TBMM Milli Kardeşlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu beklenen raporunu dün açıklaması ve bunun Meclis’te bulunan partilerin ezici çoğunluğunun oylarıyla kabul edilmesi tarihte benzeri az rastlanan bir gelişmedir.
Ancak kamuoyunda raporun buna denk düşen bir heyecan ve memnuniyet yarattığını söylemek çok zor. Bunun başlıca iki nedeni var.
İlki, iktidar partisine yönelik geniş toplumsal kesimlerin sürecin başladığı günden beri aşılamayan güven sorunudur; daha doğrusu derin güvensizliktir. Bunun kaynağının son on yılda Kürt sorununda yaşananlar ve muhalefeti tasfiye siyaseti olduğu açıktır. Buna rağmen iktidarın hala bu güvensizliği gidermeye yönelik ciddi bir çaba göstermemesi dikkat çekicidir.
İkincisi ise tarafların süreci farklı tanımlamaları ve bu farklı yaklaşımların yarattığı birbirinden oldukça farklı ve uzak beklentilerdir.
İktidar partisinin “Terörsüz Türkiye” siyasetini PKK’nin silahsızlandırılması ve kendini feshetmesi olarak tanımlaması ile Kürt siyasal hareketinin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” tanımı arasındaki derin uçurum, sürecin kavranışında ve beklentilerinde ciddi ayrışmalara yol açmıştır.
Meclis Komisyonu raporuna yaklaşım da doğal olarak bu farklılığa paralel biçimde duygusuzluk ve heyecansızlık üretmiştir. Başka bir ifadeyle rapor herkes için farklı anlamlar taşımaktadır. Kürt toplumunun raporu coşkuyla karşılamamasında şaşılacak bir durum yoktur.
Özellikle DEM Parti’nin süreci seçmenine anlatma konusundaki ciddi eksiklikleri ve siyasal yığınağını yanlış yerde kurması bu tablonun oluşmasında önemli bir etkendir.
Ancak anlaşılan süreç, İmralı-MİT-Saray üçgeninden planlandığı gibi PKK silahsızlandırılması ve feshi hedefli ilerliyor. Bu bizlerin bildiği Kürtlerin hak ve hukuklarına kavuşacakları, demokrasinin özgürlüklerin gelişti barış süreci değil.
Silahsızlanma Çerçevesi Netleşirken
Bu bakımdan raporda PKK’nin silahsızlandırılması ve feshi için gerekli politik çerçeve tanımlanmış durumdadır. Özellikle son iki madde sürecin zorunlu gereklerini tarif eden bir çerçeve sunmaktadır. Bu bakımdan kıymetli ve sürecin ilerlemesi bakımından umutlu olmamız gereken öneriler.
Raporun altıncı maddesindeki “Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri” başlığı altında yer alan altı öneri ile yedinci maddede “Demokratikleşmeye İlişkin Öneriler” başlığı altında yer alan dört öneri, silahsızlandırma ve fesih sürecini kolaylaştırabilecek niteliktedir. Bu nedenle oldukça kıymetli ve tarihsel bir fırsat sunmaktadır.
Ancak bunlar Türkiye’nin Kürt sorununu çözecek, Kürtlerin hak, özgürlükleri geliştirecek nitelikte ya da kalıcı barışı sağlayacak kapsam ve perspektife sahip öneriler çok eksik.
Bu noktada raporda yer alan şu tespit belirleyicidir:
“Meselenin güvenlikle sınırlı bir alan olmanın ötesinde çok katmanlı ve çok yönlü olduğu gerçeğinden hareketle kalıcı çözüm, kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır.”
İktidarın bu ilkenin gereğini yerine getirmesi ve buna dair somut bir yol haritası ortaya koyması gerekmektedir. Bu yok.
Raporda önerilerin tamamen yürütmenin, yani iktidarın uhdesine bırakılması sakıncalıdır. Bu durum hem Meclis’i ve dolayısıyla muhalefeti devre dışı bırakma riski taşımakta hem de sürecin toplumsallaşma ihtiyacını ve güvensizlik sorununu yeterince önemsememektedir.
Bu tutum aynı zamanda sürecin dar bir güvenlik çerçevesinde yürütülmeye devam edeceği ihtimalini güçlendirmektedir. Böyle bir süreç ise barış yolunu riske atar.
Benzer biçimde yasal düzenlemeler için ön koşul olarak silah bırakma sürecinin tamamlanmasının dayatılması ve izleme-raporlama mekanizmasının yalnızca yürütme ve güvenlik bürokrasisine bırakılması, sivil alana veya bağımsız gözlemcilere rol tanınmaması entegrasyon sürecini tartışmalı ve güvensiz bir alana iter.
Komisyon üyesi DEM Partililerin şerh düşmesi, TİP ve Emek Partisi üyelerinin hayır oyu vermesi ya da CHP’li bir üyenin çekimser kalması süreci tıkayacak faktörler değildir. Ancak bazı aklı uyarı ve eleştirilerin süreci gereksiz biçimde zorlaştırabilir ve siyasal dönüşümü uzatabilir. Bunların iktidar için alarm zili işlevi görebilecek uyarılar.
Özellikle Kürtlere karşı güvenlik güçlerinin işlediği suçlar, faili meçhul cinayetler, işkence köy boşaltma ve köy yakma, kitlesel katliamlar gibi insanlık suçları konusunda tek bir kelime edilmemesi raporun ayıbı olarak kayda geçmelidir.
Sürecin önemli kazanımlarından biri, CHP’nin sürecin dışına itilmesine yol açacak yaklaşımlardan uzak durmasıdır. Bu hem sürecin toplumsallaşmasına katkı sunmuş hem de iktidarın ana muhalefetle Kürt seçmen arasına mesafe koyma çabasını boşa düşürmüştür.
Toplumun her kesimi raporda ne yazdığında daha çok yazılanların nasıl hayata geçireceğine odaklanması geleceğimizi kazanmanın biricik yolunu açacaktır. Barışcı siyasal irade güçlenmesi, demokrasinin ve barışın toplumsallaşmasını güçlendirmek. Karanlıkta barış filizlenmez, kötülük koksalar. Kalıcı barış hak, hukuk, demokrasi, adalet ister. Raporun anlamlı kılacak budur. Heyecan yaratamamış olması buna dair kaygılardan ve belirsizliklerden kaynaklanıyor.
Bu bakımdan sürecin kazananlarından biri ana muhalefettir. İktidarın durumu ise rapordaki önerileri nasıl ve ne zaman hayata geçireceğine doğrudan bağlıdır.
Türkiye’nin demokratikleşmesinin, hukuk devleti olmasının önündeki “siyasi takozların” temizlenmesi sürecin yeni döneminin beklentisi olmayı sürdürüyor.


























Yorum Yazın