Dün sabah güne, ABD’nin Venezuela’ya yönelik uzun süredir hazırlıkları süren operasyonu ile başladık.
Hemen ifade edelim ki ABD’nin Başkan Maduro ve eşini özel bir operasyon ile ele geçirip ülkeden çıkarması, bu uzun süreli hazırlığın bir parçası. Sadece bu operasyonel başarı bile, otoriter liderlerin en güçlü göründükleri dönemde bile ne kadar zayıf ve savunmasız olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Tek başına bu bile Venezuela operasyonunun başarısıdır.
Operasyon üzerine yapılan açıklamada Trump, ülkeyi geçiş sürecinde kendilerinin yöneteceğini ilan etti. Hatta İran ve Küba adları anıldı. Yaklaşık 30 dakikalık basın toplantısı, bir anlamda elde edilmiş görünen başarının özgüven göstersi oldu.
Bir kez daha gördük ki, Trump’ın Maduro’yu uyarmasına karşı verilen, “kendimizi savunacak güçteyiz, bunu yapacağız” türünden hamasi cevaplar neredeyse 12 saat içinde boşa düştü.
Hamaset güce boyun eğdi.
TRUMP İLE BAŞLAYAN BELİRSİZLİK
Şunu ifade ederek başlayalım: Trump’ın ikinci başkanlık dönemi ile dünya eskisi gibi değil. Bugün dünya artık Trump için büyük bir kasaba. Nitekim Başkan Yardımcısı J. D. Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’nda söylediği “Kasabada yeni bir şerif var” sözü fiilen gerçeğe dönüşmüş durumda.
Ve o kasaba ne yazık ki sadece ABD değil. ABD, çıkarları ile ilgili gördüğü her yeri o kasabanın parçası ilan edebiliyor.
Dahası, kasaba şerifini durduracak kimse yok.
Trump’ın yeni dönemi ile başlayan bu belirsizlik, sadece içeride değil, dünyada da ABD çıkarlarını maksimize etmeye çalışıyor ve bunu yaparken bir siyasetçiden çok bir işveren gibi davranıyor.
Ve hedeflerine ulaşırken, sahip olduğu ekonomik güç kadar silahlı gücünü de kullanıyor. Görünen o ki kullanmaya da devam edecek. Bu açıdan Venezuela'ya yapılan operasyonu da, Maduro'nun ülkeden alınıp ABD'ye görülmesini de uluslararası hukuk ya da diplomesi teamülleri ile açıklamak anlamlı değildir. Sonuç Trump, bir iş insanı gibi risk alıyor ve adım atıyor.
ABD’nin yeni dönemde sadece Çin değil; Rusya ile, AB ve AB ülkeleri ile olan ilişkilerine de bu perspektiften bakmak gerekiyor.
Türkiye bu bakıştan azade değil.
DÜNYA “ŞERİF”TEN BÜYÜK DEĞİL
Hatırlarsak Trump’ın seçilmesi, içeride iktidara yakın siyasetçiler ve medyada bir sevinç yaratmıştı.
Bunun nedeni, Trump’ın ilk döneminde Erdoğan–Trump ilişkilerinin kurumsallıktan çıkıp daha kişisel bir düzlemde yürütülmesiydi. Dahası, yeni dönemde Trump’ın Erdoğan’ı siyaseten destekleyeceği beklentisi vardı. Ki bu beklenti, söylem düzeyinde haklı da çıktı.
Nitekim Trump, sadece Suriye konusu bağlamında değil, farklı bağlamlarda da Erdoğan’ı övüyor.
Bunda Erdoğan’ın özellikle son dönemde Rusya ve Avrasya ülkelerine aldığı mesafenin özel bir payı olduğunu unutmamak gerekiyor.
Tek başına Trump–Erdoğan arasındaki mevcut iyi ilişkilerin (!), Türkiye’ye siyaseten fayda sağlayıp sağlamayacağı konusunda kuşkuluyum. Çünkü Trump ile oturulan masada şartlar eşit değil. Her açıdan güçlü olan taraf ABD. Bu yüzden ABD ile iyi geçinmek, ancak onların isteyeceği tavizlere uyum ile mümkün olacaktır.
Bu durum, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde de böyle olacak; Suriye ve SDG ile olan ilişkilerinde de böyle.
Bu noktada Erdoğan’ın BM karar alma sürecini eleştirirken ifade ettiği “Dünya 5’ten büyük” çıkışını hatırlamakta yarar var. Erdoğan’ın söylemi ahlaki olarak son derece doğru. Ancak bunu hayata geçirmek, yeni bir dünya düzeni kurulmadan mümkün değildir.
Nitekim ABD’nin Venezuela’ya operasyonu sonrasında Erdoğan, geçmişte “kardeşim” ve “dostum” dediği Maduro ve ülkesine sahip çıkma konusunda, söylem düzeyinde gösterdiği tavrı bugün siyaseten gösteremedi. Erdoğan'ın bugünkü sessizliğinin nedeni de Trump'tan çekinmesidir. Kabul edelim ki, siyasi güç dostluğa, realizim romantizme galip gelmiştir.
Hatta danışmanlarından Cemil Ertem, ABD’yi eleştiren sosyal medya paylaşımını silmek durumunda kalmıştır.
İtiraf edelim bu konuda Trump'a en cesur eleştiriler yine ABD içinden mesele yeni New York Belediye Başkanı Mamdani'den geldi.
ÖZEL’İN UZATTIĞI “EL”İN ÖNEMİ
Yazıya Venezuela ile başladık. Ancak geldiğimiz noktada CHP Lideri Özgür Özel’in iki gündür yaptığı açıklamalar, bu operasyondan sonra daha da önemli hâle gelmiştir.
Özel, bir kez daha iktidara el uzatmış, özellikle toplumsal kutuplaşmanın azaltılmasının siyaseten önemine dikkat çekmiştir.
Özel’in bu adımı, ikinci bir “normalleşme” çağrısı değildir. Çünkü Özel, esas olarak iktidara değil; siyaseten etkisi tartışılabilir görünse de AKP’nin orta kademe yöneticilerine ve daha önemlisi AKP tabanına ve seçmenine seslenmektedir.
AKP’de Erdoğan sonrası tartışmaların giderek arttığı ve Bilal Erdoğan için tanımlanan “yüzde 15’lik çekirdek oy” dışında kalan, çeşitli nedenlerle AKP’ye oy veren seçmenlerle kucaklaşmak istiyor Özel.
Bu açıdan bu çağrı önemlidir ve sürdürülmelidir. Ancak bu söylemin başarılı olması, yine kendi ifade ettiği üzere “ev ev gezip” kendi Türkiye vizyonunu anlatmasına ve seçmenleri ikna etmesine bağlıdır.
Öte yandan Özel’in bu çağrısı, iktidar için de önemlidir ve bir fırsattır.
Şerifin tüm kuralları yeniden çizdiği bir kasabada, şerifle var olan ilişkimiz de düşünüldüğünde; onun karşısına siyaseten, özellikle de iç siyasette elde edilmiş bir güçle çıkabilmek bu noktadan sonra hayati önemdedir.
Erdoğan ve iktidar şunu bir kez daha düşünmelidir: Toplumun yüzde 50’sinden fazlasıyla kavgalı, onları dışlayan bir iktidarın dış politikada güçlü olabilmesi kolay değildir.
Hele buna bir de içinde bulunulan ekonomik sorunlar eklendiğinde; toplumsal kutuplaşmanın azaltılması, en çok iktidarı güçlendirecektir.
Eğer iktidar, kutuplaşma üzerinden yeniden konumunu koruyabileceğini düşünüyorsa; siyasi meşruiyeti ve ekonomisi zayıf bir ülke olarak, gerçek bir beka sorunu ile karşı karşıya kalması kaçınılmazdır.
Unutmayalım ki, dış politikada güçlü olmak doğal kaynaklarınız, güçlü bir ekonominiz yoksa hamasi söylemlerden değil, iç politikada güçlü bir toplumsal meşruiyetten ve toplumsal barıştan geçer.






























Yorum Yazın