AK Parti iktidarında alkollü içki ve sigara, sadece sıkça yapılan zamlarla değil hakkında yapılan yasal düzenlemelerle de gündemde. Tahmin edersiniz ki, gündeme gelen yasal düzenlemeler, çoğunlukla yasaklama amaçlı.
Mesela Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı sigara konusunda çok hassas olduğunu geçmişte karşılaştığımız diyaloglardan biliyoruz.
Aynı hassasiyetin alkollü içki konusunda da var olduğunu tahmin etmek güç değil.
Geçtiğimiz günlerde içki konusunda yeni yasakların gündeme geldiğini okumuştuk. Ve konuşulan yeni yasakları iktidara yakın bir yayın organından Meclise sunulan yeni bir kanun teklifiyle birlikte öğrendik.
Meclis’e sunulan teklif ‘Bağımlılıkla mücadeleyi güçlendirme’ amacıyla hazırlanmış. Ancak sunulan teklifle alkollü içeceklerin üretiminden tanıtımına, satışından denetimine kadar geniş bir yelpazede yeni kısıtlama ve yasaklar hedefliyor.
Ve bu kez hedef sadece alkollü içki değil, sektördeki şirketler ve onları neredeyse görünmez kılmak. Nitekim teklif ile alkollü içki üreten, ithal eden veya pazarlayan firmaların doğrudan reklam yapması ya da tüketiciye yönelik tanıtım faaliyeti yürütmesi tamamen yasaklanıyor. Bu firmaların sadece doğrudan reklamlarına değil, firmaların ticari unvanları, markaları, logoları veya amblemleri aracılığıyla herhangi bir etkinliğe, medya platformundaki bir içeriğe ya da yayına sponsor olmasının da önüne geçilmesi hedefleniyor. Hedeflenen değişikliklerle, işletmelerde veya etkinlik alanlarında, alkollü içki markalarını akla getirebilecek her türlü isim, kelime, sembol, görsel ya da harfin kullanılması yasaklanması amaçlanıyor.
Görüldüğü gibi AK Parti iktidarı sigaradan çok alkollü içecek konusunda hassas.
RAKAMLAR NE DİYOR?
Peki hedeflenen ne?
Bu soruya cevabı sonra verelim.
Şimdi son dönemde alkollü içki tüketim oranlarına bakalım.
Alkollü içkiye yapılan sistematik zamlar görünen o ki, iktidarın hedeflediği tüketim düşüşüne yol açmamış.
İPSOS’un geçen yıl yaptığı araştırma bu açıdan ilginç. İşte o araştırmadan bazı veriler.
Araştırmaya göre düzenli alkol tüketenler 5 yıl önce 13,8 milyon kişiyken, 2025'te bu sayı 17,3 milyona yükselmiş. 18 yaş üstü nüfusta düzenli tüketim oranı da artış göstererek yüzde 28'den yüzde 33'e çıkmış.
Aynı araştırmanın en ilginç verisi kuşkusuz 18 yaş üzerinde olan kişilere sorulan “Hayatınız boyunca hiç içki içtiniz mi?” sorusuna verilen cevap.
Bu soruya “evet” cevabı verenlerin oran ilk kez yüzde 50’yi geçerek yüzde 52,6 oranına (27,5 milyon) yükselmiş.
Aynı soruya “evet” cevabı verenlerin oranı 5 yıl önce yüzde 40’mış (19,7 milyon).
Bu süreçte alkollü içkiler içinde özellikle yerli içkilerde yapılan zamların ne kadar etkisi var bilmiyoruz ama tüketim alışkanlığında da değişim görülüyor araştırmaya göre.
Mesela viski tüketimi 2020’de 13,6 milyon litre iken bu rakam 2024’te 34,7 milyon litreye yükselmiş. Bu yüzde 155 oranında artış demek.
Aynı dönemde rakı tüketimi ise sadece yüzde 34 artarak; 30,4 milyon litreden 39,8 milyon litreye yükselmiş.
Görüleceği gibi viski tüketimi rakı tüketim oranına yaklaşmış.
Diğer alkollü içkilerde de tüketim artışı söz konusu.
Bunu miktarı az olsa da gelen zamlar nedeniyle evde üretilen ve kaçak üretilip piyasaya sürülen içkileri de ekleyebiliriz.
Özetle gelen zamlar, tüketimde azalmaya yol açmadığı gibi arttırmış.
Bu artış kuşkusuz artan vergi oranları nedeniyle devlete gelir olarak yansımış durumda.
Alkollü içkilerden alınan vergiler 2021 yılında 22,9 milyar lira iken 2026 yılı için planlanan gelir 191,6 milyar liraya yükseliyor. Bu 5 yılda yüzde 735’lik bir artış demek.
PEKİ HEDEF GERÇEKTEN NE?
Devlete vergi yoluyla bu kadar katkı sağlayan alkollü içkilerin –ve sigaranın- sistematik olarak yasaklanma çabası neyi hedefliyor?
Ben bu sistematik çabayı toplumsal, kamusal görünürlüğü kısıtlayarak alkollü içki ve sigarayı özel alana hapsedilmesi hedefine bağlıyorum.
Tüm bu yasal düzenlemeler ile beklenti, içkili mekanların azalması ve/veya bu mekanların, sınırlı bir bölgeye hapsedilmesidir. Ki bu konuda son yıllarda hayli mesafe alınmıştır.
Nitekim AK Parti’li belediyelerin içkili mekanların ve içki satılan dükkanların ruhsatlarını hukuki gerekçelerle yenilememe stratejisiyle amaçlanan budur. Bunun sonucu olarak içkili mekanlar belli lokasyonlarda (örneğin Beşiktaş, Kadıköy gibi…) yoğunlaşmıştır. Yapılması düşünülen son düzenleme ile bu esas hedef doğrultusunda bir adım daha atılmış olacaktır.
TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ SÜRERKEN…
Ancak bu noktada şunu unutmamak gerekiyor. İktidarın –devlet blokunun- ideolojik tercih ve uygulamaları siyasal alkollü içki –ve sigara- ile sınırlı değil, gündelik hayatın neredeyse her alanında benzer bir hedef söz konusudur.
Siyasi iktidar, toplumsal farklılıkları dönüştüremediği ölçüde, onların görünürlüklerini toplumsal, kamusal alandan temizlemeye ve özgürlükleri özel alan ile sınırlama eğilimdedir.
Toplumsal, kamusal alan yeniden tanımlanan “makbul vatandaş”lara serbest, eleştirel yani makbul olmayanlara yasaklı hale getirilmektedir. Bu makbul vatandaş tanımı bir anlamda iktidar blokunun tanımı ile “Yerli ve Milli” olanları kapsamaktadır.
İfade ettiğim gibi iktidar blokunun sınırını çizdiği yeni kamusal alana dahil ol/a/mayanlar, öncelikle iktidara eleştirel duran toplumsal kesimlerdir.
Siyasal alanda CHP lideri Özgür Özel’ın tüm kesimlerin “demokratların” yaptığı çağrının, eş düzeyli bir ilişki ile genişleyerek bir demokrasi koalisyonuna dönüşmesi; sivil alanda ise demokrasi, özgürlük keseninde ortak bir siyasallaşmanın ete kemiğe bürünerek bir büyük “Türkiye İttifakına” dönüşmesi ile mümkündür. Bir bütün olarak muhalif siyaset, daha çok sivil topluma açılmak ve ondan güç almak zorundadır. Çünkü siyasete sahip çıkmaya, hepsedilmek istendiği büyük kapatılmadan çıkmak isteyen, geleceğine sahip çıkmaya hazır bir toplum var. Siyaset toplumsallaştıkça, toplum siyasallaşacak ve geleceğine sahip çıkacaktır.
HAYALİ BÜYÜK ANLATININ İKTİDARI
Siyasi iktidarın devletle eklemlenerek sürdürdüğü toplumu dönüştürme projesi ve izlediği “kimlik üzerinden kutuplaştırma siyaseti”, esas olarak kendisine muhalif olanları hedef alsa da, en büyük zararı kendi toplumsal tabanına vermektedir.
Onları kalıcı yoksulluğa, eğitimsizliğe mahkûm ederken, dünya ile rekabet edemeyen dünyadan ve diğer toplumsal kesimlerden izole ediyor ve içe kapanmasına yol açıyor.
Bu Türkiye’nin toplum olamama, gettolaşmasının en somut halidir.
İktidar ve devlet çeperinde az sayıda insan, grup dışında kalanların yoksullukta eşitlenip, fakirliğe mahkum edildiği toplumlarda siyasi iktidarı sürekli kılan; devletin gücü ve imkanları yanında, siyasi iktidarların hayali büyük anlatıları ve geçmiş kahramanlık hikayeleridir ki bunları son yıllarda bolca duymaktayız.
SİYASET TOPLUMSALLAŞTIKÇA TOPLUM SİYASALLAŞIR
Bugün alkollü içki satışları ile karşımıza çıkan toplum mühendisliğini aşmak ve toplumun içine sokulmak istendiği bu “büyükkapatılma” halini sona erdirmek ancak siyasetle mümkündür.
Ve burada iki düzlemde siyasetin bir biri ile eklemleşmesi kaçınılmazdır. İlki siyasal alan, ikincisi sivil alan.
Siyasal alanda CHP lideri Özgür Özel’ın tüm kesimlerin “demokratların” yaptığı çağrının, eş düzeyli bir ilişki ile genişleyerek bir demokrasi koalisyonuna dönüşmesi; sivil alanda ise demokrasi, özgürlük keseninde ortak bir siyasallaşmanın ete kemiğe bürünerek bir büyük “Türkiye İttifakına” dönüşmesi ile mümkündür.
Son olarak siyasi aktörlerin kendilerini hapsettikleri “salon siyasetinin” sonu gelmiştir. Kendi küçük kimlik siyasetlerinin peşinden gidenlerin siyasi gelecekleri sınırlıdır.
Bir bütün olarak muhalif siyaset, daha çok sivil topluma açılmak ve ondan güç almak zorundadır. Çünkü siyasete sahip çıkmaya, hepsedilmek istendiği büyük kapatılmadan çıkmak isteyen, geleceğine sahip çıkmaya hazır bir toplum var. Siyaset toplumsallaştıkça, toplum siyasallaşacak ve geleceğine sahip çıkacaktır.



































Yorum Yazın