Masumiyet simgesi olan çocuklara okuduğumuz masallar 20. hatta 21. Yüzyılın doğadan uzaklaşmış, kapitalist hatta post kapitalist steril dünyasında genel olarak iyilerin kazanıp, kötülerin hafifçe; eğer çok kötülerse ve umutsuz vaka iseler daha ağır biçimde cezalandırıldığı siyah beyaz netlikte hikayelere dönüşmüştür çoğunlukla.
Oysa ki masalların asıl versiyonları hiç de öyle çocuk kandıracak onları mutlu şekerli rüyalara taşıyacak hikayeler değildi. Sert ve Gri karakterler bolca karşımıza çıkardı.
Benim rahmetli ananemin anlattığı bir Hırsız Tahir hikayesi vardı ki hikayeyi dinledikten sonra gece köyde kapıdan dışarı adım atmaktan çekinirsiniz.
Ananemin anasından, nenesinden ve onların nenelerinden duydukları hikayelerle Grimm Kardeşlerin kökenleri kendilerinden de eski hikayelere dayanan masallarının ortak bir yönü vardı: Kapitalizm öncesi toplumun doğayla iç içe ve kendince sert kuralları.
Batının feodal düzeni, doğunun biraz despotik ama yine feodal yapısı. Bütün bunlara ilave olarak hiç bitmeyen doğal meseleler. Her an başınıza gelebilecek ağrılar, sızılar çözümsüz dertler.
Uyuyan güzel belki aslında beyin kanaması geçirip komaya girmişti, Bremen Mızıkacıları çiftliği elinden alınan bir köylünün feodal hükümdarı alaya almasıydı. Pamuk Prenses belki saray darbesine maruz kalmış bir soyluydu vs.
Bütün bunların da ötesinde geçmiş hikayelerin içeriğinde son derece sert biçimde hayatın gerçekleri yer almaktaydı. Buna en başta cinsellik dahil. Bu konuda Nasrettin Hoca fıkralarının asıl versiyonlarındaki yoğun seks ögelerini de dahil edebiliriz. Merak eden Pertev Naili Boratav edisyonuna baksın.
Bütün masallar içinde Külkedisinin yeri ayrıdır. Kolay anlaşılır senaryosuyla Külkedisi popülerliğini hiç kaybetmez. Hatta günlük yaşamda balkabağına dönüşmek kavramı da sıkça kendine yer bulmuştur.
Hikayenin ana ekseni ise biraz anti feministtir. Kötülükle dolu kadınlar erkek ilgisini çekmek için hemcinslerine her türlü eziyeti yaparlar ama kendilerini erkeğe şefkat dolu biçimde pazarlarlar. Bundan daha anti feminist az şey duymuş olmalısınız.
Cindirella ya da Külkedisi hikayesini 20 ve 21. Yüzyıl sansüründen geçip, çocuklarımızın güzel döşenmiş yataklarının başucuna koymamıza izin veren versiyonlarından çok farklı bir kurgu içeriyor Üvey Kız Kardeş filmi. (https://mubi.com/tr/tr/films/the-ugly-stepsister)
Mubi’de izleyebileceğiğiniz Norveç yapımı The Ugly Stepsister (orijinal adı: Den Stygge Stesøsteren, 2025), yönetmen Emilie Blichfeldt’in ilk uzun metraj filmi. Satirik bir kara komedi ve body-horror karışımı olan yapım, klasik Külkedisi masalını büküyor ve “çirkin üvey kız kardeş” Elvira’nın (Lea Myren) perspektifinden anlatıyor. Güzelliğin acımasız bir rekabet alanı haline geldiği peri masalı krallığında, Elvira güzel üvey kız kardeşi Agnes’a (Thea Sofie Loch Næss) karşı prensin ilgisini kazanmak için giderek daha vahşi ve bedensel sınırları zorlayan yöntemlere başvuruyor. Norveç’in pitoresk doğası ve eski şatolarında geçen film, görsel olarak masal kitaplarını aratmayan bir estetik sunarken, deformasyonlar ve grotesk şiddet unsurlarıyla izleyiciyi derinden sarsıyor. Sundance’te prömiyerini yapan yapım, Grimm masallarının karanlık köklerine sadık kalarak modern güzellik standartlarını ve kadın rekabetini acımasızca eleştiriyor. Ve tabii ki hiç de çoluğa çocuğa anlatılacak gibi ilerlemiyor.
Bundan bir süre önce Demi Moore’un merkezinde olduğu Cevher için yazarken şu cümleyi kurmuştum: (https://cagatayarslanfilmlerhayatlar.blogspot.com/2024/11/insan-cevher-mi-kaynak-m.html)
“Aynanın imgelere kazındığı hikaye Pamuk Prenses’tir. Ayna ona yaşlandığını, eskisi kadar güzel olmadığını söyler. Aynanın bunu söylemek için konuşmaya ihtiyacı yoktur. Aynanın prensesin daha güzel olduğunu söylemesine de gerek yoktur. Aynaya ve prensese sırayla bakan bir Kraliçe durumu gayet iyi anlayabilir.
Kraliçe bugün yaşasaydı yaşlandığını, güzelliğini kaybettiğini fark etmeye başlamadan bunu durdurmak için ülkesinin ya da dünyanın en yetenekli estetikçisinin kapısında soluğu alırdı. Prensesi öldürse de kendi aynasında gördüğünü fark edecek kadar akıllı olmasa muhtemelen kraliçe olmazdı.
Bu masalı uyduranların çağında ayna, tarak, kokular, tokalar, allıklar tabii ki vardı. Ama kimsenin aklına buruşan derileri düzletmek, eğri burunları düzeltmek, derinin çizgilerini eczalarla doldurmak gelmiyordu. Gelse bile bunu yapacak bir bilgi ortada değildi.”
Appleby; Kapitalizmi 18.yüzyıldan başlatmak hamileliği 5.aydan saymaya benzer der. Belki kadınların güzelleşmek için kendilerini halden hale koymalarının yeni bir proje olduğu konusunda da o kadar emin olmamalıyız.
Cevher ile Pamuk Prenses arasında kurduğum analojideki iyimserlik bu filmin referans aldığı masalın orijinal versiyonlarını azıcık karıştırdığınızda ortadan kalkar.
Külkedisinin Grimm Kardeşler versiyonunun sonunda kardeşlerin ayakkabıyı koca ayaklarına uydurmak için ayaklarını kestiklerini bilmiyordum mesela.
Norveç yapımı Külkedisi yani Üvey Kızkardeşi gözünüz kanamadan ve mideniz kaynamadan izlemeniz mümkün değil muhtemel ki bazılarınız filmi bitiremeyecek. Filmdekinden çok daha feci sahneleri başka filmlerde izlemiş olsanız da bu filmin bir masalı böylesine grotesk hale sokmasına da itirazdan olacaktır bu tavrınız. Bu kadar da olmaz ama diyeceksiniz.
Aslında Külkedisi hikayesinin orijinal kodlarına ve ayakkabı olayının aslında ayak fetişizmine gönderme olduğuna dair fikri tüketen filmler yıllarca önce çekilmişti.
Hikayenin cinsel yönü ağır basan bir +18 anlatı olduğunu ifade etmek haksızlık olur. Kapitalizmin uzun süre “Husbandry” (Husban İngilizce Koca/Eş) diye adlandırıldığını yani “Kocalığın” ekonomik değerinin Epsteingillerden yüzyıllar önce tesis edildiğini düşünebiliriz.
Üvey Kız Kardeş’te izlediğimiz grotesk vahşet insanlığın Anacı toplumdan çıkışından sonra yaşadıklarının yanında gerçekten de masal sayılır belki de.






























Yorum Yazın