Hepimiz çocuklarımızın psikolojik olarak dayanıklı olmasını isteriz. “Bizden sonra da güçlü olsunlar”, “kendi ayaklarının üzerinde dursunlar”, “hayat onları sarsınca dağılıp gitmesinler” diye düşünürüz. Fakat burada zor bir soru var: Bu hedefe ulaşmak için bilinçli ya da bilinçsiz günlük hayatımızda neler yapıyoruz?
Çocuğunuz zorlandığında hemen devreye girmek, onun adına konuşmak, öğretmenine mesaj atmak, ödevini düzenlemek, bir problem çıktığında hızlıca çözmek… Bunların çoğu iyi niyetle yapılan, “çocuğum üzülmesin” refleksiyle ortaya çıkan davranışlar. Ancak iyi niyet her zaman iyi sonuç üretmeyebiliyor. Çünkü çocuklar zorlandığında, dayanıklılığı inşa edecek küçük deneyimlere sahip oluyorlar.
Sıkça şunu duyuyoruz: “Yeni nesil daha kırılgan.” Bu basit düzeyde bir genelleneme olsa da üzerinde düşünmemiz gereken bir konu. Belki de çocuklar “daha zayıf” değil. Biz yetişkinler, belirsizlikler ve gündelik hayatta duyduğumuz ya da gözlemlediğimiz olumsuz durumlar karşısında daha korumacı bir yapı sergiliyoruz. Bu yüzden belki de çocuklar daha çok destek istiyor çünkü onlara daha az “deneyip yanılma alanı” bırakıyoruz. Aslında mesele, nesillerin karakterlerinden çok; çocukluğun nasıl yaşandığı ve zorlukla nasıl temas edildiği ile ilgili.
Psikolojik dayanıklılık; stres, hayal kırıklığı, hata, eleştiri ve belirsizlik karşısında dağılmadan kalabilme değil. Dağıldığında yeniden toparlanıp günlük yaşama dönebilme kapasitesidir. Dayanıklılık, zorlanmayı yönetilebilir bir deneyime dönüştürebilmektir. Duyguyu fark edip düzenleyebilmek, hatayı kişiselleştirmeden değerlendirebilmektir.
- Dayanıklılık bir kişilik etiketi değil, bir süreçtir. “Bu çocuk dayanıklı / şu çocuk değil” demek yerine, hangi koşullarda dayanıklılığın güçlendiğine bakılır.
- Bireysel kaynak ve çevresel destek birlikte çalışır. Öz düzenleme ve problem çözme gibi bireysel beceriler; aile ve okul iklimiyle birleştiğinde dayanıklılık daha sürdürülebilir hale gelir.
Dayanıklılık eğitim için çok önemlidir
Öğrenme süreci hatayı da içinde barındırır. Öğrenme, belirsizlik ve deneme-yanılma üzerinden ilerler. Dayanıklılığı düşük öğrenciler, hatayı “yetersizlik” gibi değerlendirip kendilerini geri çekilebilirler. Dayanıklılığı güçlü öğrenciler ise hatayı geri bildirim olarak görüp strateji değiştirirler. Duygu düzenleme, öz düzenleme ile iç içedir. Sınav kaygısı, çalışmak istememe, öfke patlaması veya erteleme davranışı çoğu zaman bilişsel değil, duygusal kaynaklıdır. Okul içerisindeki müdahaleler dayanıklılığı artırabilir. Dayanıklılık “kader” değildir.
Okulda psikolojik dayanıklılık, güvenli bir öğrenme iklimi kurmakla gelişir. Öğrenci hata yapınca aşağılanmayacağını bilmelidir. Hata, utanılacak bir şey değildir. Öğretmen, denemenin önemini her zaman vurgulamalıdır. Zor görevler küçük adımlara bölünmelidir. Öğrenci yapamadım dediğinde hemen çözümü söylemek yerine, “Hangi adımda zorlandın?” diye sorulmalıdır. Geri bildirim nottan çok bir sonraki adımı göstermelidir. Sınıfta kısa nefes ve yeniden odaklanma rutinleri de bu nokta da oldukça işe yaramaktadır. En önemlisi, öğrencinin bir yetişkine güvenebilmesi gerekir. Çünkü dayanıklılık çoğu zaman tek başına değil, destekleyici ilişkiler içinde büyür.
Güvenilir bir yetişkin çocuğa “yalnız değilim” duygusu verir. Sınırlar ve rutinler belirsizliği azaltır. Öz düzenleme becerileri (dürtü kontrolü, dikkat yönetimi, hedef takibi) zor anlarda vazgeçme tepkisini frenler. İletişim ve problem çözme ise duyguyu ifade etmeyi, seçenek üretmeyi ve gerektiğinde yardım istemeyi mümkün kılar.
Evde Aileler Dayanıklılığı Nasıl Geliştirir?
Mükemmel ebeveyn olmaya çalışmaktansa günlük yaşamda sürdürülebilir davranış kalıpları üretmeliyiz. Çocuk zorlandığında önce duyguyu düzenleyebilmesi gerekir. “Üzüldün/öfkelendin; anlıyorum.” (duyguyu tanıma); “Şimdi bağırmadan söylemeyi deneyelim.” (davranış sınırı) gibi cümle kalıpları bu konuda size yardımcı olabilir.
Bu yaklaşım çocuğa iki mesaj verir: Duygu kabul edilebilir; davranış düzenlenebilir.
Övgüyü “zeka”ya değil sürece bağlamak gerekir. “Çok zekisin” yerine: “Bu soruda strateji değiştirdin; işe yaradı.” demek gerekir. Hata sonrası: “Olmadı” yerine: “Hangi adımda koptu? Bir sonraki denemede neyi farklı yapacağız?” diyebilmek gerekir. Bu dil, dayanıklılığı kuvvetlendirir.
“Çok kolay” da “çok zor” da gelişimi durdurur. Dayanıklılık, çocuğu sürekli zorlayarak değil, yönetilebilir zorluk vererek gelişir. Bu noktada zaman değil süreç hedefleri koyulmalıdır.
Aile içi rutinleri “duygu güvenliği” için kullanabilirsiniz. Rutin sadece düzen değil, beynin “tehdit algısını” azaltan bir çerçevedir. Çocuğunuzla her hafta sonu bu haftada “Zor bir şeyi nasıl aştık?” sohbeti yapabilirsiniz.
Problem çözmeyi sizin yerinize çocuğunuz yapsın. Hızlıca çözüm sunmak kısa vadede rahatlatır, uzun vadede dayanıklılığı zayıflatır. Aşağıdaki sorular size bu noktada yol gösterici olabilir: “Sorun ne?”, “Hangi seçenekler var?”, “Hangisini deneyeceksin?”, “Sonuç ne oldu?”, “Ne öğrendik?” vb.
Sonuç olarak dayanıklılık, büyük konuşmalarla değil; evde küçük rutinlerle, sınıfta güvenli hata kültürüyle, süreç odaklı geri bildirimle ve ilişki kalitesiyle büyür.






























Yorum Yazın