TBMM çatısı altında 5 Ağustos 2025’de kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarını, hazırladıkları raporla bitirdiler.
Rapor komisyonda 47 kabul oyuna karşı, 1 çekimser (CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi) ve 2 red oyuna (TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ve EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan) karşın oy çokluğu ile kabul edildi.
Raporun son toplantı dahil tam hali önceki akşam TBMM sitesinde yayınlandı.
Birkaç gündür raporu konuşuyoruz. Roporun 7 bölümden oluştuğunu ve bundan sonrası için de önemli olan bölümlerin 6. (Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri) ve 7. (Demokratikleşme İle İlgili Öneriler) olduğunu biliyoruz.
Ancak ben size bu raporun son toplantısında rapor üzerine parti yetkililerinin özellikle evet oyu veren CHP ve DEM Parti üyelerinin eleştirilerini okumanızı tavsiye edeceğim.
Çünkü bu şerh/itirazlar önemli.
Ancak burada çelişki, bu eleştirilere rağmen, bu eleştiriyi yapanların rapora kabul oyu vermeleri. Eleştirilerinin kayda geçmesini istemişler olabilirler.
İLK ADIM SORUNSALI
Raporun değerlendirmesine –ki o bölüm kısa olacak- gelmeden; bu süreçle ilgili olarak daha önce dikkate çektiğim birkaç noktayı yeniden paylaşmak isterim.
Sürece başından bu yana ihtiyatlı bir iyimserlik ile bakanlardan oldum.
Elbette terörün bitmesini istiyordum ama bunun da ancak terörü, terör örgütünü ortaya çıkarak koşulların ortadan kaldırılması ile mümkün olacağını da.
Bu açıdan sürecin, sadece negatif barış ile değil onunla eş zamanlı olarak pozitif barış adımlarının da atılması halinde başarılı olabileceğini yazdım.
Bunu sadece ben değil, pek çok yazar ve yorumcu dile getirdi
Buna karşın, bu süreçte demokratikleşmenin öncelikle olmadığını bu aşamada önemli olan negatif barış sağlanması olduğunu, bu sağlanırsa kendiliğinde bir demokratik iklim oluşacağını iddia edenler de vardı.
Bu görüşe katılamamanın temel bir nedeni var; o da Türkiye’de iktidarın son 10 yıl içindeki siyasi pratikler ve ülkenin halen içinde olduğu siyasi iklim.
UÇUM’UN KONUŞMASI VE DEVLET PROJESİ
Nitekim Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, süreçle ilgili kaleme aldığı yazılarda sürecin demokratikleşme içermediğini örtük olarak ifade ediyordu.
Uçum örtük ifade ettiği görüşlerini 12 Aralık 2025’te Bursa Mudanya Ünivesitesi’nde verdiği ‘Terörsüz Türkiye’ye Geçiş Süreci’ konulu konferansta açık biçimde ifade etti.
Uçum o konferansta kendi cümleleri ile şunları ifade etti;
- “Terörsüz Türkiye süreci başladığında devlet bu konuyu bir inisiyatifle başlattı, bir devlet politikası olarak hayata geçirdi ve bir devlet projesi olarak da sürdürüyor”
- “Devlet 'Terörsüz Türkiye' hedefine ilişkin konuyu, bir devlet inisiyatifi olarak başlattığında, bunu bir Kürt meselesi olarak ele almadı. Bu tamamen sistematik terörün sona erdirilmesi, terör örgütünün sona erdirilmesi, fiilen ortadan kaldırılması, demokratik siyaset alanının açılması, demokratik siyaset üzerindeki terör vesayetinin kaldırılması konusu olarak ele alındı.”
- “Türkiye, iç Kürt sorununu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimlerinde 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde büyük hukuk ve demokratik reformlar yaparak büyük ölçüde çözdü. Fiilen çözülen sorunlar oldu, hukuken alan açılan konular oldu. Ama özellikle 12 Eylül faşizminin ürettiği Kürtlerin inkarı ve reddi üzerine dayalı ortaya çıkan Diyarbakır Cezaevi vahşetiyle büyütülen iç Kürt sorunu kalmadı.”
- “Terörsüz Türkiye hedefi Kürt sorunun çözümüne ilişkin bir projedir’ bağlantısı kurup, kimlik hakları üzerinden birtakım müzakereler yapmaya çalışanlar, ya bu işin niteliksel farkını görmüyorlar ya da bilinçli bir biçimde karıştırıyorlar.”
- “Terörsüz Türkiye hedefiyle bizim Kürtlerimizi özdeşleştiren, bütün yurttaşlarımız gibi onların demokratik taleplerini bir kimlik grubu üzerinden buraya bağlayan yaklaşımları, biz fikri manipülasyonlar olarak görüyoruz, hatta bunun üzerine yapılan, sürece yönelik fikri sabotajlar olduğunu düşünüyoruz."
Uçum’un bu sözleri süreci, demokratikleşme yani pozitif barışla ilişkilendirmenin en başından hatalı hatta bunların fikri sabatoj olduğunu bize hatırlattı.
Uçum’un sözlerinden hareketle şunu söylemek yanlış olmaz. Eğer süreç devlet projesi ise; komisyonun hazırladığı raporun da devlet tarafından hazırlanacağını, komisyonda olan partilerin bu rapora ancak küçük dokunuşlar yapabileceği gerçeği ile karşıyaydık ve sanırım öyle de oldu.
Nitekim, komisyonun son toplantısında rapora, CHP, HDP, TİP ve EMEP’ten gelen eleştiriler bunu doğrular niteliktedir.
PEKİ, BUNDAN SONRA?
Şimdi rapora değinebiliriz.
Şimdi şu soruyu sorabiliriz; peki bundan sonra ne olacak?
Raporda bu soruya cevap olacak sadece bir bölüm (6. Bölüm: Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri) var.
Ve burada yapılacak düzenlemelerin hayata geçmesi devlet tarafından terör örgütünün silah bırakmasının teyit edilmesinden sonra olacak.
Bunun için ne kadar bekleyeceğimizi bilmiyoruz ama burada da inisiyatifin de devlette olduğunu biliyoruz.
Ancak asıl merak ettiğim 7. bölüm yani “Demokratikleşme İle İlgili Öneriler”in hangi takvimde hayata geçeceği. Dahası ne kadarının hayata geçeceği.
Bu bölümde hayata geçirilecek kimi uygulamaların süreçle hiçbir ilgisi olmadığını bizatihi MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız komisyon toplantısından sonra İsmail Saymaz’a verdiği söyleşide söyledi.
Raporun 7. Bölümünde yer alan demokratikleşme uygulamaları süreçle ilgili değilse hemen hayata geçirilebilir. Burada tüm inisiyatif siyasi iktidarda.
Ki süreçle ilgili ben ve benim gibileri ihtiyatlı iyimserliğe sevk eden de tam bu.
İktidar demokratikleşme adımı atmak istiyor mu?
Bu soruya evet demeyi çok isterim.
Komisyonun son toplantısındaki tartışmalar, demokrasi temelinde bir uzlaşmanın hem neden gerekli olduğunu hem de nasıl olabileceğini göstermesi açısında da ders niteliğindedir, muhalefet için... Tabi alınma niyeti varsa.































Yorum Yazın