Bazı sevgiler vardır, yaşanmaz.
Katlanılır.
Ve bazı insanlar vardır, sevilmez; onlara tutunulur.
14 Şubat yaklaştığında sevgiye dair cümleler de çoğalır. Çiçekler, kalpler, indirimli hediyeler… Sevgi, sanki hep yumuşak bir şeymiş gibi anlatılır. Oysa sevgi çoğu zaman yumuşak değildir. Yaralıdır. Eksiktir. Bedellidir. Çünkü sevmek, insanın kendini savunmasız bırakmasıdır; en zayıf yerini bir başkasına emanet etmesidir.
Bazı insanlar için sevgi, sadece bir duygu değil, bir mücadele alanıdır. Toplumla, kurallarla, ahlakla ve korkularla verilen bir mücadele. İşte İranlı şair Furuğ Ferruhzad, sevginin ve özgürlüğün bu bedelli hâlinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
İran, köklü bir edebî ve düşünsel mirasa sahip olmasına rağmen, özellikle kadınlar için daraltıcı normlarla çevrili bir coğrafyadır. Furuğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935’te Tahran’da doğdu; 13 Şubat 1967’de, henüz 32 yaşındayken hayatını kaybetti. Kısa ömrüne rağmen İran modern şiirinin seyrini değiştiren bir iz bıraktı. Esir, Duvar, İsyan, Yeniden Doğuş ve ölümünden sonra yayımlanan İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına, yalnızca şiir kitapları değil; bir kadının kendini var etme mücadelesinin kayıtlarıdır.
Furuğ’un şiiri, aşkı idealize etmez. Aşk onun dizelerinde bazen arzudur, bazen suçluluk, bazen yalnızlık… Ama her zaman gerçektir. Sevgi, onda edilgen bir kabulleniş değil; “Ben buradayım” deme hâlidir. Bu yüzden rahatsız edicidir. Çünkü konuşan, isteyen, seven bir kadın figürü sunar.
Hayatı da şiiri kadar serttir. Erken yaşta evlendirildi, boşandı, oğlundan ayrılmak zorunda bırakıldı. Şiiri “günah”, aşkı “ahlaksızlık”, itirazı “fazlalık” sayıldı. Ama Furuğ geri çekilmedi. Kendisi olmaktan vazgeçmedi. Şiiri seçtiğini, özgürlüğü seçtiğini söyledi. Ve bunun bedelini bir ömür boyunca taşıdı.
Toplum onu affetmedi. Din affetmedi. Erkekler affetmedi. Ama o kendini affetti. Belki de en büyük direniş buydu.
Aşk yaşadı; gizli değil, utanmadan. Bir kadının sevdiği adamı saklamasının beklendiği bir dünyada, Furuğ aşkını dizelere yazdı. Bunun karşılığında “kötü kadın” ilan edildi. Oysa tarih bize şunu defalarca gösterdi: “Kötü kadın” denilenler, çoğu zaman itaat etmeyen kadınlardır.
Furuğ’un şiirleri süslü değildi. Yumuşak hiç değildi. Çünkü onun dünyasında kadın olmak, çiçek olmak değil; yanmayı göze almak demekti. 32 yıl yaşadı ama birçok insanın bir ömür boyu cesaret edemediği kadar hayatı bu yıllara sığdırdı. Korkmadı. Susmadı. Geri adım atmadı.
Öldüğünde bile rahat bırakılmadı. Cenazesi bile tartışma konusu oldu. Ama ne ironidir ki, onu susturmak isteyenlerin isimleri unutuldu; Furuğ kaldı.
14 Şubat’ta sevgiyi kutlarken belki de kendimize şu soruyu sormak gerekir:
Ben sevdiğim için neyi göze aldım?
Çünkü sevgi yalnızca mutlu anların hatırası değildir. Aynı zamanda direnmenin adıdır. Kendin olmaktan vazgeçmemektir. Ve “her şeye rağmen” diyebilmektir.
Bazı hayatlar vardır, yaşanmaz; savunulur.
Bazı kadınlar vardır, bedel ödeyerek sevmeyi öğretir.
Ve bazı sesler vardır; susar gibi olur ama aslında hep uçmaya devam eder.
Kuş ölür…
Ama uçuş kalır.





























Yorum Yazın