Narin, her Kadınlar Günü’nde kız lisesinde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla buluşur. Aşağı yukarı bütün bir gün yemek yer, öğle yemeği diye doluştukları lokantadan gecenin bir vakti ayrılırlar. Otuz küsur kişilik sınıfın yaklaşık yirmisi bu geleneksel Kadınlar Günü yemeğine katıldığına göre aralarındaki bağ takdir edilesi.
Benim gençliğimde Türkiye’de Kadınlar Günü diye bir şey yoktu. Kimse bilmezdi, o yüzden de kutlanmazdı. Gerçi, şimdi düşünüyorum da, o zamanlar takvim neredeyse bomboştu. En önemli yeri dini bayramlar tutardı. Kurban kesildiğini hiç hatırlamıyorum. Ama oruç tutulurdu. Özellikle babam Ramazan ayında orucunu bir gün olsun sektirmezdi. Annem büyük bir istekle başlar ama sonunu getiremezdi. Kadir Gecesi ise ben dahil bütün hane halkı oruç tutar, sonra da hep birlikte iftar yapardık.
Resmi bayramlar, ismiyle müsemma, resmiydi. Üstelik hiyerarşikti. Mesela, 29 Ekim, en resmi bayramdır. Bunu herkes bilir, adeta diğer bayramlar da bu durumu kabullenmiştir. Sonra 23 Nisan, 19 Mayıs ve 30 Ağustos gelir -neden böyle bir hiyerarşi olduğunu bilemiyorum. Resmi bayramlarda resmigeçitler olur, onlar izlenir -acemi spikerler resmi bayram ile resmigeçidi aynı şekilde “uzun i” ile telaffuz ediyorlar; oysa, ikisi birbirinden ayrıdır, ilkinde uzun okunması gerekirken ikincisinde kısa okunur çünkü “resmiyetle” bir alakası yoktur, orada “resm”, “merasim” kelimesiyle aynı kökten gelir.
Gayrimüslimler ülkeden gönderildiği için Paskalya ya da Hanuka gibi günler kendiliğinden unutuldu. Bizim gençliğimizde, her şeye rağmen, İstanbul, çokkültürlü bir yerdi. Rumca argo bilmeyen yoktu aramızda. Bütün o kültür de kaybolup gitti, gitmeye de devam ediyor.
Sonra, popülaritesi bugüne nazaran çok yüksek olan Yerli Malı Haftası vardı. “Yerli malı, yurdun malı / Herkes onu kullanmalı” diye bir tekerleme de söylerdik -bankacı olunca, aslında Ricardo’yu okur okumaz, bu tekerlemenin iktisaden pek de doğru olmadığını gördüm ama iş işten geçmişti. “Yerli Malı Haftası” çok revaçtaydı. Herkes kutlardı. Hatta, hiç unutmuyorum, ben bir keresinde okul merasiminde karpuz olmuştum.
Kadınlar Günü gibi haberimizin hiç olmadığı günlerden biri de Sevgililer Günü’ydü. Zaten o zamanlarda “sevgililik” kurumu bugünkü gibi yoğun bir faaliyet içinde değildi. Sevgililiğin makbulu, derhal nişana, oradan da izdivaca evrileniydi. Diğer türlüsüne iyi gözle bakılmaz, makbul de bulunmazdı. Öyle uluorta gezinen sevgililer ancak toplumun belli bir kesiminde görülürdü. Maalesef, şu çılgın modernleşme onyıllarında sevgililik de iyice ayağa düştü, değersizleşti. Eski kafalı bulunma pahasına -insan belli bir yaştan sonra çok daha pervasız oluyor- söyleyebilirim ki, sevgililik böyle yaşanmamalı.
Son zamanlarda görüyorum, sürekli yeni bir gün ve gelenek peyda oluyor -Hobsbawn’ın kulakları çınlasın. Bunların arasında en ilgimi çekenlerin başında Cadılar Bayramı geliyor. Hele bazılarında öyle bir tavır ve coşku var ki, insan bunların anneannesi de her ekim sonunda Cadılar Bayramı kutluyordu zanneder. Bizim gelin hanımdan öğrendiğimize göre, sınıfındaki öğrenciler büyük bir heyecanla Cadılar Bayramı’nın gelmesini bekliyorlarmış. Ben düşünüyorum da, öğretmenimize böyle bir şey söyleseydik, hoş söylemeye cesaret edemezdik ya, cetveli indirirdi üstümüze. Ama hayat ilerliyor. İşte gelin hanımın bugünkü öğrencileri büyüyüp ebeveyn olduklarında, Cadılar Bayramı da epey bir ehemmiyet kazanacak bu topraklarda da.
Yenilikler Cadılar Bayramı’ndan ibaret değil tabii ki. Galiba, Kut’ül Amare’yi de kutlamaya başladık -birkaç bir şey daha olmalı.
Ama hiçbir şey beni temmuz ortasındaki bir gün kadar heyecanlandırmıyor: 19 Temmuz, Dünya Fenerbahçeliler Günü. 19 Temmuz’un öneminin seneler içinde daha iyi idrak edileceği kanaatindeyim.
İnsan her duruma uyum sağlıyor ama yeni günlere uyum sağlaması o kadar da kolay olmuyor, belli bir zaman, hatta bir nesil geçmesi gerekiyor. Kadınlar Günü deyince de benim aklıma Mustafa Keser’in canlı yayında kadınlara kadın demek ayıp olacağı için “bütün bayanların Kadınlar Günü kutlu olsun!” deyişi geliyor hep.
Başta eşim Narin ve gelinim Pelin olmak üzere ben de bütün bayan… pardon, kadınların geçmiş Kadınlar Günü’nü kutluyorum.
“Geyik bir adam”dan Mehmet Akif Koç’a not: İranlı kadınlar da belki Kadınlar Günü kutlamak istiyordur. En azından, kutlayıp kutlamama kararını verebilecekleri bir özgürlük ortamı talep ediyorlardır. Müdahalenin yanlışlığını haklı olarak anlatırken molla rejiminin yaptıklarını da yok saymamalı. Bir de atasözü: “Yerin kulağı vardır.”



































Yorum Yazın