ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı bir ayı geride bıraktı. Savaş, taksitle bölgesel bir nitelik kazanırken yalnızca askeri çatışmanın yayılma tehdidini oluşturmakla kalmıyor, dünya ekonomisini de istikrarsızlaştırıyor. Bu süreç, yeni bir dünya savaşı niteliğine bürünme yolunda ilerliyor ve dünya kapitalist sisteminde yeni egemenlik biçimlerinin şekillenmesine işaret ediyor.
ABD’nin nihai egemenliğinin çözülmeye yüz tuttuğuna dair analizler artıyor. Bunun uzun zaman alacağı açık. Diğer kapitalist ülkelerde güvenlik arayışlarının hızlanması ve bu arayışların farklı alanlara sıçrama ihtimali de göz ardı edilemez.
Hafta sonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İngiltere merkezli büyük finans kuruluşu BlackRock’un CEO’su ve başkanı Laurence Douglas Fink ile görüşmesi, bu çerçevede merak uyandırıyor.
İran savaşına dönersek; Çin, ABD kapitalizmine karşı güçlü bir askeri ve teknolojik rakip konumunda. Birçok analistin belirttiği gibi, İran bu savaşta Çin ve Rusya’dan çeşitli destekler alarak kolay lokma olmadığını gösterdi. ABD ve İsrail’in savaş planlarının bu nedenle beklenen başarıyı elde edemediği ifade ediliyor.
ABD, bölge dışı ülkelerden beklediği desteği görememenin etkisiyle yalnız başına tartışmalı İran’a kara harekâtı hazırlıklarına başladı.
Küresel Protestoların
Bu Hazırlıkların gölgesinde 8 milyon ABD’li, New York, Los Angeles, Chicago ve Washington başta olmak üzere 50 merkezde “Krala hayır, Trump’a hayır, savaşa hayır” gösterileri düzenledi. Göstericiler, ABD’nin monarşi olmadığını vurgulayarak Trump’ın savaş politikasını ve yönetim tarzının ekonomik sıkıntıları artırdığını dile getirdi.
Bu üçüncü hafta sonu gösterileri, önceki haftalardaki daha az katılımlı gösterilere kıyasla daha kitlesel ve yaygın oldu. İran savaşının artan ekonomik ve insani sonuçları, ABD’lilerin hafızasında Irak savaşının yarattığı yıkımı tazeledi ve İsrail çıkarları için hareket eden ABD’ye karşı tepkiyi artırdı.
Hafta sonu gösterileri sadece ABD ile sınırlı kalmadı. Avrupa’da başta Londra, Paris, Berlin; Kanada’da Toronto ve Vancouver; Avustralya’da Sydney ve Melbourne’de, İranlı göçmenler ve savaş karşıtları çeşitli gösteriler düzenledi. Bu protestolar, “sadece bir günlük eylemler” olmaktan öte, hem iç hem dış siyaseti ve toplumsal bilinçleri şekillendirme potansiyeline sahip.
Eğer protestolar Irak savaşı döneminde olduğu gibi yaygın, kitlesel ve sürekli olursa, ABD ve diğer hükümetlerin savaş politikaları daha fazla sorgulanabilir. Halkın tepkisi, askeri adımları yavaşlatabilir ve küresel barış hareketlerini güçlendirebilir.
Türkiye’nin Konumu ve Savaş Karşıtları
Bu tablo karşısında Türkiye’deki savaş karşıtlarının, “Biz ne yapıyoruz?” sorusunu sorması gerekiyor. Komşudaki haksız ve hukuksuz savaşa karşı Ankara’nın sınırlı diplomatik çabaları, sözün ve eylemin gücünü harekete geçirmekte gecikirse, Türkiye ABD politikalarına daha fazla bağımlı hâle gelebilir ve ağır toplumsal maliyetler doğurabilir.
Ankara, ABD ve İsrail’in saldırganlıkları sırf diplomasi çabayla durdurma bileceğini sanıyor. ABD-İsrail savaş ve saldırganlığına karşı İran’ın egemenlik hakkını açıktan savunmak imtina ediyor, geri duruyor. ABD yönetimini ve Başkan Trump’ı toz kondurmamaya çalışan bir siyaset izleyerek tarafsızlık adı altında güçlüye arka çıkan pozisyonda uluslararası hukukun ihlaline göz yumuyor. Savaş karşısında denge siyasetiyle ABD emperyalizminin bölge politikalarını ateşine odun taşıyor. Bölgede etkisini artırabileceği yanılgısıyla hareket ediyor.
Türkiye savaş karşıtları, hafta sonu New York, Los Angeles, Chicago, Washington, Londra, Paris, Berlin, Toronto, Vancouver, Sydney ve Melbourne’deki gösterilerden esinlenerek, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez gibi net ve açık bir savaş karşıtı tutum takınmasını Ankara’dan talep etmeli.
İlk pratik adım olarak, Türkiye’nin ABD Başkanı Donald Trump liderliğinde Gazze Barış Kurulu’na katılımını durdurması ve İsrail’e yapılan her türden sevkiyatı durdurması gerekiyor.
NATO Zirvesi
İran savaşının geleceği belirsizliğini koruyor. Bu koşullar altında, dört ay sonra 7–8 Temmuz’da NATO’nun 36. Zirvesi Ankara’da toplanacak. Bu zirve, kapitalist devletlerin güvenlik ve savaş politikalarının yeniden yapılandırıldığı bir toplantı olacak. Ankara’nın İran savaşına yaklaşımı, bu zirvenin sonucunda Türkiye’nin küresel savaş ve güvenlik politikalarında daha fazla ortağı olacağını gösteriyor. Bu nedenle de şimdi değilse ne zaman?
































Yorum Yazın