Türkiye tekstil ve hazır giyim sektörü, ihracat ve istihdam açısından stratejik öneme sahip olmasına rağmen son yıllarda ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. Özellikle artan üretim maliyetleri sektörün rekabet gücünü zayıflatmaktadır.
Enerji fiyatlarının yüksekliği, işçilik maliyetlerindeki artış ve finansman giderlerinin yükselmesi firmaların kârlılığını düşürmektedir. Buna ek olarak yüksek enflasyon ortamında maliyetler hızla artarken döviz kurunun aynı oranda yükselmemesi, ihracatçıların fiyat tutturmasını zorlaştırmaktadır.
Bir diğer önemli sorun düşük katma değerli üretim yapısıdır. Sektörün önemli bir bölümü fason üretime dayalı çalışmakta, marka, tasarım ve teknik tekstil gibi alanlarda yeterli derinlik sağlanamamaktadır. Bu durum birim ihracat değerinin düşük kalmasına neden olmakta ve Türkiye’yi fiyat rekabetine dayalı bir modele mahkûm etmektedir. Oysa Çin, Bangladeş ve Vietnam gibi ülkeler çok daha düşük maliyetle üretim yapabildiği için bu alanda rekabet giderek zorlaşmaktadır.
Sektör ayrıca finansmana erişim sorunları ve ölçek yetersizliği ile karşı karşıyadır. KOBİ ağırlıklı üretim yapısı, firmaların uygun maliyetli krediye ulaşmasını zorlaştırmakta; yüksek faiz oranları yatırım iştahını azaltmaktadır. Bunun yanında Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat süreci kapsamında karbon ayak izi, sürdürülebilirlik ve çevre standartlarına uyum zorunluluğu, firmalar için ek maliyetler doğurmaktadır. Bu dönüşüme uyum sağlayamayan işletmelerin ihracat pazarlarında zorlanma riski bulunmaktadır.
Bu sorunların çözümü için sektörün katma değer odaklı bir dönüşüm sürecine girmesi gerekmektedir. Teknik tekstil, medikal tekstil ve fonksiyonel ürünler gibi alanlara yönelmek; marka ve tasarım yatırımlarını artırmak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca dijitalleşme, otomasyon ve enerji verimliliği yatırımlarıyla üretim maliyetleri düşürülebilir ve verimliliği artırılabilir. Devletin Eximbank destekleri, uygun finansman imkanları ve yeşil dönüşüm teşvikleri sağlaması süreci hızlandıracaktır.
Sonuç olarak Türkiye tekstil sektörü için temel mesele, düşük maliyetle rekabet eden bir yapıdan teknoloji ve tasarım temelli yüksek katma değerli üretime geçiştir. Avrupa’ya coğrafi yakınlık, hızlı teslim avantajı ve güçlü üretim altyapısı önemli fırsatlar sunmaktadır. Doğru makroekonomik politikalar ve yapısal reformlarla desteklenmesi halinde sektör yeniden sürdürülebilir büyüme patikasına girebilir ve küresel değer zincirinde daha üst bir konuma yükselebilir.





























Yorum Yazın