Kürt kadınlarının saç örgüsü bir süs değildir. Ne folklorik bir detaydır ne de masum bir gelenek olarak okunabilir. O örgü, beden üzerinde kurulmak istenen iktidara karşı sessiz ama ısrarlı bir hatırlatmadır. Çünkü kadın bedeni, özellikle de Kürt kadınının bedeni, tarih boyunca yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil; siyasal, kültürel ve ideolojik bir alan olarak hedef alınmıştır. Saç ise bu hedefin en görünür yüzeylerinden biridir. Kesilerek, örtülerek, açılarak ya da “uygun” biçimlere sokularak disipline edilmeye çalışılır. Kürt kadınlarının örgülü saçı, bu disiplin girişimlerine verilen sakin ama geri çekilmeyen bir cevaptır: Bu beden bana aittir.
İktidarlar kadın bedenine ilk olarak saç üzerinden dokunur. Saçın nasıl taşınacağı, ne zaman kesileceği, nerede görünür sayılacağı, hangi bağlamda “rahatsız edici” bulunacağı sürekli olarak denetlenir. Çünkü saç, kadının kamusal alandaki varlığını görünür kılar. Saç düzenlenerek kadın “terbiye edilir”, sınırları çizilir, kabul edilebilir hâle getirilir. Kürt kadınları söz konusu olduğunda bu denetim iki katmanlıdır. Bir yandan kadınlık, diğer yandan Kürtlük üzerinden işleyen çoklu bir baskı söz konusudur. Bu nedenle Kürt kadınının bedeni, sıradan bir beden değil; sürekli izlenen, yorumlanan, fişlenen ve müdahale edilmek istenen bir alandır.
Örgü tam da bu noktada anlam kazanır. Örgü, dağınıklığın giderilmesi değildir yalnızca; bedeni sahiplenme biçimidir. Kendi saçını kendi ellerinle örmek, bedeni başkasının bakışına değil, kendi kararına göre düzenlemektir. Bu nedenle örgü, pasif bir kabulleniş değil; aktif bir özneleşme hâlidir. Sessizdir ama görünürdür. Slogan atmaz ama silinmez. Her gün yeniden yapılır, her gün yeniden taşınır. Bu tekrar, onu güçlü kılar. Çünkü iktidar anlık tepkilerle baş edebilir; ama gündelik, süreklilik arz eden varoluş biçimleriyle baş etmekte zorlanır.
Kürt kadınlarının örgülü saçı, kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızayı taşır. Göç yollarında, yas evlerinde, cezaevlerinde, köylerde ve kentlerde aynı biçimde karşımıza çıkar. Mekân değişir, koşullar değişir; ama örgü kalır. Çünkü bu biçim, yalnızca estetik bir tercih değil; kimliğin gündelik hayatta taşınma biçimidir. Kimliğin bağırmadan, meydan tutmadan, kendini inkâr etmeden var olma hâlidir.
Cezaevi, örgünün en politik hâle geldiği mekândır. Cezaevinde saç, doğrudan disiplinin parçasıdır. Kesilmesi istenir, kontrol edilir, müdahale edilir. Çünkü cezaevi yalnızca özgürlüğün değil, bedenin de devlete ait olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Kürt kadınlarının cezaevinde saçlarını örmeye devam etmesi, bu varsayıma sessiz ama net bir itirazdır. Örgü burada bir direniş sembolüne dönüşür. Bedenin tamamen teslim alınamayacağını gösterir. Cezaevinde örgü, hayatta kalmanın, dağılmamanın, kendini kaybetmemenin biçimidir.
Kentte ise örgülü saç başka bir baskı biçimiyle karşılaşır. Kürt kadını kentte görünür olduğunda, örgüsüyle birlikte “fazla politik” bulunur. Sokakta, üniversitede, kamusal alanda örgülü saç, bakışlara, yorumlara, fişlemelere maruz kalır. Kent, örgülü saçı “nötr” bulmaz. Çünkü kent düzeni, görünür olanı kontrol etmek ister. Kürt kadınının örgüsü, bu düzenin estetik ve siyasal sınırlarını zorlar. Ne tamamen görünmezdir ne de tamamen evcilleştirilebilir.
Devlet bu noktada kendini “tarafsız” ilan eder. “Saçla ilgilenmiyoruz”, “kimsenin görünüşüne karışmıyoruz” denir. Oysa bu tarafsızlık iddiası büyük bir yanılsamadır. İktidar, en çok “önemsiz” dediği şeylerden korkar. Çünkü saç, bedenin en gündelik, en sıradan parçası gibi görünür. Ama tam da bu sıradanlık, onu politik kılar. Devlet, bedenin her ayrıntısını izlerken bunu açıkça söylemez. Sessiz denetim, açık yasaktan çok daha etkilidir.
Erkek egemen bakış bu sürecin ayrılmaz parçasıdır. Kürt kadınının örgülü saçı çoğu zaman “fazla güçlü”, “fazla dik”, “fazla iddialı” bulunur. Kadın bedeni hem etnik hem cinsiyet üzerinden tehdit olarak algılanır. Bu algı, kadını ya bastırmayı ya da görünmez kılmayı hedefler. Örgü ise bu iki ihtimali de boşa çıkarır. Ne boyun eğer ne de saklanır. Sadece vardır.
Örgü aynı zamanda travmayla ilişkilidir. Yas tutan kadınların saçları örülür. Cezaevine giren kadınların saçları örülür. Göç eden, yerinden edilen, kayıp yaşayan kadınların saçları örülür. Örgü, dağılmamak içindir. Kendini toparlamanın, ayakta kalmanın biçimidir. Bu nedenle örgü yalnızca direniş değil; hayatta kalma pratiğidir. Bedenin çözülmesine izin vermemektir.
Modern iktidar, büyük sembolleri sever. Büyük bayraklar, büyük söylemler, büyük anlatılar üretir. Kürt kadınlarının örgüsü ise büyük anlatılara ihtiyaç duymaz. Gündelik hayatın içinde, sessizce, ısrarla var olur. Bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü iktidar bağırır; örgü susar. Ama kalıcı olan suskunluktur.
Sonuç olarak Kürt kadınlarının örgülü saçı, bedenin hafızasıdır. Kesilmemiş bir hatırlatma, susturulamamış bir varoluş biçimidir. Ne tamamen geleneksel ne tamamen modern ne tamamen bireysel ne tamamen kolektif. Tam da bu aradalık hâli, onu politik kılar. Çünkü iktidarlar netlik ister. Kürt kadınlarının örgüsü ise net değildir; çoğuldur, akışkandır ve bu yüzden dirençlidir.
Bazen en güçlü siyaset, en sessiz biçimde taşınır. Ve bazen bir saç örgüsü, uzun bir nutuktan çok daha fazla şey söyler.





























Yorum Yazın