Bazı sözcüklerin üstlendikleri işlev, birlikte anıldığı sözcüklere özel anlam katar.
Cesaret böyle bir sözcüktür. Cesaret, içtenliği artırır, sevgiyi çoğaltır, güven verir. Dahası cesaretiniz varsa gerçeğin peşine düşer, onu bulur ve açığa çıkarırsınız. Bu özelliği nedeniyle Osho, cesareti, lider sözcük olarak görüp şöyle der;
Osho, cesaret üzerine şunları söyler:
“O yüzden önce cesaret gelir.
Ve diğer her şey onu izler.”
Anadolu’nun dağını, taşını, insanını olduğu gibi resmeden ve okurken hayran kaldığımız Yaşar Kemal, Üç Anadolu Efsanesi’nde Köroğlu’na dair bir anekdot anlatır. O anekdot, cesaretin özetidir.
NASIL KÖROĞLU OLUNUR?
Sıradan bir insandır Köroğlu. Hatta o kadar sıradan ki sesinin rengini bile babasından başka kimse bilmediği, çekingen bir delikanlı. Pek bilinmez ama adı da Ruşen Ali imiş. Beyin beğenmediği bir atı aldığı için gözlerine mil çekilen babasının eli ayağı olmaktan ibaretmiş hayatı. Orada – burada iki kuruş kazanıp iki ekmek almak için koşturup dururmuş.
Gelin görün ki o iki ekmekten biri, serseriler tarafından elinden alınırmış. Korkunun esiri olmuş Ruşen Ali, serserilerin dediğini yapar, ekmeği verir; utancından yerin dibine girermiş ama babasına bir şey diyemeden eve varırmış.
Babasının gözleri kör edilmiş ama oğlunun eve girmesiyle birlikte yayılan havadan anlarmış durumu. Oğlunun sokak serserilerine teslim olmuş hali, göğsünün üzerine çöken bir ağırlık gibiymiş ama elinden de fazla bir şey gelmezmiş.
Baba, oğulun durumundan kaygılı; Ruşen Ali de, babasının kendisine dair kaygılarının farkında ama korkusunu da yanından hiç ayırmadan yaşayıp giderlermiş.
Ruşen Ali, günlerden bir gün, korkusuna sıkı sıkı sarılmış bir halde yürürken, sokakta, pek çok köpeğe rastlamış. Önde ağzında kemik parçası olan zağar cinsinden bir köpek tek başına, etrafında da pek çok başıboş köpek varmış.
Sokak köpekleri, zağarın yiyeceğini almak için ona saldırıyorlarmış; zağar ise yiyeceğini vermemek için kendini savunuyormuş. Savunmasını sağlamlaştırmak için gidip sırtını bir duvara yaslamış. Kendisini öyle bir savunmuş ki yiyeceğini vermediği gibi bütün köpeklerin pes edip gitmesine de vesile olmuş.
Yaşar Kemal, o ana kadar olup biteni seyreden Ruşen Ali’ye şu sözleri söyletmiş:
“Şuna bak, parmak kadar köpek bile yiyeceğini korumak için savaşıyor”.
Elbette aklına, kendi korkaklığının geldiğini tahmin edersiniz. Kendi halini gözünün önüne getirmiş ve bir zağar kadar bile olamamış olmaktan ötürü kendi kendine hayıflanmış. “Demek ki” diye düşünmüş, “geri çekilmenin, alttan almanın, içine kapanmanın, sinikliğin bir yararı yok”.
Kıssalar, hisse çıkarmak içindir; Ruşen Ali de öyle yapmış.
Almış hissesini, hissenin yanına bir de sopa eklemiş. Akşam olmuş; gene her zamanki gibi iki ekmek alıp çıkmış yola. Onun geliş vaktini bilen serseriler de, her zamanki gibi çıkmışlar onun yoluna.
Ekmeğin birini istemişler; her zamanki gibi…
Vermemiş ekmeğini Ruşen Ali. Şaşırmış serseriler ama “şuna dersini verelim” diye de üzerine yürümekten de geri durmamışlar. Ne de olsa onlardaki Ruşen Ali imajı korkak olduğu için pek de rahatlarmış. Fakat bu kez, evdeki hesapları çarşıya uymamış; ekmekleri duvarın üstüne bırakan Ruşen Ali, elindeki sopayla ilk rastladığına vurmuş. O düşmüş; derken ikincisi ve hatta üçüncüsü de…
NASIL CESUR OLUNUR?
Neye uğradığını şaşırmış serseriler. Bırakıp kaçmışlar.
Yaşar Kemal, şöyle anlatmış o anı:
“…öylesine kaçıyorlardı ki, yellerine sapan taşı ulaşamaz”.
Rivayet edilir ki, o ana kadar içine kapanık, herkesten korkan Ruşen Ali, o andan itibaren kendine güvenen cesur bir genç olmuş. Köroğlu’na dönüşmesi de, yaşadığı bu kavganın sonrasına rastlar. Yaşar Kemal’in ifadesiyle “Köroğlu, yiğitliği bir küçük köpekten öğrenir”.
Gelelim meramımıza…
Korku da, cesaret de insana dairdir. Hangisinin öne çıkacağına, hangisiyle tanımlanacağına insanın iradesi belirler. İnsan, bilinçaltına yuva yapan korkuları dinlerse sıradanlaşır; hiç kimsenin farkına varmadığı bir nesne olur. Aynı insan, vicdanının yol arkadaşlığıyla korkulara karşı savaşan cesaretini açığa çıkartırsa kendisi olur; yani insanlaşır.
Daha önce de yazmıştım; cesaret, İngilizcede, “courage” demektir. Kökeni, Latince’dir ve “cor” sözcüğünden gelir.
“Cor” ne anlama gelir peki?
“Yürek” dersem, şaşırmayın!
Gelelim Anadolu’ya; Anadolu’da cesur insanı tanımlarken ne derler, hiç düşündünüz mü?
Tahmin edeceğiniz üzere “yürekli” denir.
İnsanlık, bugüne ulaştıysa, hiç kuşkunuz olmasın; o yürekli insanların, korku imparatorluğuna savaş açma cesareti göstermelerindendir. Türkiye’nin yüzyıllık tarihinin başlangıcında da cesaretin yola çıkması vardır.
Yüzyıllık tarihimizin pek çok anlarında, cesaretimizi kırmak; küresel güçlerin dümen suyundan beslenen korku imparatorluğunu yeniden egemen kılmak isteyen güçler olduğunu biliyoruz. O güçler ne zaman harekete geçse karşılarına nice “yürekli” yurtseverler çıktığını da…
33 yıl önce bedenen aramızdan aldıkları Uğur Mumcu da, o yürekli insanlardan biridir. Yaşadığı sürece “rüşvetçinin, fırsatçının, fesatçının hainin” korkulu rüyası oldu. Bu yüzden bir hain planla, arabasına konulan bir bomba ile aramızdan aldılar.
Amaçları, topluma korku salmak; cesaretin ipine sarılanları vazgeçirmek ve geleceğimizi ipotek koymaktı. Epey yol almış olabilirler ama hepimiz görüyoruz ki Uğur Mumcu’yu unutturamıyorlar.
Nedeni, cesaretin bu topraklarda kök salmış olmasıdır.
Bu topraklarda, “ferman padişahın, dağlar bizimdir” denildi. “Kısa çöp, uzun çöpten hakkın alacak” sözü de bu toprakların ürünü. İdam sehpasına çıkarken bile arkadan kalanlara öğüt vermek için “çıkıp ele karşı ağlamasınlar” diyenler de tanıdık.
Gelelim, zihinleri meşgul eden asıl soruya; cesaret ama nasıl?
Onu da Rıfat Ilgaz, şöyle tarif ediyor:
“Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol”
Türkçe meali şudur, bu dizelerin.
Özgürlükçü, laik ve demokratik bir Türkiye’nin kurulabilmesi için herkesin yapabileceği bir şey vardır.
Yapabilir miyiz?
Katledilişinin 33. Yılında Uğur Mumcu’nun cesaretini ve kararlılığını anımsayarak, diyebilirim ki neden yapamayalım?





























Yorum Yazın