Birçok ailede gün, “olduğu gibi” akmaya bırakıldığında hızlıca dağılabiliyor. Sabah telaşı uzuyor, öğünler kayıyor, ekran süreleri uzuyor, akşam yatma saati pazarlığa dönüyor. Bu dağınıklık çoğu zaman çocuğun karakteriyle değil, günün öngörülebilirliğinin azalmasıyla ilgili. Rutin; çocuğa “hayatın kontrolü bende” hissi vermekten çok, sinir sistemine düzenli bir ritim sunuyor. Bu ritim, davranıştan öğrenmeye kadar birçok alanı dolaylı biçimde etkiliyor.
Aile yaşamı önemli iki kavram vardır. Bunlar rutinler ve ritüellerdir. Rutinler, tekrarlanan pratik akışlardır. Uyanma, hazırlanma, yemek saati, uyku öncesi yapılanlar vb. örneklere rutinler diyebiliriz. Ritüeller ise tekrarın içine anlam katan küçük aile pratikleridir. Her cumartesi aile yemeği, uyku öncesi aynı şarkı, hafta sonu kahvaltısının kendine özgü hali ya da kahvaltı menüsü gibi.
Bu ayrım önemli çünkü aile rutinleri ve ritüelleri üzerine yapılan kapsamlı araştırmalar, bu yapıların çocuk uyumu (davranış ve duygu düzeni) ve ebeveyn yeterliği (ebeveynin kendini daha tutarlı ve etkili hissetmesi) gibi göstergelerle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Rutin çocuğa ne kazandırır?
Rutin çocuğa en başta öngörülebilirlik kazandırır. “Şimdi ne olacak?” düşüncesini azaltır. Çocuk, günün akışını öngörebildiğinde oyundan yemeğe, ekrandan ödeve, etkinlikten uykuya geçişler daha az çatışmalı olur. Bu, özellikle küçük yaşlarda çok daha belirgin gözlemlenir.
Planlama, dikkat, dürtü kontrolü gibi beceriler sadece “bireysel kapasite” değildir. Ev ortamı bu becerileri ya kolaylaştırır ya da zorlaştırır. Ev içindeki kaos arttıkça çocukların yürütücü becerileri olumsuz etkilenir. Örneğin sürekli televizyonun açık olduğu, kuralların değişken olduğu evlerde çocuk enerjisinin önemli kısmını öğrenmeye değil ortamı yönetmeye harcar. Bu da dikkatini sürdürmeyi ve dürtüsünü kontrol etmeyi zorlaştırır.
Uyku, rutinin omurgasıdır. Yeterli uyku; dikkat, öğrenme, duygu düzenleme ve gün içi tolerans için temel bir biyolojik zemin sağlar. Bu yüzden “rutin” denince hemen hepimizin aklına ilk olarak uyku rutini gelir.
“Diş fırçalama, kitap okuma ve uykuya geçiş” yaklaşımını düzenli olarak uygulamaktır. Amerikan Pediatri Akademisi’nin de önerdiği bu rutin uykuya geçişi “hadi yat” komutundan çok daha etkili bir şekilde, kısa ve tekrar eden bir kapanış sırası ile yönetmeyi amaçlar. Aynı sırayı her akşam uygulamak, çocuğun beynine “gün kapanıyor” sinyalini verir ve yatma zamanını pazarlık alanı olmaktan çıkarır. Bu rutin bizim evde de hayatı kurtaran temel rutinlerden biridir. İki çocuğumun da bugüne dek ben uyumak istemiyorum dediğini ya da kışın yaklaşık 8.30, yazın 10.00’dan sonra yatağa girdiğini görmedim. Zaten bir süre sonra biyolojik ritimleri bu saate alıştığı için kendiliğinden rutini ister ve yatağa gider hale geliyorlar.
Uyku için ekran hijyeni de çok önemli bir nokta. Ekran maruziyeti uykuyu olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle uykuya yakın saatlerde ekran maruziyetini azaltmak da uykuya geçişi kolaylaştıyor. Zaten diş, kitap ve uyku rutini çocuğu ister istemez ekrandan uzaklaştırıyor.
Bir de yemek rutini var. Yemek rutini, çocuğun hem biyolojik ritmini (açlık, tokluk sinyalleri) hem de öz düzenlemesini destekler. Öğünlerin kabaca benzer saatlerde yenmesi (örneğin: kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği ve 1 ara öğün) çocuğun “rastgele atıştırma” yerine bekleme ve erteleme pratiği kazanmasına yardım eder. Düzenli yemek saatleri ve düzenli uyku ve ekran sınırı olan çocuklarının duygusal öz düzenleme becerileri de daha kuvvetli oluyor. Ayrıca ailece yenilen öğünler, sadece beslenme değil iletişim ve ilişki için de önemli bir fırsat. Birlikte sofraya oturup sofrada kısa sohbetler eden ailelerde yetişen çocukların hem sosyal becerilerinin hem de dil gelişimlerinin daha kuvvetli olduğunu gözlemliyoruz. Bu nedenle Amerikan Pediatri Akademisi aileyle birlikte yenen öğünlerin (haftada birkaç kez bile olsa) çocukların fiziksel, sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlayabileceğini vurguluyor. Ayrıca araştırmalar, daha sık aile öğünlerinin daha sağlıklı beslenme davranışlarını geliştirdiğini ve sağlıksız abur cuburlar ile aşırı kilo gibi durumların olasılığını düşürdüğünü göstermektedir.
Peki ödevler rutinin neresinde durmalı?
Ödev rutinin ana kolonu değil, küçük ve düzenli bir parçası olmalıdır.
Zamanlama: Ödevin akşam geç saate sarkması çoğu evde iki sorun üretir: 1. Çatışmayı artırır, 2. Uyku rutinini bozar. En işlevsel yaklaşım şudur; okuldan geldikten sonra bir yemek molası, ardından ödev, sonrasında serbest zaman ve son olarak uyku rutini ile kapanış olmalıdır.
Süre: Ödevi bir seferde uzun bloklar halinde yığmak yerine kısa ve aralıklı tutmak genellikle daha sürdürülebilir ve verimlidir. Tekrarlar zamana yayıldığında hatırlama güçlenir.
Ortam: Çocuğun ödev yapacağı kendine özel bir alanı olmalı ve ödevlerini hep o alanda yapmalıdır. Masasının üstünde gereksiz dikkat dağıtıcılar olmamalı, teknolojik aletler dikkat dağılmasını önlemek için odanın dışında ya da göremeyeceği bir yerde olmalıdır.
Ödev bitmeyen bir mücadeleye dönüşüyorsa, sorun çoğu zaman çocuğun kapasitesinden çok zamanlama, süre ve ortam ile ilgilidir.
Rutin, çocuğu kalıba sokmak değildir. Çocuğun gelişimini destekleyen çevresel bir destek sistemidir. Bu nedenle en sağlam başlangıç noktası genellikle uyku rutini, en sürdürülebilir akademik parça ise kısa ve düzenli ödevlerdir.






























Yorum Yazın