1905 yılında Rusya ile Japonya arasında Kore ve Mançurya üzerinde egemenlik iddiaları nedeniyle doğan gerilim savaşa dönüşecektir. O zamanın yorumlarına bakılırsa savaşın sonu belli gibidir.
Rus Çarlığı Avrupa sahnesinin büyük güçlerinden biridir ve gelmekte olan savaşın favorisidir. Bir Asyalı gücün Avrupalı bir gücün yendiği daha önce görülmemiştir. Japonya’nın kendi içinde bir takım modernleşme hamleleri içinde olduğu bilinmektedir fakat bunların boyutlarının ne olduğu Batı’nın ilgisini çekecek kadar öğrenilmemiştir. Daha doğrusu öğrenilmeye değer görülmemiştir. Her halükârda eğer bu konuda Avrupa’da bahse tutuşanlar olduysa, Japonya lehine bahse girenler zengin olmuş olmalıdır. Rusya bu çekik gözlü Asya halkına yenilmekle kalmamış, bozguna uğramış ve Rus Devrimlerinin geleceği sürecin önü açılmıştır. Büyük savaşlar büyük yıkımlar getirir ve büyük yıkımlar yeni toplumsal inşaatların temizliğini yaparlar.
İran-ABD/İsrail savaşı bu anlamda Rus-Japon Savaşı’na benzemektedir. Batılı ölçülerde Mollalar tarafından yönetilen ve bir dine inanan Asyalı güç, “geri” olmak zorundadır. Araplar defalarca İsrail’le savaşıp defalarca bu küçük rakiplerine yenilmemişler midir? Gerçi bu bilgi ayrıntısıyla incelenmeye gerek duymalıdır. Çünkü Arapların, özellikle de Mısır’ın yenilgileri kıl payı gerçekleşen yenilgilerdir. Hatta 1967 Savaşı, futbol terimi kullanırsak direkten dönmüştür.
Fakat ne hikmetse Batı bunları başka türlü olamayacak Doğu yenilgileri olarak algılamıştır. Ne olursa olsun “Batılı” İsrail bu Doğulu Müslümanları her zaman yenecektir Batılı zihne göre.
Önce şöyle düşünelim İsrail defalarca kendisinden kat kat büyük İran’a karşı aşağılayıcı saldırılarda bulunduğuna göre teknik üstünlüğü sayesinde çıkacak savaşı kazanacağını varsaymıştır. Yani aslında İsrail İran’ı tek başına da yenebileceğini varsaymıştır. 12 günlük savaştan ve şimdi 14. Gününde olan savaştan sonra bunun mümkün olamayacağı açıkça belli olmuştur. İsrail’in tek başına İran’a karşı yürüteceği bir savaş muhtemelen İsrail’in yok olmasıyla sonuçlanacaktı. Bu durum bile tek başına Batılı güçlerin Doğulu güçlere kayıtsız şartsız üstünlüğünün artık tartışılır olduğunu ortaya koymaktadır. İsrail’in nükleer güç olması bu durumda büyük değişiklikler yaratabilir miydi bu ayrıca sorgulanması gereken bir durum. Bilindiği üzere İran’ın nükleer müttefikleri vardır ve bu müttefikler böyle bir duruma seyirci kalmayacaklarını defalarca söylemişlerdir. Kaldı ki İran’ın nükleer silaha sahip olup olmadığı da bilinmemektedir. Ülkelerin boyutları arasındaki fark düşünüldüğünde de nükleer bir çatışma İsrail’in lehine görünmemektedir.
Bu durum artık açıkça ortadayken ABD savaşa girdi. Batı’nın ve dünyanın en büyük askeri gücünün şövalyelik rolü düşmanlarının korktuğu, dostlarının böbürlendiği kadar etkili olamadı. Her şeyden önce “Geri” İran geri değildi, ciddi bir teknolojik ve askeri yetenek daha ilk günlerden kendini gösterdi. İran ortaya yeni bir savaş tarzı koymuştu. ABD ordusu bu tarz karşısında afalladı. Rejimden nefret ettiği ileri sürülen İran halkının sokaklara dökülüşü ABD ve ortakları için moral bir darbe oluşturdu. İran’ı moral açıdan yıkacağı düşünülen Ayetullah Hamaney’in şehit edilmesi beklenenden tam tersi bir etki yarattı.
Artık anlaşılıyor ki, ABD savaşta hedeflediği hiçbir şeye ulaşamadı ve ulaşamayacak. Kazanan İran’dır. Elbette İran’ın zaferinden Washington D.C ye bayrak dikmesini anlamıyorsak. Savaşta zafer, saptanan hedeflere ulaşmaktır.
Aslında Trump ve 1930’ların Alman SA’larından farklı olmayan kadrosu yakında kendi ülkelerinde bir var kalma mücadelesi vermek zorundadır. Trump’ın ve Netanyahu’nun hak ettikleri jübileleri yakındır. ABD bundan sonra “Dünyanın Süper Gücü” olmak iddiasını yitirmiştir. Çok kutuplu bir dünya önümüzdedir yahut bu iddia 3. Bir küresel savaşa yol açacaktır.
Esas kaybeden ise İsrail’dir. Şu anda Mısır olsun, Türkiye olsun Ortadoğu’nun iri ülkeleri İsrail’den daha az çekinmektedirler. Bu her iki ülkenin de nükleer yürüyüşleri elbette bazı sonuçlar üretecektir ve bunları engellemek daha da zor olacaktır. İsrail artık Ortadoğu’nun sıradan bir devleti haline geleceği bir sürece girmiştir. Milyarlarca dolarlık yıkımlara uğramış, Demir Kubbe’sinin işe yaramadığı ortaya çıkmış, genç ve kalifiye nüfusu binlerle ülkeyi terk etmiş İsrail saldırganlığında ısrarcı olursa, daha da vahim sonuçlara hazır olmalıdır.
Batının hüsranıyla sonuçlanacak bu savaş, aynı zamanda bölgede de köklü değişiklikler yaratacaktır. Yerel, Ulusal inisiyatifler muhtemelen güçlenecektir. Ulus devletler daha önemli güçler haline gelebilir. Körfez ülkelerinde mutlaka daha köklü dönüşümler göreceğiz.
İki adam hırsları ve kapasitesizlikleriyle ülkeleri için felaket yaratmıştır. Ne yazık ki bölgemiz için de. Umarım işledikleri insanlık suçlarının bedelini öderler.





























Yorum Yazın