1 Ekim 2024 tarihinde mecliste Devlet Bahçeli’nin DEM eş genel başkanı Tuncer Bakırhan’ın elini sıkmasıyla başlayan siyasi süreç bugün mecliste kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun açıklanmasıyla süreçte yeni bir aşamaya geçilmiş oldu.
Komisyon raporu 47 evet, 2 ret ve 1 üyenin çekimser oyu ile kabul edildi.
Rapor hakkında farklı yorumlar yapılmakta ancak genel olarak adına süreç denilen bu Kürt sorununun çözümü için demokratikleşme gibi çok önemli siyasi gelişmelerin meclis zemininde çözümler aranması hem siyaset kurumu ve hem de meclis için yeni bir deneyimi içinde barındırıyor.
Diğer yanıyla da raporun içerik olarak temenniler dışında demokrasi ve Kürt sorunu çözümünde somut demokratikleşme gibi bir içeriğe sahip olduğu söylenemez.
Raporun kendi içinde sahip olduğu metodoloji üzerinde önerilere göz atacak olursak öncelikle PKK’nın silah bırakıp bırakmadığının güvenlik birimleri tarafından tespit ve teyit edilmesi hemen işin başlangıç noktasını oluşturuyor. Ve MHP’li Feti Yıldız “bu olmadan süreç başlamaz” diyor.
Diğer bir başlangıç düzenlemesi de süreç içinde rol alan siyasilerin korunması ki bu çerçevede bir “müstakil kanun” çıkarılması öngörülüyor.
Yine raporda suça bulaşmış örgüt üyeleri hakkında adli işlem yapılması yer alırken suç işlememiş olanlar hakkında ise herhangi bir adli işlem yapılması raporda yer almıyor.
Abdullah Öcalan için “umut hakkı” olarak ayrı düzenleme yapılmazken AİHM ve AYM kararlarına tam olarak uyum sağlanması ilgili düzenlemenin “umut hakkı” için yeterli olacağı belirtiliyor.
Raporda Kürt sorunu adı ve tanımı yer almıyor. DEM Partili komisyon üyeleri hem buna ve hem de raporda Kürt sorunu ile terör sorunu olarak gören yaklaşımı kabul etmediklerini açıkladılar.
Ayrıca Kürtçe anadilde eğitim raporun gündeminde bulunmuyor.
Yerel demokrasilerin başında demoklesin kılıcı gibi sallanan kayyum sorunu içinse mevcut yerel yönetim yasalarında bulunan düzenlemelere atıfta bulunuluyor.
Yani rapor, Ak Parti iktidarlarının yasada olduğu halde uygulamadığı belediye meclisi kararlarıyla sorunun çözümü meselesini teyit ederek yapılması gereken doğru uygulamaya işaret ediyor.
Öte yanda raporda Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Şartı ister istemez burada gündeme geliyor. Türkiye’nin bu şartın gereklerini yerine getirerek yerel yönetimleri yetki ve özerklik bakımından güçlendirilmesinin öneminin altı çiziliyor.
Hemen 17 aydır devam eden süreçte insan hakları ve ifade özgürlüğü ile toplantı gösteri ve yürüyüş haklarının daha özgür kullanılması için yeni ve daha geniş düzenlemeler ihtiyacı raporda yer alanlar arasında bulunuyor.
Faili meçhul cinayetler hakkında somut bir düzenleme raporda yer almamakla beraber yaşlı ve hasta tutukluların serbest bırakılması yer aldı.
Ancak komisyon başkanı Numan Kurtulmuş bunun “af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak olduğunu” belirtti.
Son olarak bir araya gelen komisyon çalışmalarına 5 Ağustos 2025 tarihinde başlayarak 21 kez toplantı yaparak sürdürmüştü.
Komisyonda çıkan raporun en tartışmalı olan yanı ise anadilde eğitim ve eşit yurttaşlık hakkı, bu konularda açık düzenlemeler olmasa da anayasada “doğuştan gelen haklar” dikkate alınarak mevzuat içinde kimi iyileştirici düzenlemelerin yapılmasını kolaylaştıracağı yönünde yorumlar yapılıyor.
Evet.
Yani komisyon raporu içerik olarak ta bağlayıcı olmak bakımında da bir temenniler raporu ve raporun bir acil eylem planı yok, düşünülmesi gereken yasal değişiklikler hakkında somut karar tasarıları önerileri yok…
Peki ne olacak şimdi?
Şu anki siyasi iklime bakarak konuşacak olursak Ak Parti iktidarının öncelikle AİHM ve AYM kararlarını aynen uygulamasını beklemek çok iyimser bir yaklaşım olur ama eğer bir normalleşme sürecine gireceksek öncelikle anayasa gereği olan bu hukuki ve demokratik adımların atılmasıyla işe başlamak en doğru olanıdır.
İnsan hakları alanında düşünce ve ifade özgürlüğü ve toplantı ve gösteri yürüyüşleri konularında yargının ve emniyetin keyfi ve hukuksuz uygulamalarına acilen son verilmesi atılacak olumlu adımlar olur.
İlk planda “müstakil kanun” çıkarmak ve suçlu örgüt üyeleri hakkında adli işlem yapmakla yetinmek sonrasına bakarız diye yaklaşmak “ipe un sermek” gibi olur ki bu endişeleri ortadan kaldıracak bir güven ortamı sağlanmalıdır.
Şüphesiz başlatılmış bu sürecin sonunda demokratikleşme ve barış yolunda mesafeler alınmış olması çok isteriz.
Çünkü bu alanda alınacak bu mesafenin yaşamın her alanında etkisi olacağı başta ekonomi ve toplumsal barış olmak üzere biliniyor.
Bilinmeyen ise demokrasi ve barış yolunda neden gerekli olan çaba gösterilmediğidir.
Bakın Suriye kendine bir çözüm yolu buldu. Çokta iyi oldu. Şimdi bu barış ortamı Suriye için savaşın yaralarını sarmak ve çökmüş olan ekonomilerini hızla ayağa kaldırmak gibi önemli fırsatlar sunuyor.
Altmış sayfalık rapor ülkemiz içinde yeni umutların kaynağı olması dileğiyle…




























Yorum Yazın