Geçen hafta İstanbul Ekonomi Araştırma ile GÜNDEMAR’ın siyasal eğilim anketleri yayınlandı. Son bir yılda güçlü bir şekilde sezinlediğimiz ve ara ara da notlandırdığımız seçim tercihlerindeki değişim artık inkar edilemez boyuta ulaştı. Erdoğan AKP’si CHP’yi geçti. Muhafazakâr-milliyetçi oylar iktidar partisine dönüyor. Seçmenlerin çoğunluğu hala ülkenin iyi yönetilemediğini düşünse de sorunların çözümünde ana muhalefeti anlamlı bir aktör olarak görmemekte. Bu durum İmamoğlu ve Yavaş’ın partiye verdiği ivmeyle başlayan ve CHP’nin klasik oy tabanının dışına çıkmasıyla doruğa çıkan yükseliş trendinin yerini duraklama, hatta gerilemeye bıraktığını gösteriyor. Gemi su alıyor. Umut yerini kaygı ve belirsizliğe bırakmış durumda.
Bu sürece eşlik eden iki husus var: İdeolojik savrulma ve insani çöküş. Bu iki husus birbiriyle ilintisiz gibi görünse de aslında aynı elmanın iki yarısı gibi. Ayrıca tanıklık ettiğimiz olaylar parti içi gündemin hangi sınırlar içinde cereyan ettiğini de gösteriyor. CHP’deki resmi görüş partinin büyük bir saldırı altında olduğuna yönelik. Belediye başkanlarına yönelik operasyonlar kasıtlı ve kötü niyetli. Halk Partili siyasetçilerin yolsuzlukla işi olmaz. Peki gerçekten de öyle mi? İmamoğlu ve Beşiktaş yargılamalarındaki kanıt durumu pek çok iş ve eylemde cari hukukun ihlal edildiğini gösteriyor. Rüşvet aldım diyen itirafçı bürokratlar, rüşvet verdim diyen iş insanları var. Ama muhalif medya bu gerçekleri görmüyor. Dahası 19 Mart’ı takip eden süreçte neredeyse her ay bir belediye siyasi ahlak ve ceza hukuku bakımından tartışmalı işler olmakta.
Tanju Özcan mesela neden tutuklandı? Bolu belediye başkanının zincir marketleri bağış yapmaya zorlaması doğru bir şey mi? Peki Uşak’taki mesele? Evli ve üç çocuklu bir belediye başkanı kendisinden 36 yaş küçük bir belediye çalışanıyla otel odasında yarı çıplak bir şekilde basılıyor. Manzarayı özel hayatla meşrulaştırmak elbette mümkün değil. Şüphesiz ki kamuda yer alan kişilerin de özel hayatı olabilir. Ama onların mahremiyet alanları normal yurttaşlara göre çok daha sınırlı.
Özkan Yalım’ın CHP’li siyasetçilere yönelik yolsuzluk ve ahlaksızlık suçlamasını kolaylaştıracak şekilde görüntü vermesi doğru değil. Belediye başkanlarının davranışları, eylem ve tercihleri muhalefeti iktidar karşısında geriletmekte. Özgür Özel’in bu meseleyi ele alma biçimi ise yetersiz. Bir sorun olduğunu kabul ediyor parti liderliği. Ama görüntüyü ifşa eden gazete ve televizyonlar olayın faili Özkan Yalım’dan daha suçlu. İhraç konusunda güçlü bir adım atılmamış olması da manidar. Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimleri savunma almadan partiden ihraç eden Genel Merkez bu tür olaylar karşısında fazlasıyla sessiz.
CHP’de yaşanan şey sadece kadroların dökülmesi anlamında bir insanı kriz değil, aynı zamanda ideolojik açıdan içe kapanan bir partiyle de karşı karşıyayız. Özel’in liderliği ülkenin siyasal sosyolojik duvarlarına çarpıp geri dönüyor. Parti ezberlerini tekrar eden, kendi içindeki ötekiyle ve Halk Partisi seçmeni olmayan geniş kitlelerle anlamlı bir ilişki kuramayan donuk bir yönetim var karşımızda. Ecevit kasketi takıyor Özel. Ama Ecevit’in söylem gücü ve mobilizasyon kabiliyeti yok onda. Ne bir İsmail Cem ne de Deniz Baykal’la karşı karşıyayız. Herhangi bir kavramsal derinlik ve (veya) Türk siyaseti üzerine derinlemesine bir analizde büyülemiyor bizi. Yıllardır ülkenin kötü yönetildiğini iddia ediyor CHP genel başkanları. Ama son çeyrek asırda her seçimde yönetme yetkisini yine de Erdoğan’a verdi Türk milleti. Neden böyle? CHP neyi yanlış yapıyor? Bu hususta ciddi bir özeleştiri veya kendini yenileme çabası yok. Gelinen yer bakımından en vahimi ideolojik kafa karışıklığı. Aralarında politik gelenek ve sosyal çevreleri bakımından hiçbir ortak nokta olmayan Adnan Baker, Sezgin Tanrıkulu ve Emine Ülker Tarhan aynı partide siyaset yapıyor. Önce İnce, ardından da Tarhan partiye döndü. Kağıt üstünde Atatürkçü bir yeniden mayalanma var. Ama tüzük, program ve cumhurbaşkanlığı hazırlık çalışmaları için ilan edilen belgelerde belirgin bir Atatürkçü vizyon yok. Kürtler ve sağ seçmen için dün söylediğinizden farklı olarak söyleyecek yeni bir sözünüz yoksa neden destek versinler bu kesimler size?
Ez cümle, bütün tuşlara aynı anda basan, kendi içinde uyumsuz ve iç eleştiriye kapıları kapalı bir yapıya döndü CHP. Uzun erim bakımından hiçbir stratejik doğrultu yok. Belediye başkanları ise hem en büyük gücü hem de en zayıf noktası partinin. Yolsuzluk iddiaları ve ahlaka aykırı görüntüler partiyi tüketti.





























Yorum Yazın