Goleman (1995), duygusal zekâyı anlatmaya başlarken insanın iki ayrı işleyiş sistemi olduğunu söyler. Ona göre hayatı sadece “mantık” ile değil, aynı zamanda “duygu” ile okuruz. Bu ikisi uyumlu çalıştığında kararlarımız daha sağlıklı, ilişkilerimiz daha güçlü ve stresle başa çıkma kapasitemiz daha yüksek olur.
Duygusal zekâ nedir?
Duygusal zeka, kendi duygularımızı ve başkalarının duygularını izleyebilme, aralarındaki farkları ayırt edebilme ve bu bilgiyi, davranışı yönlendirmek için kullanabilme becerisi olarak tanımlanır (Salovey ve Mayer, 1990).
Günlük hayata yansımaları: ilişki, stres ve dayanıklılık
Duygusal zekamız yükseldikçe duygularımızı anlamlandırabilir ve daha rahat kontrol edebilir hale geliriz. Başkalarının duygularını iyi okuduğumuzda ortaya çıkabilecek problemlerin önüne geçebilir ya da çatışmayı tırmandırmadan çözmeye daha yakın oluruz. Tam tersi durumda kişilerarası iletişimde yanlış anlaşılmalar ve ilişki gerilimleri ile karşılaşabiliriz. Yüksek bir duygusal zeka hata ve belirsizliklerle başa çıkmamızı da kolaylaştırır. Bu da bize başladığımız işi bitirebilme gücü verir. Duygusal zekamızın yüksek oluşu bizim iyi oluş halimizi de olumlu etkiler. Peki bu kadar önemli olan bu zeka türü doğuştan mı gelir? Bazı insanlarda daha gelişmiş olabilir mi? Sonradan geliştirilebilir mi?
Doğuştan mı gelir, sonradan geliştirilebilir mi?
Evet, insanlar duygusal zeka açısından başlangıç çizgisinde aynı değildir. Bazı bireyler duygu sinyallerine daha hassas, daha tepkisel ya da daha içine dönük bir mizaçla dünyaya gelebilirler. Genetik faktörler duygusal zekamızda önemli bir rol oynar. Bu durum duygusal zekanın geliştirilemediği anlamına gelmez. Duygusal beceriler öğrenilebilir ve öğretilebilir. Sosyal-duygusal becerileri hedefleyen okul programları ile bunu yapmak mümkün. Hatta bazı araştırmalar bize duygusal zekanın artışı ile birlikte öğrencilerin akademik başarılarında da artış olduğunu göstermektedir (Durlak ve ark., 2011).
Bazı insanlarda hiç olmayabilir mi?
Bilimsel açıdan “hiç yok” demek doğru değildir; çünkü duygusal süreçler insan sinir sisteminin temel bileşenlerindendir. Bununla birlikte bazı bireylerde duyguları fark etme, adlandırma ve sözel olarak ifade etme becerileri belirgin biçimde sınırlı olabilir. Bu durum, kişinin duygu yaşamaması değil; duyguyu ayırt etme ve düzenleme süreçlerinde zorlanması anlamına gelir ve zamanla kişilerarası ilişkilerde güçlük riskini artırabilir.
Goleman duygusal zekanın bir meta-yetenek gibi çalıştığını söyler. Çünkü diğer becerilerin kullanılmasını kolaylaştırır.
Duygusal zekâ ile akademik başarı arasında ilişki var mı?
Akademik başarı yalnızca bilgi düzeyiyle açıklanmaz; öğrenme sürecinde duyguyu yönetebilmek, dikkati sürdürebilmek ve sosyal ilişkileri sağlıklı yürütebilmek de performansı belirgin biçimde etkiler. Araştırmalar, duygusal zekânın akademik başarıyla pozitif ve tutarlı bir ilişki içinde olduğunu; ancak bu ilişkinin “tek başına başarıyı garantileyen” bir etki değil, anlamlı fakat sınırlı bir katkı sağladığını gösteriyor. Özellikle, duygusal zekânın akademik performansı olumlu yönde etkilediğini ortaya koyuyor (MacCann ve ark., 2020; Alvarez ve ark., 2020).
Bu ilişki hangi yollarla güçlenir?
Bu ilişkinin nasıl işlediğini anlamak için “duygusal zekâ başarıyı doğrudan artırır” gibi basit bir çizgi yerine, duygusal zekânın öğrenmeyi destekleyen psikolojik süreçleri güçlendirdiğini düşünmek daha doğru olur. Örneğin:
- Sınav kaygısını ve performans stresini düzenleme: Duygusal zekâsı gelişmiş öğrenciler, kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine onu tanıyıp yönetilebilir düzeye çekmeye daha yatkındır. Böylece zihinsel kaynaklar “endişe döngüsüne” değil, soruya ve stratejiye ayrılabilir.
- Hata sonrası toparlanma ve ısrar (dayanıklılık): Yanlış yaptığında “ben yapamıyorum” düşüncesine saplanmak yerine “neyi değiştirirsem ilerlerim?” çizgisine geçebilmek, öğrenmede sürekliliği artırır.
- Öz-düzenleme ve dikkat yönetimi: Duygu düzenleme güçlendikçe dikkat dağılmalarını toparlamak, hedefi takip etmek ve ertelemeyi azaltmak kolaylaşır.
- Sınıf içi ilişkiler ve öğrenme iklimi: Öğretmen–öğrenci ilişkisinin daha güvenli ve destekleyici olması, öğrencinin soru sormasını, akademik risk almasını ve geri bildirimden yararlanmasını kolaylaştırır.
Önemli not: Tek başına açıklamaz, ama anlamlı katkı sunar
Bu bulguların bir bölümü ilişkiseldir; yani duygusal zekâ ile başarı birlikte değişse de, başarıyı tek başına duygusal zekâya indirgemek doğru değildir. Bu nedenle duygusal zekâyı, “başarıyı tek başına açıklayan” bir değişken değil; öğrenmenin altyapısını güçlendirerek başarıya dolaylı ama anlamlı katkı sunan bir kaynak olarak görmek daha dengeli bir yaklaşımdır.




























Yorum Yazın