Bölge dışındaki ülkelerin, Ortadoğu’ya gösterdikleri ilginin geçmişi çok uzun yıllar öncesine dayanır. Tarih boyunca kara ve deniz ticaret yollarının kavşağında bulunması, en önemli etken. Uzakdoğu’daki üretilen ürünlerin, önce Avrupa ve ardından Amerika Kıtasına uzanmasında kilit rol oynadı.
Yakın tarihimizde Bölgede on yıllardır süren, çatışma ve savaşların en önemli nedeni, zengin petrol yatakları. Gelişmeler Rus asıllı ekonomist Daniel Yergin’in tezini doğruluyor. “19.YY İkinci yarısından sonra Dünya Siyasal Tarihi petrol ve petrol kaynaklarını ele geçirme mücadelesinin kronolojisidir.”
Bilinen en eski uygarlıkların yeşerdiği topraklar, 1990 yılından bu yanan dozu giderek artan, paylaşım savaşlarının odağında. Farklı dinsel inanç ya da mezhepler arasındaki çelişkilerden oluşan, siyasal sistemlerin ortak paydası; bir türlü demokrasi karşıtlığının ötesine geçemedi.
Baskıcı rejimler birlikte sinerji yaratamadılar. Farklılıkları derinleştirmeyi yeğlediler. Doğal kaynakların uluslararası güçlerin ellerine geçmesini engellemek yerine, muhaliflerini sindirmeyi öncelediler.
Anglo-Sakson İttifakının desteğini alarak, binlerce yıl sonra yeniden kurulan İsrail, ABD’nin Bölgedeki en güçlü ortağı konumuna geldi. İkinci Dünya Savaşının bitiminden kısa süre sonra Arapları yenilgiye uğratarak, sınırlarının güvenliğini sağladı.1967 ve 1973 yıllarındaki iki savaşın kazan tarafı olması, Bölgede söz sahibi olmasını sağladı. Bu süreçte petrolün varilinin ortalama 2.-dolardan aşamalı olarak, 12-40.- dolar aralığına yükselmesi, Dünya ekonomisini altüst etti.
Uzakdoğu macerası ABD’nin 1975 yılında Vietnam’ da yenilgisiyle bitti. Bu kez Japonya karşısında kazandığı zaferle çıktığı 2.Dünya savaşı sonrasına benzemedi. 20.YY son çeyreğindeki savaşlar, güçlü devletlerin kaybettikleri benzer sonuçları ortaya çıkardı.
Aynı dönemde Brejnev liderliğindeki Sovyetlerin, Afganistan’ı işgal etmeleriyle başlayan süreç, 1991 yılında SSCB’nin çöküşü ile sonlandı. Ancak başka bir güç odağı ortaya çıkmaya hazırlanıyordu: Çin. Yıllar önce Fransa’nın önemli Bakanlarından, Peyrefitt’in “Çin Uyanınca Yer Yerinden Oynar “ (1973) adlı kitabında sözünü ettiği varsayımı gerçek oldu. Bu ülkenin 1949 yılında başlayan atılımı, salt ekonomide değil Uluslararası siyasal arenada da güçlenmesini sağladı.
21. yy’ın ilk çeyreğinde durum hayli farklı.
ABD Çin’i engellemek için Venezuela petrolü ve Panama Kanalına çöktü. İsrail de boş durmadı. İran’a saldırarak, Çin’e doğal gaz ve petrol akışını kesmek istedi.
Kısaca; Dünyamız 2. Dünya Savaşı’nın ardından yeni bir paylaşım savaşına sahne oluyor. Büyük olasılıkla; klasik ağır silahlar, uçak gemileri başta; büyük deniz araçları ve kıtalararası uçan ağır bombardıman uçaklarının yerini, uzayı kullanan akıllı füzelerin ve insansız hava araçlarının aldıkları, yeni nesil bir savaş türüne tanık oluyoruz.
Böylesine korku verici siyasal ortamda, Türkiye’de iktidar ile muhalefet arasında süren gerilimin, delilsiz tutuklamalar, adil olduğu kuşkusu her geçen gün artan, yargılamalar ile Bölgede kurgulanan yeni düzene ayak uydurması ve gelişmesini sürdürmesi, imkansız.
Dünyada; hızla azalan altın ve döviz rezervleri, kayıt dışı ve kazanan yerine tüketicilerden alınan vergilerle ayakta tutulmaya çalışılan, bir ekonomik modelin sürdürüldüğü tek bir örnek yok.
Türkiye’ de siyaset kurumu dünyanın yeni bir düzene doğru hızla yol aldığını, çok geç olmadan kısa sürede fark etmek zorunda.


































Yorum Yazın