Hugo Chavez yani Maduro’dan önceki Venezuella Cumhurbaşkanı’nın yaptığı bir konuşma son gelişmelerden sonra tekrar gündeme düştü .
Chavez bir kahin gibi olacakları öngördüğü konuşmasında“Ciddi kişilerden, hatta görüşlerimizi paylaşmayanlardan bile uyarılar aldım: Pentagon'un uzun vadeli bir operasyonu planladığına dair. Chávez'i uyuşturucu kaçakçılığıyla ilişkilendirmek istiyorlar. Neden? Çünkü 'uyuşturucu kaçakçısı bir başkana' karşı her şey mubah olur."
Diyerek yaşananların Trump’un sarı saçlarının altındaki zihinle alakalı olmadığını bize hatırlatmakta.
Romantik konuşmasında Panama’da Noriega’ya yapılanlar ve Irak’ta Saddam’ın başına gelenler de karşılaştırılıyor.
Konuşma; “Birgün benim başıma böyle bir şey gelirse yapacağım son şey bir deliğe saklanmak yada dağlara kaçmak olur.Kalır mücadele ederim” diyerek bitiyor (https://www.instagram.com/reels/DSK-TE9Al_u/)
Latin Amerika’nın kesik damarlarını ABD’nin özellikle Soğuk Savaş’ın kutuplaşmış yıllarında Arjantin, Küba ve tabii ki Şili üzerindeki etkilerini, buralarda yaşananları hatırlayanlar için bu sözler malumun ilanıdır aslında.
Z kuşağı bile 1989’da Panama’nın dünyanın gözü önünde ve Venezuella’dan çok daha direngen biçimde olsa da ABD piyadelerince teslim alınışını hatırlar.
Venezulla’da yaşanan bu yönüyle bir zincirin halkasıdır kendi başına bir gelişme olarak görülmemelidir.
Chavez bu sözleri söylediğinde ortada Trump da yoktu. Hal bu iken olayları Trump’a ya da onun siyasi çevresine bağlamak da mantıklı olmayacaktır. Kurt kuzuyu mideye indirmeye çoktan karar vermiş. Kuzu bunun farkında ve ne yapması gerektiğini iyi biliyor.
Kaba Sosyalizm güzellemesi yapacak değilim. Sosyalizmin tasallut versiyonunu kökten yok sayıyorum. Chavez’in sosyalizmi tasallutla gelmedi. Buna karşılık Maduro sosyalizmi bir baskı rejimine ambalaj yaptı.
Ülkemizdeki anti demokratik süreçleri basın özgürlüğünü siyaset kısıtlamalarını ve parlatılan sağcılığı göz önüne aldığınızda kendine sosyalist diyen bir rejimin mesafesi en uzak ülke olmamız gerekirdi. Buna rağmen Maduro Venezulla’sı uzaktaki biricik kardeş kıvamına gelmişti.
Tabi ki sosyalizmin popülizme dönüşmesine dairdir bu konu. Ama konumuz bu da değil.
Chavez’in girişteki konuşmasını Maduro sizce kaç kez dinlemiştir. 1 kez olmasa gerek. Bırakın dinlemeyi ezberlemesi gereken sözlerdir bunlar. Her satırı ezberlenmeli, her öneri çok büyük bir dikkate dinlenmelidir.
Chavez’in Maduro’yu halef ilan etmesinde partisini ona emanet etmesinde bir tuhaflık ve sorgulanacak boyut yoktur. Burada sorgulanması gereken Maduro’nun Chavez’in ardından geçen zamanı ne denli boşa harcadığıdır. Ülkesini ağır bir aşağılamaya ve akla ziyan bir kaosun eşiğine gidecek bir kaosa taşıyan Maduro Chavez’in son cümlesini neden unuttu?
1973’de Türkiye’de “Carter’ın (bizim çocuklarının) başardığı” 12 Eylül’ünden tam 7 yıl ve bir gün önce Şili Başkanlık Sarayında kara gözlüklü cunta lideri Pinochet’ye karşı “cebinde bir revolver”le direnen Allende’nin bileğinde kelepçe göremezdiniz. Maduro’nun onu bu kavanoz dipli dünyada nefes almanın utanç yıllarına taşıyacak bir kelepçeye karşı cebinde bir revolver bile yokmuş demek.
Maduro’nun Panama gibi Kadıköy kadar bir ülkenin değil Türkiye’den çok daha büyük yüzölçüme sahip koca bir ülkenin başı gibi davranmadığına kuşku yok. Skor tabelasına baktığınızda herşey apaçık. Maduro’nun kelepçe bileğine takılırken Noriega gibi sonunda ülkesine döneceğini düşündüğünü ispat edemem ama işlerin tam da böyle olduğuna eminim.
Yine de mezarında ters dönen kanserin yorduğu kemikleri bir kez daha sızlayan Castro-Allende-Mujica geleneğinin ardılı olan Chavez’in vasiyetini yerine getirmemenin bu tabloda en ağır eksiklik olduğunu düşünüyorum.
Amerika’nın gücü, çevrenizin ihaneti, dünyanın konjonktürü hepsi gerçek olsa da ancak birer bahanedir.
Gerçekten devrimci iseniz devrimciye yakışır biçimde bir son hazırlamanız gerekir. Sonunuz size aslında devrimci falan olmadığınızı oportünist bir popülist olduğunuzu gösteriyor.
Maduro kahraman gibi mücadele etseydi zaten ülkesi üzerindeki riskleri çoktan bertaraf eder olayların bu seviyeye gelmesine müsaade etmezdi.
Tarih kişisel çıkarını ve bekasını ülkesinin halkının önüne koyanlara sosyalist payesini vermedi vermeyecek.
Yine de bu trajik son, Chávez’in başlattığı yolculuğun özündeki ışığı söndürmez. Gerçek sosyalizm –o tasallutsuz, halkın iradesiyle yükselen, eşitlik ve adalet için mücadele eden sosyalizm– ne Maduro’nun baskı rejiminde ne de emperyalist müdahalelerin gölgesinde kaybolur. O, Allende’nin revolverinde, Castro’nun direnişinde, Mujica’nın mütevazılığında yaşar; halkın kesik damarlarını onarmak için özgür iradeyle inşa edilen bir ufuktur. Venezuela’nın acısı bize şunu hatırlatır: Sosyalizm, kişisel iktidar hırsıyla kirletildiğinde yenilir, ama halkın gerçek egemenliğinde yükseldiğinde, hiçbir kurt onu mideye indiremez. Tarih, oportünistleri unutur; ama gerçek devrimcilerin mirasını, Chávez’in en saf hayallerindeki gibi, sonsuza dek yüceltir.






























Yorum Yazın