“Korku, nefret, kıskançlık ve güce tapma söz konusu olur olmaz gerçeklik duygusu yok olur. Doğru-yanlış ayrımı ortadan kalkar. Yapan “bizim” taraf olduğu takdirde mazur görülemeyecek hiçbir, kesinlikle hiçbir suç kalmaz.”
George Orwell
Hemen çeyrek asırdır aralıksız süren Erdoğan iktidarı anladığımız kadarıyla Erdoğan ailesi iktidarı olarak yola devam etme niyetinde gözüküyor.
14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %52 oy oranıyla üçüncü kez cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, 14.Mayıs.2028 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde anayasa gereği yeniden aday olma olanağına sahip olmayacak.
Aday olabilmesi için Cumhurbaşkanlığı seçim tarihini öne çeken erken seçim kararı TBMM tarafından alınırsa yeniden aday olması söz konusu olacak.
Önümüzdeki siyasi süreçler bize ne gösterecek bunu tam olarak kestirmek zor olsa da bugünden verili koşullar dikkate alınarak kimi tahminler yapmak olası gözüküyor.
Ya da seçim zamanında yapılacak olursa Erdoğan yerine yeni aday gösterilecek. Bu aday kim olur bu konuda söylenti oldukça fazla ama gördüğümüz kadarıyla Bilal Erdoğan adı daha çok öne çıkıyor.
Yazının başında Erdoğan ailesi iktidar olarak yola devam etmek istiyor derken bunu kastetmiştim.
Son olarak Adalet ve İçişleri bakanlıkların yapılan atamalarla başlayacak olursak bu iki bakanlığa atanan isimlere baktığımızda Adalet bakanlığına Akın Gürlek, İçişleri bakanlığına Mustafa Çiftçi atandılar.
Atanmaları ve yemin ederek göreve başlamaları mecliste siyasi tansiyonu yükseltti ve milletvekilleri arasında tam bir arbede yaşandı.
Akın Gürlek İstanbul eski cumhuriyet başsavcısı yargı bürokrasisi içinde en hızlı kariyer yapan ve çok bildik siyasi davaların arkasındaki isim…
Kendisi yargı erkininin siyasi iktidarın elinde bir sopa gibi kullanılmasında kolaylaştırıcı rol oynuyor.
Bakan olduktan sonra ki tüm yargı erki emrinde olacağında anayasada sınırları çizilen hukuk devletinin fonksiyonları daha da işlevsiz duruma getirilecek diye tahmin ediyorum.
Mustafa Çiftçi anladığımız kadarıyla İçişleri içinde iktidarın kendisine çok güvendiği isimlerin başında bir anlamda çelik çekirdek kadrolar arasında bulunuyor.
Yani iktidar için bu iki kritik bakanlığa emir ve komuta içinde sorun çıkarması beklenmeyen bu iki ismin atanması siyaseten neye tekabül ediyor derseniz, “bence pek hayra tekabül etmiyor” derim. Etmiyor çünkü iktidar her alanda kan kaybettiği için baskıları daha fazla arttırmak için bu ve benzer isimleri tercih ediyor.
Bu anlamda anlaşılan ekonomide kemer sıkma ile muhalefet üzerinde daha fazla baskıyı eşzamanlı sürdürmeyi düşünüyorlar diye tahmin etmekteyim.
İşin ekonomi ayağının bu gidişle düzelemeyeceğini iktidar dahil cümle alem biliyor.
Son Merkez Bankası enflasyon raporunda yılın daha ikinci ayı dolmadan %16 olan enflasyon hedefi şimdiden üst sınır olarak %21 olarak revize edildi.
Ancak revize edilen bu enflasyon oranının bile tutturulması adeta mucize olarak gözüküyor.
Yılın ilk ayında neredeyse aylık %5 olan enflasyon artışının yılın sonunda %21 olacağını hedeflemek hedef değil hayal demektir.
Yani demem o ki iktidarlar kötü ekonomik koşullarda seçime gitmeyi tercih etmezler ama bizde durum farklı bizde ekonominin iyi gideceğine dair hiç işaret gözükmemektedir.
Hülasa erkende olsa tarihinde de olsa bugünden görünen gerçek Türkiye kötü ekonomik koşullarda seçimleri yapmak durumunda kalacak.
O zaman bu gerçeği bilen Ak Parti iktidarı kötü ekonominin sonuçlarını azaltmak için muhalefete daha fazla baskı yapacağını Adalet ve İçişleri bakanlıklarına yapılan bu iki atamayla göstermiş oldu.
Özellikle Akın Gürlek’in Adalet bakanlığına atamasının bir başka nedeni de önümüzdeki süreçte karara bağlanması gereken çok önemli davalar var.
En başta Ekrem İmamoğlu davaları var ki bu davalar aynı zamanda İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmasıyla iç içe olan davalar…
Diğer yandan başta Özgür Özel olmak üzere CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırılmasıyla ilgili süreç bu süreçte iktidarın seçimleri kazanmak için CHP üzerinde kurduğu baskı ve hukuksuzluklardan bir tanesi…
İşte tüm bu süreçleri özenle yürütecek ve istenilen sonuçları elde edecek bir siyasi iradeye ve dik duruşa ihtiyaç var.
Akın Gürlek atamasını birde bu gözle değerlendirmek gerekir.
Ak Parti için bir seçim stratejisi de “Terör Türkiye” kampanyası, bu kampanyanın en önemli mesajı Kürt meselesinin çözümünde insanları umutlandırmak ve bu umudu canlı tutmak için kimi fırsat paketleri yaratmak. Bu sürecin içinde bulunan meclis komisyonu kurulması ve süreç hakkında rapor çalışmaları ile İmralı ve saray görüşmeleri sunulan fırsat paketlerinin en önemlileri arasında görülüyor.
Oysa orta yerde barış adına demokrasi adına olan biten hiçbir şey yok tersi daha fazla hukuksuzluk ve daha fazla baskı var.
Hasılı çok yönlü bir bunalım ve kaos sürecinden geçen Türkiye’de iktidar partisi yeniden seçim kazanmak için akla, ahlaka ve vicdanlara sığmayacak olan her şeyi yapacak gibi gözüküyor.
Tüm bu gelişmeler dikta rejiminde artık George Orwell yazdığı başka bir seviye yere doğru yani 1984 dikta rejimine doğru sürükleniyor.






























Yorum Yazın