Kültür, sanat, yaratıcılık ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiden söz ederken bunun aynı zamanda bir ülke markalaması potansiyeline sahip olduğunu yazmıştım. İhtiyacımız olan şeyin kendi hikâyemizi fark etmek ve bunu güçlü bir anlatıya dönüştürmek olduğunu söylemiştim. Bu hikâyede yaratıcılığı nereye koymalıyız?
Geçtiğimiz haftalarda bir oyuncunun, yaratıcılık için önce insanların ekonomik sorunlarının çözülmesi ve zihinsel olarak rahat bir ortama sahip olması gerektiğini söylemesi gündem olmuş, farklı tartışmalara yol açmıştı. Kimi yaratıcılığı doğuştan gelen bir yetenek olarak değerlendirirken kimi yaratıcılığın zorluklarla mücadele içinde geliştiğini savundu. Bazıları ise oyuncunun görüşüne katılarak yaratıcı üretim için belirli bir refah düzeyinin gerekli olduğunu dile getirdi.
Peki ama hangi yaratıcılıktan söz ediyoruz?
Eğer kültür-sanat ekonomisi ya da yaratıcı ekonomiden söz ediyorsak, burada tek bir yaratıcılık anlayışı yoktur. Kullanılan modele göre yaratıcılığın tanımı da değişir.
Örneğin inovasyon temelli yaklaşım, yaratıcılığı teknoloji, dijital içerik, medya endüstrileri, inovasyon ve fikri mülkiyet üretimi gibi alanlarda konumlandırır. Bu perspektifte yaratıcılık daha çok yeni fikirlerin ekonomik değere dönüşmesiyle ilişkilidir.
Buna karşılık kültür ve yaşam kalitesi yaklaşımı ise yaratıcılığı kültürel miras, tasarım, zanaat, estetik ve yaşam tarzı üzerinden değerlendirir. Bu modelde yaratıcılık, yalnızca ekonomik üretim değil aynı zamanda kültürel kimlik, şehir yaşamı ve toplumsal refah ile ilişkilidir.
Adem’in yaratılışını anlatan iki elin birleşmesini simgeleyen sahneyi bilmeyen yoktur. Özellikle İtalyan sanatında sıkça karşımıza çıkan bu imge, kimi zaman insanın yaratıcı potansiyelinin de bir sembolü olarak yorumlanır.
Peki yaratıcılık derken neyi kastediyoruz?
Güzel bir roman, şiir ya da hikâye yazmayı mı?
Bir oyunun sahneye konmasını mı, sinema yönetmenliğini mi, senaryo yazarlığını mı?
Kostüm tasarımını, plastik sanatları ya da ustalıkla yapılmış bir zanaatı mı?
Yoksa icatları, teknolojik yenilikleri, keşifleri, ürün, mimari veya tasarım geliştirmeyi mi?
İletişimi, yayıncılığı ya da reklamcılığı mı?
Belki de yaratıcılık yalnızca sanat, üretim, iletişim ya da teknolojiyle sınırlı değildir. Günlük hayatın her alanında, en küçük engelden en büyük zorluğa kadar karşılaştığımız durumlarda yeni fikirler geliştirme ve çözüm üretme yeteneğimizdir.
Bu bağlamda, bir dehanın yaratıcı süreci oldukça seçkinci bir bakış açısıyla Pablo Picasso tarafından şöyle özetlenmiştir: “Aramam, bulurum.” (White Paper on Creativity)






























Yorum Yazın