Kenya son günlerde alışık olmadığı bir tartışmanın içinde. Ülkenin siyaset sahnesinde dile getirilen iddialara göre yüzlerce Kenyalı iyi maaş ve yeni bir hayat vaadiyle Rusya’ya götürülüp Ukrayna cephesine sürülüyor. Kamuoyuna yansıyan rakamlar yaklaşık 1000 kişiden söz ediyor. Bu tablo Nairobi ile Moskova arasındaki ilişkilerin yanı sıra Afrika’nın küresel güç mücadelesinde nasıl bir “insan kaynağı havuzu” hâline geldiğini de gösteriyor.
Özellikle Ukrayna Savaşı’nın uzadığı, cephe hatlarının dalgalandığı ve hem Moskova’nın hem Kiev’in yeni asker arayışına girdiği bir dönemde, Afrika’dan yükselen bu hikâye, savaşın artık sadece Avrupa topraklarını değil, binlerce kilometre ötede yaşayan yoksul gençlerin hayatlarını da doğrudan etkilemeye başladığını hatırlatıyor.
Kenya’nın iç siyasetinde açılan tartışma
Kenya Ulusal Meclis Başkanı’nın çıkışı, meseleyi iç güvenlik ve dış politika gündeminin tam ortasına yerleştirdi. Peki bu kadar çok insan, böylesine stratejik bir hatta nasıl ve kimlerin bilgisi dahilinde hareket ediyor? İddialara göre süreç, sosyal medya ve iş ilanı siteleri üzerinden başlıyor. Sonrasında ise yurt dışında yüksek maaşlı işler vadeden aracı yapılar, işsiz gençlere cazip paketler sunuyor.
Rusya’da fabrika işi, güvenlik görevliliği ya da lojistik pozisyon gibi başlıklarla yapılan bu çağrılar sonunda cephe hattına uzanan tek yönlü bir bilete dönüşüyor. Aileler çocuklarının ortadan kaybolmasından sonra gerçeği öğrenmeye çalışıyor. Kimi zaman da Rusya’dan gelen ölüm haberleriyle neyle karşı karşıya olduklarını fark ediyor.
Bu hikâyenin doğal sonucu olarak mesele hızla iç siyasetin malzemesi hâline geliyor. İktidar kanadı, konuyu güvenlik kurumlarına havale eden dosyayı teknik boyuta çeken temkinli bir dil kullanıyor. Buna karşılık muhalefet, “vatandaşların savaş tüccarlarına teslim edildiği” söylemiyle hükümete yükleniyor.
Parlamentoda art arda verilen soru önergeleri yürütmenin Rusya ile yürüttüğü temasların sınırlarını ve şeffaflığını sorguluyor. Özellikle, kimlerin bu ağları organize ettiği bu kişilerin Kenya içindeki ve dışındaki bağlantıları başka ülkelerde de benzer yapılanmaların olup olmadığı gibi sorular ön plana çıkıyor.
Eğer ortada örgütlü bir insan kaçakçılığı ve savaşçı devşirme şebekesi varsa, bu yalnızca Kenya’nın değil bölgedeki diğer devletlerin de gündemine girecek bir güvenlik riski anlamına geliyor.
Moskova açısından “gönüllülük” ve gri alan
Rusya’nın Nairobi Büyükelçiliği, “Biz kimseye iş teklif etmedik, resmi vize vermedik” mesajıyla kendini doğrudan sorumluluktan uzak tutmaya çalışıyor. Ancak aynı açıklamalarda, yabancıların Rus yasaları çerçevesinde gönüllü olarak orduya katılabileceği hatırlatılıyor.
Tam da bu noktada, kâğıt üzerinde “gönüllülük” olarak sunulan sistemle sahadaki ekonomik gerçeklik arasındaki uçurum ortaya çıkıyor. İşsizliğin yüksek olduğu, kamu hizmetlerinin yetersiz kaldığı, gençler için eğitim ve istihdam kanallarının tıkandığı bir ortamda “gönüllü karar” ile “mecburi çıkış arayışı” arasındaki çizgi fazlasıyla inceliyor.
Moskova açısından tablo farklı görünüyor. Ukrayna’daki savaş uzadıkça, cephede sürekli bir insan kaynağı ihtiyacı doğuyor. İçeride kısmi seferberlik, mahkûmların cepheye sürülmesi, taşra bölgelerinden yoğun asker devşirilmesi gibi yöntemler toplumda yorgunluk yaratmış durumda.
Böyle bir ortamda, Afrika’dan gelen her bir yabancı savaşçı, Rusya’nın kendi kamuoyu üzerindeki baskıyı hafifleten bir “tampon” işlevi görüyor. Üstelik bu insanların büyük bölümü çatışmanın tarihsel, siyasi ve etik boyutlarına dair sınırlı bilgiyle daha çok ekonomik motivasyonla hareket ediyor.
Sonuçta Kremlin, savaşın siyasi maliyetini içeride mümkün olduğunca aşağıda tutarken, cephe hattındaki yükün bir bölümünü dışarıya transfer etmiş oluyor.
Afrika’nın kırılganlığı ve yeni “insan kaynağı diplomasisi”
Afrika’nın birçok ülkesinde derinleşen ekonomik sorunlar, siyasi kırılganlık ve yüksek işsizlik küresel aktörler için çeşitli müdahale kapıları açıyor. Bir kısmı bu kapılardan altyapı yatırımı, kredi hattı ya da ticaret üzerinden giriyor. Diğerleri ise, tıpkı Kenya tartışmasında görüldüğü gibi, insan kaynağı üzerinden yeni bağlantılar kurmaya çalışıyor.
Genç nüfusun fazla olduğu, gelecek beklentisinin zayıf, göç arzusunun güçlü olduğu her ülkede, bu tür ağların yeşermesi için uygun zemin ortaya çıkıyor.
Burada dikkat çekici noktalardan biri bu ağların çoğu zaman “resmi” kanallardan değil, gayriresmî aracı şirketler, göçmenlik ofisleri, “danışmanlık” adı altında çalışan küçük yapılar üzerinden işlemesi. Devletler, ancak kriz patlak verdiğinde, kaybolan vatandaşlar ve ortaya çıkan iddialar üzerinden bu yapılarla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Bugün Kenya’da tartışılan model, yarın bir başka Doğu Afrika ülkesinde, ertesi gün Batı Afrika’da farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. Böyle bir senaryoda Afrika doğal kaynaklar ve oy potansiyeli yüksek bir diplomatik havuz olmanın yanında savaşır hale getirilebilir genç nüfusuyla da küresel güçlerin hesaplarına dâhil olacaktır.
Bu noktada hukuki zeminin bulanıklığı da önem taşıyor. Uluslararası hukukta paralı savaşçıların ve yabancı savaşçıların statüsü tartışmalı. Devletler, bu tür faaliyetlere bilinçli olarak izin vermeseler bile göz yumdukları ya da yeterince engellemedikleri her durumda kendi yükümlülükleriyle karşı karşıya kalıyor.
Kenya gibi ülkeler bir yandan vatandaşlarının güvenliğini korumak, insan kaçakçılığı ve sömürüyü engellemek zorunda; diğer yandan da Rusya gibi büyük aktörlerle diplomatik dengeleri gözetmek mecburiyetinde. Bu ikili baskı, benzer vakalar arttıkça daha görünür hâle gelecek.
Afrika Ukrayna savaşının “dolaylı cephesi” mi oluyor?
Kenya dosyası, aslında uzun süredir tartışılan bir gerçeği daha çıplak biçimde ortaya koyuyor. Afrika, büyük güçler arasındaki mücadelede artık sadece oy aranan bir blok değil insan kaynağına kadar uzanan çok katmanlı bir rekabet sahası.
Rusya, Ukrayna savaşında bu alanı daha açık şekilde kullanırken başka aktörlerin de farklı çatışma sahalarında benzer yöntemlere yönelmesi ihtimal dışı değil. Kıta, diplomatik arenada BM oylamaları, ekonomik alanda kritik madenler ve piyasa potansiyeli ile öne çıkarken, şimdi bir de “savaşçı ihracı” gibi karanlık bir başlıkla anılma riskini taşıyor.
Bugün Kenya’da konuşulan her vaka yarın başka bir ülkenin gündemine düşebilir. Bu nedenle, Nairobi’de yürüyen tartışma Kenya’nın iç meselesi olarak görülmemeli. Ekonomik kırılganlığın derinleştiği, işsizliğin kronikleştiği ve genç nüfusun umutsuzlaştığı bir kıtada, kaç hükümet kendi vatandaşının pasaportunu, farkında olmadan başka devletlerin savaş bileti hâline getirme riskiyle karşı karşıya kalacak? Kenya’daki dosya, bu soruyu şimdiden acı bir gerçeklik duygusuyla soran ilk örneklerden biri olmaya aday.




























Yorum Yazın