Geleneğimizde var; bu toprakların insanı diktatörlerden hoşlanmaz. Hele hele kendisini “dünyanın hükümdarı” zannedenlerden hiç hoşlanmaz.
Hitler, sevilmez buralarda; Mussolini de…
Neden mi?
Kendi ulusunu sevmek olarak tanımlanabilecek milliyetçiliği, ötekine üstten bakmak, kendini üstün görmek olarak adlandırılabilecek şovenizme vardırdığı için… O hastalıklı ruh haline sessiz kalındığı için 2. Dünya Savaşı denilen felaketi yaşadık. Üç beş kapitalistin Pazar payını büyütmek için kullandıkları “üstün ırk” savsatası, milyonların canına mal olmuştu.
Bizim insanımız, diğerkamdır; kimsesize kulak açar. Sevgimiz içimizdedir bizim; “kalpten kalbe bir yol” olduğuna inanırız. Moğol baskısına uğrayan Horasan Türkmenlerine de kucak açmıştır Anadolu; Hitler faşizminden kaçan bilim insanlarına da…
Anadolu’nun insan ile hemhal olan o damarı, olanaksız olanın mümkün olabileceğine inanır; o hayalini gerçeğe dönüştürmek için yola çıkar. Aslan ile ceylanı kucağında resmeden Hacı Bektaş Veli’nin yolculuğu buna işarettir. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkıp, birinci aşamasını Ege Denizinde; ikincisini Cumhuriyet’i kurarak tamamladığı ve nihayetinde, asıl hedefi olan demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti kurmak için yürüttüğü mücadelesi de… Yeri gelmişken belirtelim; o mücadele istenilen sonuca ulaşamamışsa kabahat bizimdir. Bizim gibilerde nükseden “bana ne”ciliktir.
DALOKAY’IN FRANCO’YU PROTESTOSU
Gene de o mücadeleci damar güçlüdür bizde. Örneğin İkinci Büyük Savaşın kalıntı diktatörlerinden Franco, İspanya’da hüküm sürüp, başkaldıranı idam sehpasına çıkardığında karşısına ilk çıkan, bizden biridir.
Ankara’nın efsane başkanı Vedat Dalokay’dır o kişi; “Deli Vedat” da derlerdi ona. Ne de olsa “yiğit namıyla anılır”.
Halkına hizmetkâr, işçisi açken sessiz kalmayı kendine yediremediği için açlık grevi yapan Dalokay, Nazım’ın, “kırk günlük yolda yaprak kımıldasa/ Sen ürpermelisin içerde” dizelerinin tarif ettiği gibi dünyada olup bitenleri de görmezden gelmez.
O Ankara’nın başkanıyken, İspanya Diktatörü Franco’nun, beş İspanyol devrimci gencini idam ettireceği haberi gelir. Sessiz kalmak istemez. Tarafı belli olsun ister; tıpkı İbrahim’i attıkları ateşi söndürmek için su taşıyan karınca gibi…
Yapabilecekleri sınırlıdır; o da onları yapar. Diktatör Franco’yu protesto etmek amacıyla İspanya elçiliğinin suyunu, elektriğini ve havagazını keser.
Bu tutumunu anlatmak için bir de mektup yazar, İspanyol Büyükelçiliği'ne. Şöyle der o mektupta:
“Ankara Belediye başkanı olarak Ankaralılar adına kendi ulusunun çocuklarını öldüren devlet yöneticilerini kınadığımı ve Ankara halkının İspanya halkının acısını paylaştığını, özgürlük mücadelesini desteklediğini simgelemek amacıyla bir hafta süreyle İspanya Büyükelçiliği’nin hiçbir belediye hizmetinden yararlanamayacağını duyururum.”
Hakkında DGM’de soruşturma açılır. Geri adım atmaz Dalokay; “etimle kemiğimle onlarla beraberim” der.
SANCHEZ, DÜNYANIN VİCDANIDIR
Dalokay’ın mektubuyla da, DGM’deki savunmasıyla da övünmek hakkımız; nitekim o mektup, etkisini yıllar sonra gösterdi ve şimdi övünecek yeni bir kardeşimiz var. O kardeşimizin adı, Pedro Sanchez; nam-ı diğer, İspanya Başbakanı.
Biraz gecikti İspanyollar, işleri vardı zira. O işlerin başında Franco rejiminden kurtulmak vardı. Rejimin kalıntılarını temizlemek uzun sürmüş olsa gerek ki nihayetinde yanıt verdiler; üstelik tam da beklediğimiz bir zamanda…
Sanchez, dünyaya hükümdar olmak için Venezuella’dan Filistin’e, Küba’dan İran’a kadar herkesi yok etmekle tehdit eden, çoluk çocuk demeden günlerdir İran’a bomba yağdıran Trump’a kafa tutarak, İberya ile Anadolu arasındaki “yürek ve vicdan” birlikteliğini teyit etti.
Şöyle dedi Sanchez:
"Sorun, Ayetullahların tarafında olup olmadığımız değil; zaten kimse onlardan yana değil. Sorun, barıştan ve uluslararası hukuktan yana olup olmadığımızdır. Yasa dışı bir duruma, bir başka yasadışılık ile yanıt veremezsiniz. İnsanlık için büyük felaketler böyle başlar."
Sanchez’in sözleri, size de, Muhyeddin Abdal’ın şu dizelerini anımsatmadı mı?
“İnsan insan derler idi
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyu söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim”
Öyledir!
Pedro Sanchez, İspanyol gençlerinin idam edilmesine karşı bayrak açan Vedat Dalokay’ın sesine ses katarak, bütün dünyayı, vicdanını kendi üzerinize gözcü koymaya ve bu haksız, hukuksuz savaşı durdurmaya çağırırken, kalplerimizin de, vicdanlarımızın da insanlık için atması gerektiğine vurgu yaptı.
O ses, hepimizin sesidir.



































Yorum Yazın