Geçenlerde bizim çocukların yerleşik hayata bir türlü geçemediğinden bahsediyordum ama taşınmalarının bizim hayatımızı böylesine etkileyeceğini düşünemezdim hiç. Malum, yeni apartmanların oda sayısı azalıyor, metrekaresi küçülüyor. Büyük evden küçüğe geçince eşyalarda ciddi bir tasfiye yapmak mecburiyetinde kalıyorsun.
Bizimkiler de tasfiyeye girişmişler ve bir gün boyunca çöp atmışlar, hele Pelin’in dediğine göre bir konteyneri kendi attıklarıyla doldurmuşlar. İyi güzel de ıskartaya çıkardıkları eşyalardan birinin “İnayet babaannenin semaveri” olacağı aklıma gelmezdi. Demek, yeni evlerinde her bir şeye yer var ama aile yadigarımız olan semavere yer yok. Getirip bizim salonun ortasına bıraktılar, evlerinde yer olduğunda mutlaka geri alacaklarını söyleyerek -yalandan kim ölmüş?
İnayet babaanne, benim babaannemin ablasıydı. Ailemizin en büyüğüydü. Her bayramda ona gider, sofrasında maaile biraraya gelirdik. Nefis yaprak sarmalar hatırlıyorum, bir de pastırma. Ama pastırma gelecek kişi sayısına göre ikişer dilim alınır, biri oburluk yapıp başkasının rızkına göz dikerse İnayet babaanne kendi yiyeceğinden feragat eder, bugün canının pastırma çekmediğini söylerdi. Uzun yaşadı, doksanlarının ortasında, ayva reçeli yapmaya çalışırken düşüp…
İnayet babaannenin gümüş semaverinin çay demlemek için kullanıldığını hiç görmedim. Galiba evdeki en değerli eşya oydu ya da en azından annem için oydu, ne pahasına olursa olsun, o semaverin bize gelmesini sağlayacağını söylemişti, dediğini de yaptı, semaveri tevarüs ettik. Tıpkı İnayet babaanne gibi biz de onu hiç çay demlemek için kullanmadık, salonun annemin sevdiği müstesna bir köşesinde senelerce durdu. Durdu demek haksızlık olur, sergilendi.
Rivayete göre, semaver, Devrim esnasında İstanbul’a kaçan Beyaz Ruslardan alınmıştı. Üstünde Rus yapımı olduğuna dair bir damgası vardı. Antikaydı.
Annem bir aile müzesi kurmak istiyordu. Bu müzede, müze dediğim salonda duran büyücek bir camlı büfe aslında, askere gidenlerin getirmiş oldukları mühimmat kutusu, apolet ya da palaska kadar çocukluk çizimlerimiz ve şiir defterleri de yer alırdı. Semaverse hacminden ötürü büfeye -müzeye- sığmayacağı için hemen önünde yerde dururdu. Mert çocukken, başka yerde hiç görmediği bu tuhaf eşyanın karşısında çeşitli hayallere dalar, onunla kimsenin bilmediği oyunlar oynardı. Böylece, ailenin semaverle en çok haşır neşir olan üyesi küçük Mert oldu.
İşte bu semaveri annemin talebi doğrultusunda Mert’e vermiştik. Müzeyi tabii ki biz devraldık -aynı şekilde ama yazlık evde muhafaza ediyoruz.
Annem, nedeni bilinmez, İnayet babaannenin semaverini çok severdi. Mert için o çocukluğunun bir oyuncağıydı. Benim içinse o İnayet babaannenin annemin çok sevdiği semaveriydi sadece. Her nesilde ona verilen değer değişti, üstelik azaldı. Mert semaveri getirip salona bırakınca bizim eve ait olmadığını bağıran, varlığıyla kalabalık eden bir objeye dönüştü. Atsan atılmıyor, satsan satılmıyor derler hani, semaverin şimdiki vaziyeti tam da böyle. Semaverin esas değeri, gümüşünden ya da üzerindeki Rus damgasından gelmiyordu, İnayet babaannenin evinden çıktığı için değerliydi, ama İnayet babaanne de sadece bizim aile için değerliydi, o yüzden semaveri atma düşüncesi bile beni rahatsız ediyor, zaten satılmıyor, satmaya kalksam hem asabım bozulur hem de para etmez.
Bir ara Pelin bu semaverin üstündeki parçasını atıp onu cam bir sehpanın ayağı olarak değerlendirmek istediğini söylemişti -söylemeye cüret etmişti. Duyar duymaz reddettim tabii. İnayet babaannenin semaveri dedim, aile yadigarı dedim, olmaz dedim. Dedim de, işte birkaç sene sonra geldi bizim salonun ortasına konuverdi. Biz Narin’le semaveri bir şekilde saklarız ama sonrası ne olacak? Bizden sonra semaveri sahiplenecek biri çıkacak mı ailemizde? Ya da diğer eşyalar, bizim binbir emekle aldığımız, mevcudiyetleriyle bize bir ömür yaşama sevinci bahsetmiş olan eşyalarımız, sadece bizim için bir mana ifade eden küçük koleksiyonlarımız ne olacak? Bir semavere yer olmayan evlerde hatıraları sonraki nesillere taşıyacak objelere yer bulunabilir mi? Hiç sanmıyorum.
Hayatımızın, mahremimizin antikacı tezgâhlarına düşeceğini düşünmek rahatsız edici. Ama hayat böyle. Bizden önce de böyledi, biz de böyle yaptık, bizden sonra da böyle olacak.
En azından şunu biliyorum ki, İnayet babaannenin semaveri ben yaşadıkça tozlu antikacı dükkânlarında müşteri beklemeyecek.



































Yorum Yazın