Türkiye, son günlerde tek bir gündeme kilitlendi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in malvarlığına ilişkin kimi iddialarla yatıp kalkıyoruz.
CHP lideri Özgür Özel, Gürlek’in normal şartlar altında sahip olabileceğinin çok üzerinde bir malvarlığı edindiği iddiasını gündeme taşımıştı. Resmî makamlarca henüz doğrulanmasa da bu konuda elinde bazı bilgi ve belgeler olduğunu söylüyor. Bir kısmını kamuoyuyla paylaştığı bilgi ve belgeleri peyderpey yayınlamaya devam edeceğinin altını çiziyor.
Bakan Gürlek, Özel’in iddialarını reddetse de yer yer suskun kalmayı tercih edebiliyor. Göründüğü kadarıyla mesele yargıya intikal edecek gibi duruyor.
Gürlek’in, Türkiye’nin yakın tarihinin en kritik davalarından birisinin altında imzası olması nedeniyle sıcak gündemin ateşi dinmek bilmiyor. Hatta daha epey tartışılacağa benziyor.
Özel’in iddialarına karşın Gürlek’in yanıtları, beni bundan 43 yıl öncesine götürdü.
Belki mesleki deformasyon diyebilirsiniz, ya da belki tarihin tekerrürden ibaret olduğuna dair klişe söze yorabilirsiniz; günceldeki tartışmalar çoğunlukla biz tarihçilerin aklına geçmiş hadiseleri düşürür.
1983 senesiydi…
12 Eylül darbesinin üzerinden yaklaşık üç yıl geçmişti. Bu süre zarfında Türk siyasetinin üzerinden silindir gibi geçilmiş ve adeta kilometre sıfırlanmıştı.
Şimdilerde moda olan tabirle eski Türkiye’ye dair bir şey kalmamıştı.
Yeni siyasî partiler kurulacak, yeni politik figürler ortaya çıkacaktı. Eski Türkiye’nin partileri kapatılmış, politikacıları yasaklanmıştı.
Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş hiçbirisi kalmamıştı. On yıl siyaset yasakları vardı. Bırakın parti kurmayı siyasî demeç bile veremezlerdi.
Onların çekildiği siyaset sahnesini yeni isimler doldurmaya başlamıştı. 12 Eylül sonrasında Türkiye’nin tanıştığı politik aktörlerden birisi Turgut Özal’dı.
Muhtemelen kimse o tarihlerde farkında değildi ama Özal, Türk siyasetinin bir on yılına damga vuracaktı. Önemli değişim ve dönüşümlerin öncüsü olacaktı.
Darbe döneminden çıkışta partiler kurulmaya başladı. Mesela kapatılan CHP’nin yerine Erdal İnönü’nün liderliğindeki SODEP kurulmuştu. Daha sonrasında SHP adını alacak parti 1990’larda CHP tekrar açılınca birleşme kararı almıştı.
Buna benzer partiler ortaya çıkmıştı. Özal da ANAP kısaltmasıyla zihinlere kazınan Anavatan Partisi ile yola devam etmeye karar vermişti.
Mevcut parti ve adaylar arasında en parlak görünen kuşkusuz Özal’ın ANAP’ıydı. Kenan Evren’in meşhur sözüyle “netekim” seçimlerin galibi ANAP olacaktı.
Ama tam partilerin kurulduğu ve Özal’ın gelecek vadettiğinin iyice gün yüzüne çıktığı zamanlarda gazetelerde şimdikine benzer biçimde bir malvarlığı tartışması başlamıştı.
Pek çok ana akım gazetede çarşaf çarşaf Özal’ın malvarlıkları yazılıyordu. Gazetecilerin o dönem kendi ifadesiyle “zenginin malı züğürdün çenesini yorar” hesabı, Özal’ın serveti gündemden düşmek bilmiyordu.
Gazetelerin aktardığı şekliyle neler yoktu ki bu malın mülkün içinde. İstanbul’un Beşiktaş, Maltepe ve Yeniköy semtleriyle Ankara’da birer ev. Dragos, Bodrum ve Side’de yazlık. Hatta o kadar ki Side’ye şortlu heykelini bile diktiler.
Onun yanında Gelibolu, Manavgat ve Ortaköy’de arsalar. Bodrum’da bir kooperatif hissesi. Otomobiller, yüklü miktarda nakit, ziynet eşyası ve çeşitli hisse senetleri…
Liste böyle uzayıp gidiyordu.
Özal, 21 yıl devlet hizmetinde bulunmuş bir bürokrattı. Kamu bürokrasisinde belki iyi bir kariyeri vardı fakat bu kadar mala sahip olmak için yeterli miydi? Herkes bu soruyu soruyordu.
Türkiye, değirmenin suyunun nereden geldiğini konuşurken Özal sürpriz bir basın toplantısı düzenledi. Siyasetin yeni gözdesiydi ve üstünde parlayan yıldızı malvarlığı tartışmalarıyla heba edemezdi.
Özal, gazetelerde malvarlığıyla ilgili çıkan iddiaları yalanlamadı. Aksine kendisinin ve eşinin üzerine kayıtlı taşınır ve taşınmazları sıralayarak ayrıntılı bilgi verdi. Söz konusu malların nasıl alındığını ve güncel değerlerini anlattı.
En önemlisi bu kadar parayı nasıl kazandığını açıkladı. Buna göre Özal, servetinin önemli bir bölümünü bürokrasi kademelerindeki görevleri sırasında edinmemişti. Daha ziyade bürokrasi yaşamına kıyasla çok daha kısa süren Dünya Bankası ve özel sektör deneyimlerinden kazanmıştı.
Özal, gazetecilerin sorularını yanıtladıktan sonra malvarlığıyla ilgili bahisler fazla uzamadı. Başbakanlık döneminden sonra başka tartışmalara kapı araladıysa da o gün için konu kapanmıştı.
Günümüzde de benzer bir yol izlenebilir. Herkese açık bir basın toplantısıyla gazetecilerin iddialara ilişkin soruları yanıtlanabilir.
































Yorum Yazın