Muhtemelen bu söyleyeceğim hayata bire bir geçmeyebilir, küçük sapmalar, istisnalar hep vardır ama toplumlarda kurumlararası bir birleşik kaplar kuralı hep çalışır.
Örneğin, dünyanın en iyi eğitim-öğretim kurumları sizdedir, en iyi üniversiteler sıralamasında ilk yirmide on beş üniversiteniz vardır ama dünyanın en kötü adalet kurumları da sizdedir, uluslararası hukuk endeksinde 146 ülke arasında sıranız 117’dir, bu olmaz, olamaz, kurumların performansı bir biçimde yakınsallaşır (convergence).
Türkiye küresel endekslerin yaklaşık tümünde her sene muntazaman gerilerken mesela kadın voleybolde en zirveye oynuyoruz, futbolde erkek milli takımımız Avrupa kupasında büyük başarılar elde etti, şimdi de, ne güzel, 2026 dünya futbol şampiyonasına katılıyoruz, ilk turda oynayacağımız gruptan da (Türkiye, ABD, Avustralya, Paraguay) birinci çıkmamız yüksek bir ihtimal.
Bu durumu tesadüflerle değil de başka yöntemlerle açıklamaya çalışmamız lazım ama ondan sonra da yaklaşacağımız sonuçtan başka sektörler için, hukuk, ekonomi, öğretim-eğitim mesela, dersler çıkarmamız ve hayata geçirmemiz lazım.
Aslında ortada bir sır, mır yok, ortada aklı başında, sağduyu sahibi herkesin görebileceği bir gerçek var sanki.
Türkiye’de son on senedir siyasetin kullandığı çok anlamsız bir ifade var, “yerli ve milli” ifadesi.
Yerli muhtemelen ulusal anlamına kullanılıyor, milli ise asla yine ulusal demek değil, olsa idi çok saçma olurdu zaten, ulusal ve ulusal gibi bir tekrar anlamına gelirdi, milli, tercümesi de orijinaline uygun olarak dini demek, dini de bizde İslami demek herhalde.
Cumhuriyetin kuruluşunda kullanılan “Türk milleti” ifadesi de zaten 1923 sonrası Anadolu’ya sıkışan Müslüman unsurların genel adı, geriye kalan gayrimüslimler de “ekalliyet” yani azınlıklar.
Hem insan hem de toplum yaşamının en kaba hatlarıyla iki yönü var, özel alan ve kamusal alan.
Özel alanlarında insanların “yerli ve milli” olmalarında, ulusal ve İslami kriterleri yaşamlarına rehber yapmalarında, davranışlarında hukukun genel ilkeleriyle çelişmemeleri şartıyla, hiçbir beis olamaz.
Ancaaaaaaaak; kamusal alanda yerlilik ve millilik demek felaket demek, her kamusal konuda başarısızlık demek, gerilemek demek, küresel endekslerde, hukuk, mutluluk, yolsuzluk endeksleri gibi, nal toplamak demek, bu endekslerde nal toplamak da vatandaşın refahının, zenginliğinin, özgürlüğünün, mutluluğunun hatta güvenliğinin yerlerde sürünmesi demek.
Küresel kuralların dışına çıkılabilen kamusal alanlarda çok belirgin bir gerileme yaşanıyor son on, on beş senedir.
İnsan hakları alanında dahi AİHM kurallarına uymuyoruz da ne oluyor, insan hakları standartlarında durumumuz içler acısı.
Hukuk devleti alanında da Venedik Komisyonu test kurallarına uymuyoruz, uluslararası endekslerde utanç verici sıralardayız, tuhaf birileri de bu durumu, bu sıralamayı batının bize kurduğu kumpas olarak niteliyorlar(???).
AB müzakere sürecinde iş güvenliği, kamu alımları, rekabet dosyalarını önlerinde siyasi engel olmamasına rağmen açmadık, bunları şiddetle isteyenleri de KHK’lı yaptılar ama ne oldu iş güvenliği dosyası açılmadı, günde altı işçi iş kazalarında(!!!) yaşamlarını yitiriyorlar, kamu alımları dosyası açılmadı, kamu ihaleleri usulsüzlükleri, rekabet dışı olmaları siyaseti hem merkezi hem de yerel düzeyde zehirledi, bitirdi, rekabet dosyası açılmadı ve dünyada enflasyon şampiyonluğuna oynuyoruz.
Bu kamusal alan örneklerini çoğaltmak, küçük bir kitap yazmak mümkün.
Yine ancaaaaaaaak, futbol ve voleybolde durum farklı, kamu alımlarında, iş güvenliğinde, ifade özgürlüğünde olduğu gibi kuralları Allah’tan biz koymuyoruz, değiştirme olanağımızın da pek olmadığı kurallar seti ile bu iki alanda mücadele ediyoruz, bu spor dalları rekabete sonuna kadar açık, bizimkiler yabancı takımlarda, yabancılar bizim takımlarda oynuyorlar, futbolde Brezilya, Fransa, İspanya hangi kurallarla oynuyorlarsa biz de aynı kurallarla oynuyoruz, futbolde “üç korner bir penaltı” eski mahalle kuralını benimsemiyoruz, bu penaltıları arkamızı minyatür kaleye dönüp topuğumuzla atmıyoruz ve bunun sayesinde de artık FİLENİN SULTANLARI var, A erkek Milli Takımımız da ABD-Kanada-Meksika’da bu yaz.
Oysa, biz bazı kamusal alanlarda, insan hakları, hukuk devleti, kamu ihaleleri, iş sağlığı ve güvenliği, rekabet gibi, oyunu “üç korner bir penaltı” kuralı ile minyatür sahada oynuyoruz ve, lafı uzatmayalım, eğik zeminde sürekli dibe doğru yuvarlanıyoruz.
Ne yapılması gerektiği açık değil mi?
Senelerce “ne pahasına olursa olsun AB’ye girelim” boşuna demedik.
Şimdilik futbolü minyatür sahada oynamak isteyenler kazanmış gibi duruyor ama hayatın neler getireceği de belli olmayabiliyor.
Önemli not: Bazı kelimelerin imlasında bazı doğru bilinen kuralları kullanmıyorum, sehven değil yani, mesela futbolde, voleybolde olduğu gibi…



































Yorum Yazın