetçiliğe yakın olmalarının çeşitli nedenleri var. Çok genel olarak bunlara baktığımızda şöyle özetleyebiliriz:
- Ülkemizin koşullarından dolayı gençlerin küreselleşmeden beklenen faydayı göremediklerini söyleyebiliriz. Yurt dışında çalışmaya giden çok sayıda gencimiz olmasına karşın çok daha fazla sayıda gencimizin yurt içinde iş bulamadıkça, Avrupa için vize alamadıkça, dünyayı gezecek olanakları bulamadıkça hayal kırıklığına uğradığını görüyoruz. Gelecekle ilgili belirsizlik ve ülkede işlerin iyi olacağına ilişkin güven azaldıkça milliyetçilik bir tür savunma mekanizması haline geliyor ve çoğu gencimiz milliyetçiliğe sarılıyor.
- Ülkemizde ekonomi ve toplumsal yapı yeterince güçlü olmadığı için göçlerle gelen insanların ülkeye sağlıklı bir entegrasyonu da mümkün olamıyor. Bunun sonucunda da mültecilere tepki, yabancı düşmanlığı gibi konular gündeme geliyor ve kendi sorunlarının bu insanlardan kaynaklandığını düşünen gençler daha çok milliyetçiliğe yöneliyorlar.
- Devlet kurumlarının yeterince etkin bir şekilde çalışmaması ve hukuk/adalet/liyakat gibi konularda güvensizlik oluşması sonucunda gençler, devlete değilse bile soyut “devlet” fikrine sarılıyorlar. Burada milliyetçilik, çöken kurumsallığın yerine geçen soyut bir düzen hayali olarak karşımıza çıkıyor.
- İdeolojilerin yaşadığı sorunlar da gençleri hazır bir ideoloji olan milliyetçiliğe yönelten faktörlerden birisi oluyor. Dünyada sol ve sosyalizmin yaşadığı prestij kaybı, liberalizmin inandırıcılığını yitirmesi, dinlerin ve muhafazakarlığın yaşadığı çelişkiler nedeniyle gençler daha kolay ve hazır bir ideoloji olan milliyetçiliğe sarılıyorlar.
- Batı’ya güvensizlik, özellikle AB’nin iki yüzlü ve çelişkili politikaları, ABD’nin sömürgeci yaklaşımı vb. konular, gençlerde Batı karşıtlığına ve bir içe dönüşe neden oluyor. Bu da anti-küresel bir refleks olarak milliyetçiliğe olan ilgiyi artırıyor.
- Tabii belki de en güçlü etken olarak devletin de her türlü araçla milliyetçiliği gündemde tutması, gençlerin eğitiminde temel argüman olarak onu kullanması, sürekli “ülke elden gidiyor”, “beka sorunu” vb. söylemlerinin de etkisiyle gençlerin milliyetçiliğe yöneliminden söz edebiliriz.
Bu kısa özetten de anlaşıldığı gibi aslında milliyetçilik dediğimizde çok çeşitli boyutları olan, hatta çoğu kişinin birbirinden çok farklı şekillerde anladığı bir kavram var ortada. Bu anlamda ülkemizde en yaygın görünen şekli olan muhafazakâr/dini milliyetçilikten (örneğin MHP, AKP, BBP, SP vb. partilere yakın kesimler) söz edebiliriz. Diğer taraftan sosyal devlet, laiklik, modernlik arayışı anlamında seküler/Atatürk milliyetçiliğinden (örneğin CHP, bir ölçüde Deva, İyi Parti gibi partilere yakın kesimler) bahsedebiliriz. Diğer yandan da son dönemde gençler arasında yükselen ve göç, işsizlik, adaletsizlik gibi kavramların da etkili olduğu bir tepkisel/güvenlikçi milliyetçilik (örneğin Zafer Partisi gibi partilere yakın kesimler) gerçeği ile de karşı karşıyayız. Dolayısıyla adı milliyetçilik ya da ulusalcılık olan ama aslında içeriği itibariyle birbirinden çok farklı anlamlara gelen bir kavramdan bahsettiğimizi söyleyebiliriz.
Gençler arasında muhafazakarlık neden yaygın?
Milliyetçilikte olduğu gibi -hatta daha fazla- muhafazakarlık konusuna olan ilginin de yaşla birlikte arttığından bahsedebiliriz. Bu anlamda yine muhafazakarlığa en uzak olan kesim olarak gençleri gösterebiliriz. Ancak benzer şekilde gençlerin muhafazakarlığa yaklaşımını belki “gençlikte olması gereken muhafazakarlık seviyesi” ya da dünyadaki diğer gençlerle karşılaştırmak daha anlamlı olabilir. Bu açıdan baktığımızda yine gençlerimizin -özellikle dünyadaki gençlerle kıyaslandığında- çok daha fazla oranda muhafazakârlığa yakın olduğunu görüyoruz. Bunun en temel nedenlerine bakarsak şu noktaların altını çizebiliriz:
- Özellikle ekonomik nedenlerden dolayı Türkiye’de gençler, oldukça geç sayılabilecek yaşlara kadar aileleriyle birlikte yaşıyorlar ve ekonomik olarak onlardan kopmuş değiller. Bu durum onların düşünce ve kişilik olarak da bağımsızlaşmasını engelliyor. Özgür olmak istiyorlar ama özgür olmanın bedelini ödeyecek durumda hissetmiyorlar kendilerini. Bu yüzden aile, din, toplum, onlar için hayatta kalmalarına yardım eden, koruyucu bir kalkan oluyor. Bu durum da hoşnut olmasalar bile geleneksel değerler sistemi içinde kalmalarına yol açıyor.
- Bir ülkede eğer otoriterleşme, güvencesizleşme, ekonomik kriz vb. varsa gençler özgürlüğe değil, daha çok güvenliğe yöneliyorlar. Bu anlamda belirsizlik dönemlerinde muhafazakârlık “sığınak” haline geliyor. Ülkemiz de şu dönem böyle bir süreçten geçtiği için gençler çoğunlukla geleceklerinden emin değiller. İş, barınma, sağlık vb. konularında kendilerini güvende hissetmiyorlar. Böyle bir durumda din, aile, muhafazakarlık, onlar için bir kimlik ve anlam çerçevesi oluyor ve bir güvenlik mekanizması işlevi görüyor.
- Ülkedeki siyasal ortam da gençlerin muhafazakâr davranmalarına yol açıyor. Özellikle baskıcı bir ortamda gençlerde içsel bir muhafazakarlık oluşuyor. Beklenenin aksine baskı her zaman isyan üretmiyor. Onun yerine daha çok sessizlik, içine kapanma, uyum üretebiliyor. Bu şekilde gençler; “farklı görünmemeyi”, “çok ileri gitmemeyi”, “başını belaya sokmamayı” öğreniyorlar. Bu ortamda açık sekülerlik riskli, sessiz dindarlık daha güvenli hale gelebiliyor. Bu da muhafazakarlığı daha görünen bir hale getirebiliyor.
- Son yıllardaki araştırmaların gösterdiği gibi gençler geleneksel/kurumsal dinlere belirli bir mesafeden baksalar da bu, anlam arayışlarından vazgeçtikleri anlamına da gelmiyor. Bu anlamda belki dini ritüelleri her zaman yerine getirmiyorlar. Ancak yaşam, ölüm, maneviyat, kader vb. birçok alanda hala önemli soruları olduğunu görüyoruz. Dinler de bu sorulara hazır bir çerçeve sundukları için gençler bir ölçüde de olsa dinsel anlayışlarını ve muhafazakâr yapılarını sürdürmeye eğilimli oluyorlar.
- Tabii devlet kurumlarının eskiden beri var olan ve özellikle son yirmi yılda daha da artan muhafazakâr çizgisinin de gençleri etkilediğini belirtmek gerek. Özellikle dini referanslı eğitim kurumlarının sayısının artması, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlarının etki alanının genişlemesi, kültürel alanda üretilen muhafazakâr yapıdaki dizi, film vb. yapımların da etkisiyle gençlerin kendilerini çok mutlu etmese de bu muhafazakâr dünyadan uzaklaşamadıklarını görüyoruz.
Dolayısıyla geldiğimiz noktada ülkemiz gençliğinin durumunu şöyle özetleyebiliriz sanırım: Özellikle kentleşmeden dolayı modernleşmiş ama tam sekülerleşmemiş, yenilikleri isteyen ama geleneksel yapılardan (aile, din, devlet vb.) kopamayan, teknolojiye açık ama toplumsal yeniliklere de mesafeli bir yapı. Dolayısıyla bu karmaşık yapının gençleri hem bir ölçüde özgürlükçü ama hem de muhafazakâr olmasını mümkün kıldığını ve fakat bu çelişkili yapının da kendi kişilikleri içerisinde bir ikilik ve yarılma yarattığını söyleyebiliriz.

(Kaynak: Tüsiar araştırması)
Sonuç
Şu anda ülkemizde milliyetçi ve muhafazakâr bir iklimin egemen olduğu bilinen bir gerçek. Toplumun çoğunluğu böyle olunca onun yetiştirdiği gençlerin de böyle bir anlayışta olmaları normal görünüyor. Ancak bu durum, özellikle gençler için ideal bir ortam olduğu anlamına gelmiyor. Bugün çevremizdeki gençlere baktığımızda çoğunun oldukça mutsuz, umutsuz, geleceğe dönük beklentileri iyice azalmış, bir çıkış yolu bulamayan, çaresiz bir şekilde çırpınan bireyler haline geldiklerini görüyoruz. Kendilerine böyle bir yaşamı sunan devlete, topluma, hatta ailelerine karşı oldukça tepkililer. Ancak hem ekonomik hem de sosyal, kültürel, siyasal, psikolojik vb. nedenlerle kendi ayakları üzerinde duramadıkları için onları sorgulamaya, eleştirmeye, karşı durmaya da cesaretleri yok. Böylece ya kendi içine kapanan, telefon ekranlarına sığınan, amaçsız, depresif karakterler olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar ya da içlerindeki bu öfkeyi daha zayıf buldukları insanlara, hayvanlara, göçmenlere vd. yansıtarak birer suç aygıtına dönüşüyorlar. Gençliğini bu şekilde heba eden bir ülkenin mutlu bir şekilde yaşaması mümkün değildir.
Hayatın bir anlamda gençlerin ve gençliğin enerjisi üzerinde yükseldiğini söyleyebiliriz. Dünyadaki her türlü gelişmenin temel dinamiği gençliktir ve temel öncüsü gençlerdir. Dünyada hiçbir toplumsal, siyasal, teknolojik, bilimsel vd. gelişme, gençlik olmadan gerçekleşmiyor. Bu nedenle gençlerin artık inisiyatifi ellerine almaları gerektiğini düşünüyorum. Bunun için öncelikle nerede olurlarsa olsunlar, kendilerinin birer insan olarak değerli olduklarını hissetmeleri gerekir. Daha sonra da bu ülke ve toplum için en temel taşıyıcı unsurun gençlik olduğunu bilince çıkarmaları ve kişiliklerini bu çerçevede inşa etmeleri çok büyük önem taşıyor.
Genç demek, içinde bulunduğu kültürü, yapıyı, hayatı, dünyayı, kısaca her şeyi sorgulayan; oradaki yanlışları/eksikleri gören ve sonrasında onları aşan, geliştiren kişi demektir. İçinde bulunduğu yapıyı (aile, toplum, devlet vd.), aldığı eğitimi, kendisine verilen kültürü sorgulamayan insana genç diyemiyoruz. Bu anlamda gençlerin kendilerine verilen her şeye, öğretilen her bilgiye, söylenen her cümleye, karşılaştıkları her uygulamaya sorgulayıcı ve eleştirel bir gözle bakması ve onu aşmaya çalışması gerekir. Gençlerin de toplumun da ülkenin de geleceği ancak bu şekilde daha umutlu ve aydınlık bir hale getirilebilir. Gençleri ezen, onları kişiliksizleştiren, onlara genç olma şansı tanımayan bir ülkenin ve toplumun herhangi bir konuda ileri gitme şansı yoktur. Buna karşın gençlerine saygı duyan, onlara genç olma fırsatı veren, onların sorgulayıcı ve dönüştürücü enerjisini yaşama yansıtmalarına olanak tanıyan toplumların her türlü sorunu aşıp herkes için mutlu bir hayat yaratacaklarından emin olabiliriz.
Kapak görseli (Yapay zekâ tarafından oluşturuldu):


























Yorum Yazın