Ramazan Gülten, birçoklarının hatırlayacağı üzere Üsküdar’daki kamu alanlarına yapılan kaçak yapıları yıkarken haramilerin saldırına uğramış, darp edilmiş İBB’nin İmar Daire başkanı. Hani o, İstanbul gibi bir şehirde İmardan sorumlu daire başkanı olup da zar zor peşinatını ödeyip taksitle giriş kat daire sahibi olmaya çalıştığını tutuklandığında öğrendiğimiz Ramazan…
Bugün İBB duruşmalarının dördüncü günüydü. Tutukluların yakınlarından oluşan izleyiciler salonda yerini alan ilk gruptu. Çok azı önceden tanışan, çoğunluğu dava sürecinde birbirini tanıyan tutuklu yakınları. Babalarını, kardeşlerini, eşlerini görebilme, onlara uzaktan el sallayabilme heyecanıyla salonda yerini ilk alanlar…
Herkesin herkese moral vermeye çalıştığı, dayanışma ruhunun bütün incelikleri iliklerine kadar işlemiş ‘tutuklu yakınları’…
Çekilen acı, yaşanan özlem ve hasret herkes için aynı elbette, ama herkesin gözü Dilek hanımın üzerinde. Çünkü o, tüm tutuklu yakınlarıyla aynı duyguları yaşarken bir yandan da umudun sancağını taşıyanların doğal öncüsü…
Artık avukatlar da yavaş yavaş yerlerini alıyor. Herkes az sonra yaşanacak sahneye hazırlıyor kendini belli ki.
Ve derken salonun içine çıkan merdivenlerden birkaç jandarma beliriveriyor. Önceki günlerden tecrübeli ‘tutuklu yakınları’ jandarmayı görür görmez ‘geliyorlar’ diye fısıldıyorlar.
Öyle de oluyor, İstanbul’un Muhafızları birer birer beliriyor merdivenlerde. Müthiş bir alkış kopuyor tutuklu yakınlarının oturduğu tribünde. Çıkan kim mi? İnanın hiçbir önemi yok. Kendi yakınlarının suçsuzluğundan biliyor merdivenlerden çıkanların masumiyetini tutuklu yakınları. O halde ne fark eder…
Gürkan Akgün, Arif Gürkan Alpay, Tuncay Yılmaz, Resul Emrah Şahan, Buğra Gökçe, Elçin… Elçin Karaoğlu, Ahmet Şahin, Engin Ulusoy, Hakan Aplak, Hasan Akgün, Nazan Başelli ve diğerleri…
Tutuksuz yargılanıp yol arkadaşlarına güç olmak için gelenler de var elbette.
Her bir isim adeta anons ediliyor tribünden. İsmi anons edilen her tutuklu da dönüp selamlıyor yakınlarını. Genelde herkes kendi yakınının ismini bağırıyor ama bir kadın herkesin ismini sırayla bağırıyor. Dönüp bakmadım. Sonra da bakmadığıma pişman oldum. Nazan ablanın kızı Doğa’ymış o herkesin ismini bağıran. O cüsseden o ses…
Elbette ben de birini bekliyordum, ben de bir isme seslenmek için hazırlamıştım kendimi. Ama o her zamanki gibi az olan sabrımı sınıyordu sanki. En son gelenlerden biri o oldu. Bir gün öncenin el sallama krizinin öznelerindendi ama umurumda bile değildi. 20 Yıldır ilk kez 10 aydır göremiyordum onu, o da beni… Seslendim, Yavuz… Döndü. Kızı gibi sevdiği asistanı da yanımdaydı ve görebilsin diye sandalyenin üstüne çıkarmıştım onu. Döndü, gördü ve el salladı. Sonra kim olduğumuzu fark ettiğinde daha da coşkuyla salladı ellerini. Kimse de bir şey demedi el sallamasına…
Sonra bir kadın müjde vermek için tutuklu eşine seslendi ama uğultudan duyamadı eşi. Özel bir sesleniş olduğundan Doğa da destek olmuyordu belli ki. Sonra bir kez daha seslendi eşine, yine uğultudan duyulmadı. Ama duyulması gerekiyordu, Ramazan Gülten için önemliydi. Sustu bütün tutuklu yakınları. Duyulmalıydı o müjde. Ve sessizliği Pınar Çalışkan Gülten’in eşine seslenişi bozdu; ‘Ramazan… Maya baba dedi…’
Ve söz yerini alkışa bıraktı; “Maya baba dedi Ramazan, Maya baba dedi”…
































Yorum Yazın