Uluslararası emperyalist sistem çok yönlü ve şiddetli bir sarsıntı geçiriyor. Bu süreçte izlenen siyaset; tek tek ülkelerin ve muhalefet hareketlerinin takınacağı tavırların toplamı, sarsıntı sonrası yeniden dizayn edilecek küresel sistemin karakterini belirleyecek ya da siyasal ve hukuksal yönünü etkileyecektir. Bu gelişmelerin önemli bir bölümü Orta Doğu’da yaşanıyor.
Bölgedeki gelişmelerin rotası ise ABD-İsrail ikilisinin ağır baskısı altında şekilleniyor. İlk bakışta birçok gelişme; vahim insan hakları ihlalleri, uluslararası anlaşmalara ve hukuka göre savaş suçları olarak tekil örnekler gibi algılansa da, bunların büyük kısmının sistematik, yerleşik uygulamalar, tutumlar ve politikalar biçiminde ortaya çıkması insanlığın karşı karşıya olduğu büyük tehlikeyi oluşturmaktadır.
1950’lerden sonra büyük bedellerle oluşturulan insan hakları rejimi çözülme sürecine girmiştir. Başta ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu gibi liderlerin uluslararası kurum ve kuralları yok sayan güç gösterilerinin, kuralsız ve sınırsız bir dünya inşa etme çabası olduğu her geçen gün daha da netleşmektedir. Bu yaklaşım, dünyayı bir ateş hattına sürüklemektedir.
2024 sonrasında Filistin’de yaşananlar ve İran’a karşı başlatılan savaş, bu durumun açık bir göstergesidir.
İnsan Hakları Rejimi Sistematik Çözülüş Örnekleri Kötücül Rejimler
Bu bağlamda, hafta başında İsrail Meclisi’nin (Knesset) Filistinli mahkûmlara idam cezası getiren yasa tasarısını onaylaması ve buna ülkelerin ve muhalefet kesimlerinin yaklaşımları, yeni emperyalist küresel düzene dair önemli bir işaret niteliğindedir.
Yasa, İsrail’in 7 Ekim 2024 sonrasında Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşı yeni bir evreye taşımaktadır. Gizli ırkçı ve açık ayrımcı niteliğiyle mevcut insan hakları rejiminden kopuşu simgelemektedir. Faşizan ve kötücül rejim geliştiriliyor.
Onaylanan yasaya göre cezanın infazı, İsrail Cezaevi Servisi tarafından görevlendirilen gardiyanlarca asılarak gerçekleştirilecektir. İnfazı gerçekleştiren gardiyana kimlik gizliliği ve cezai dokunulmazlık tanınacaktır. İdama mahkûm edilen kişiler ayrı bir gözaltı merkezine yerleştirilecek, yetkililer dışında kimseyle görüştürülmeyecek, avukat görüşmeleri ise yalnızca görüntülü yapılacaktır.
Savcılığın talepte bulunmasına gerek olmaksızın idam cezası verilebilmesi öngörülmekte; kararların oy birliğiyle değil, basit çoğunlukla alınabileceği belirtilmektedir. Ayrıca Batı Şeria’daki askeri mahkemelerin de idam kararı verebileceği ve bu süreçte Savunma Bakanı’nın yargı heyetine görüş bildirebileceği ifade edilmektedir. İdam cezası verilmesi halinde af ve temyiz yollarının kapatılması da tasarıya eklenmiştir.
İnsan yaşamına ayrımcı biçimde son verilmesini öngören bu yasanın Knesset’te 48’e karşı 62 oyla kabul edilmesi; yasa tasarısının ırkçı Yahudi Gücü Partisi tarafından hazırlanmış olması ve oylama sonrası bazı milletvekilleri ile Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in bunu kutlaması, yaklaşan tehlikenin ve insani çürümenin açık göstergeleridir.
Filistinli esirleri hedef alan bu ayrımcı idam yasası, Filistin halkının varlığına karşı başlatılmış yeni bir savaş niteliği taşımaktadır.
Yasa, kişilerin korunmasını ve adil yargılanma güvencelerini içeren Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin ve Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki uluslararası insancıl hukuk normlarının açık ihlalidir. Buna rağmen uluslararası kurumların ve BM üyesi ülkelerin tepkilerinin çoğunlukla usulen eleştiri sınırını aşmaması, yaratılmak istenen yeni dünya düzenine fiili bir rıza anlamına gelmektedir.
Filistin Üzerinden Şekillenen İsrail’in Yeni Faşizan Rejimi
Hatırlanacağı üzere bir yıl kadar önce birçok ülke Filistin devletini tanımıştı. Buna rağmen mevcut tepkisizlik ve İsrail’i koruma eğilimi ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Bu soruların başında, Orta Doğu denkleminde Filistin halkının yerinin ne olacağı gelmektedir. Başka bir ifadeyle, Filistin halkının egemenlik hakkını nasıl kullanacağı ve bu hakkın nasıl yönetileceği konusunda bölgesel yeniden dizayn sürecinde ne planlandığı belirsizliğini korumaktadır. Bu durum, Filistin meselesinin tasfiye edilmesi riskini de gündeme getirmektedir. Bu İsrail’de faşizan rejimin kurumsallaşması olacaktır.
Benzer şekilde, Orta Doğu’nun en kalabalık halklarından biri olan Kürtlerin yüzyıllardır devletsiz bırakılması örneğinde olduğu gibi, yeni bir tarihsel dışlanmanın zemini oluşturuluyor olabilir.
İran’ın savaş sürecinde yasaya karşı sert tutumu ve Filistin halkının varoluş hakkını savunması dışında, İslam ülkelerinden güçlü bir karşı duruşun gelmemesi de düşündürücüdür.
Ortaya çıkan bu tablo, insanlığın yarınının bugünden daha kötü olma ihtimalini hatırlatmakta ve bugünden nasıl bir tutum alınması gerektiğini göstermektedir.
Ya insanlığın evrensel ve toplumsal değerlerine sahip çıkılacak, insancıl hukuk korunacak ve bu dünyayı kötüleştiren küresel zorbalığa karşı durulacaktır; ya da korku düzenine boyun eğilerek sessizlik içinde insanlıktan uzaklaşma süreci hızlanacaktır. Kötücül rejimler karabasana dönüşecek.


























Yorum Yazın