12 Mart Perşembe gün saat 14.00’te Ankara’dan gelen ses, aslında haftalardır piyasanın kulak kabarttığı o tanıdık tondaydı: "Politika faizi yüzde 37’de sabit tutulmuştur." Ancak bu "sabit" kararın arkasında, küresel ve yerel düzlemde son derece devingen bir zemin yatıyor. TCMB, Ocak ayındaki 100 baz puanlık indirimin ardından Mart ayında vites küçültmek yerine "bekle-gör" moduna geçmeyi tercih etti. Bu tercih, bir pas geçişten ziyade, Orta Doğu’da tırmanan ve küresel risk iştahını bıçak gibi kesen jeopolitik gerilimlere karşı bir savunma kalkanı niteliğinde.
Jeopolitik Riskler ve "Dolaylı Sıkılaşma" Dönemi
Merkez Bankası’nın karar metninde en çok dikkat çeken vurgu, şüphesiz enerji fiyatları ve jeopolitik belirsizlikler oldu. ABD, İsrail ve İran hattında yaşanan sıcak gelişmeler, petrol fiyatlarını yukarı yönlü tetiklerken, küresel enflasyonist baskıları yeniden canlandırdı. TCMB, bu noktada akıllıca bir manevra yaparak kağıt üzerindeki faizi sabit bıraksa da, likidite yönetimiyle piyasayı aslında daha dar bir koridora hapsetti.
Piyasada son birkaç haftadır "dolaylı sıkılaşma" olarak adlandırılan bir süreç izliyoruz. Banka, haftalık repo ihalelerini zaman zaman askıya alarak bankaları yüzde 40 seviyesindeki gecelik borç verme kanalına yönlendiriyor. Yani tabela faizimiz yüzde 37 olsa da, piyasadaki "efektif faiz" çoktan yüzde 40’lara dayanmış durumda. Bu durum, Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadeledeki kararlılığını, resmi bir faiz artışı yapmadan da sürdürebileceğini kanıtlıyor.
Piyasa Tepkisi: Borsa İstanbul’un Pozitif Ayrışması
Kararın ardından piyasalarda ilk tepkiler oldukça dengeliydi. Borsa İstanbul (BIST 100), belirsizliğin ortadan kalkmasıyla 13.300 puan seviyelerinin üzerine tırmanarak pozitif bir seyir izledi. Yatırımcı, Merkez Bankası’nın "veriye dayalı ve proaktif" kalacağı mesajını satın almış görünüyor. Özellikle karar metnine eklenen "enflasyon görünümünde belirgin bir bozulma halinde sıkılaştırma yapılabilir" ibaresi, piyasaya verilen en net "tetikteyiz" mesajıydı.
Döviz cephesinde ise stabilite korunuyor. Enerji maliyetlerindeki artışa rağmen, sıkı para politikası duruşu TL'nin direncini artırıyor. Ancak burada asıl kahraman maliye politikası ile eşgüdüm. Karar metninde yer alan "mali tedbirler ve eşel mobil vurgusu", enflasyonla mücadelenin sadece faiz silahıyla değil, bütünleşik bir stratejiyle yürütüldüğünü gösteriyor.
Mevduat ve Kredi Faizlerinde Yeni Dengeler
TCMB'nin bu duruşu, bankacılık sektöründeki faiz oranlarını da doğrudan etkiliyor. Şu an itibarıyla:
- Mevduat Faizleri: yüzde 36 ile yüzde 45 bandında seyrediyor. Bankalar, likidite daralmasıyla birlikte yeni müşteri kazanmak için bu oranları yukarıda tutmaya devam edecektir.
- Kredi Faizleri: Konut kredilerinde yüzde 2.50 sınırına kadar gerileyen oranlar görsek de, genel ihtiyaç ve ticari kredilerde sıkı duruşun etkisiyle maliyetlerin bir süre daha yüksek kalacağı aşikar.
Sonuç: Temkinli İyimserlik
TCMB’nin Mart 2026 kararı, bir "bekleme odası" kararıdır. Banka, dış dünyadaki yangının kendi evine sıçramasını engellemek için elindeki en güçlü silahı kınında tutuyor ama kabzasına dokunmaktan da geri durmuyor. Yıl sonu enflasyon beklentilerinin yüzde 31 seviyelerine revize edildiği bir ortamda, yüzde 37’lik politika faizi hala güçlü bir çıpa görevi görüyor.
Önümüzdeki aylarda faiz indirim döngüsünün devam edip etmeyeceğini belirleyecek olan şey ise enflasyonun ana eğilimi değil, Orta Doğu’dan gelecek olan haber akışı ve petrolün varil fiyatı olacak. Şimdilik piyasa nefes aldı, ancak gözler hala ufuk çizgisindeki kara bulutlarda.





























Yorum Yazın