Bu sayfalarda “Farabi’ye mi Yoksa Allah’ın Gavurlarına(!) mı Kulak Verelim?” diyerek ahkam kesen adam, “bu kez pagan bir zındıka kulak verilmesini mi öneriyor?”!
Her şeyden önce “hemşerimiz olan” o adamın münkir ya da zındıklığı tartışılır. Malum, Kur’an-ı Kerim’de adı zikredilmeyen 124.000 peygamberden söz edilerek, “her iklimde bulunduğuna” inanılır ve Socrates, Aristoteles, Platon gibi düşünürler bu varsayım içine alınır. Behramkaleli (Assos) Kleantes (M.Ö. 331- M.Ö. 232) neden bu kadro içinde bulunmasın?
O dönemlerde Musevilik dışında tek tanrılı din yoktu. Tahrif edilip edilmemesi bir kenara, Eski Ahit, Yeni Ahit, İncil’deki Yahudi Peygamberler dışında tarih kitaplarında başka peygamber ismine rastlanmıyor. Bu adam ve kurucuları arasında olduğu Stoa Felsefesi, “tek tanrıcılık” bağlamında üzerinde durulması gereken yorumları gündeme getirebilir.
Bugün bizim vatanımız olan Anadolu, Ege’nin karşı kıyısı Hellas’tan çok önce görkemli bir uygarlık ve kültür ortamı yaratmıştı. Bugünkü adıyla Behramkale olan Assos, daha M.Ö. VII. Yy’da düzgün sokakları, düzenli evleri, kanalizasyon şebekesi ve görkemli Athena mabediyle Atina’ya fark atıyordu. Grek dünyasının Tanrıça Athena’ ya sunduğu Acropolis’ teki Parthenon 200 yıl sonra inşa edilir ve kentin yaşanabilir hale gelmesi için 100 -150 yıl daha beklemek gerekecektir.
Kültür ve uygarlığın beşiğidir Anadolu…Matematikteki başat teoremleri ortaya koyan Thales (M.Ö.624-548) Milet’ li, Pisagor (M.Ö.570-495) Sisamlı’dır. Trigonometriyi geliştirip ay ve güneşin uzaklıklarını ölçmek isteyen Hipparkhos (M.Ö.190-120) İzniklidir. Tarihin Babası olarak anılan Herodot (M.Ö. 484-425) Bodrum; coğrafyayı bilimsel temellere oturtan Strabon (M.Ö.64- M.S.25) Amasya doğumludur. Bilimsel tıbbın kurucusu Hipokrat (M.Ö.460-370) İstanköylü (Kos) olup, tabipler onun öğrencisinin kaleme aldığı yeminle mesleğe başlarlar. Antik dönemlerde başlayan bilimsel tıp geleneğini Dr.Galen (M.S.129-216) adlı Bergamalı hemşerimiz sürdürür. Daha niceleri… Büyük İskender’e “gölge etme başka ihsan istemem” diyerek kafa tutan Diyojen (M.Ö. 412-323) Sinoplu; kâinatın yaratılışını çok tanrılı dinler dışına çıkarak bilimsel temellere dayandırmak isteyen Anaximenes’ler, Aneximandros’ lar, Herakleitos’lar hepsi ama hepsi Anadoluludur.
M.Ö. 331 yılında dünyaya gelen Kleantes böyle verimli bir coğrafyanın çocuğudur. Doğduğu belde sade Anadolu’nun değil, Atina’dan gelerek Assos’ta Felsefe Okulu açıp üç yıl kadar eğitim veren Aristoteles kültür ve felsefesinin mirasçısıdır. Botanik biliminin kurucusu Midillili Theophrastus ve Anadolulu (Kalkedon-Kadıköy) Xenocrates’le birlikte M.Ö. 345-346 yıllarında burada eğitime başlayan Büyük Üstat, Atina’daki meşhur Lykeion (Lise- Lyceum) okulunu on yıl sonra açar.
Böyle bir kültür birikimi içinde yetişen Anadolulu Kleantes kırklı yaşlara doğru Atina’ya geçerek, Fenikeli-Kıbrıslı Zenon’un (M.Ö. 334-262) kurduğu Stoa ekolüne katılır. Önce mürit, sonra hoca ve üstadının ölümünden sonra 40 yıl kadar yöneticilik görevini üstlenir. Assoslunun yardımcısı da başka Anadoluludur: Mersinli Khrysippos (Krisippos. M.Ö. 279-206)…
Bugünkü demokratik, hümanist, eşitlikçi ,evrenselci devlet ve hukuk anlayışının temelleri Anadolu’ya dayanmaktadır… Çok tanrı anlayışını ciddi bir şekilde eleştirenler bizim hemşerilerimizdir… Assoslu Kleantes, Mersinli Krisippos ve üstatları Kıbrıslı Zenon… Stoa okulunun ilk kurucuları tüm Helenistik Dönemi etkileyip köle filozof Pamukkaleli (Hierapolis) Epiktetos (M.S. 50-135) ve imparator filozof Marcus Aurelius’u (M.S.121-180) gibi değişik sosyal katmanlardan gelen düşünürlerin doğumuna yol açmıştır.
Büyük İskender’le M.Ö.330 yılında başlayıp M.Ö.30 yıllarında kadar uzanan Helenistik Dönemde Stoa felsefesi, özellikle ezilen kitleler açısından büyük itibar kazanır. Baskıya maruz kalan ilk Hristiyanlara Stoa umut verir; Stoa’da logos diye adlandırılan “Söz-Evrensel Akıl” İsa Peygamberle özdeşleştirilir. “Hz. İsa’nın“ bir yanağına tokat atana öteki yanağını uzat “dediği bu inanç kurumsallaşıp ceberrutlaştığında Zenon da, Kleantes de, Krisippos da çöpe atılır, onların yerini köleliği savunan, kadını küçümseyen Platon ve Aristoteles alır. Her iki filozofun önemi ve evrensel düşünce boyutuna katkıları büyüktür ama eşitlik konusunda eleştirel konumdadırlar. Oysa bizim hemşerilerimiz, Kilise Babaları tarafından sınıf temeline dayalı kurumsallaşan dinler karşısında can simidi olmuşlardır.
Stoa diyor ki…
- Varoluş global bir ateşin, logosun taşmasıdır… Taşar ve değişik tezahürler şeklinde biçimsellik kazanır… Varoluşun tezahürleri içinde canlı-cansız, insan-hayvan-bitki, hepsi bir bütünlük arzeder… İslam tasavvufunda Allah-u Teala’nın sudur eylemesi anlayışını anımsatmıyor mu?
- Ateş aynı zamanda logos, yani evrensel akıldır, evrensel “sözdür”… Kur’an- Kerim Nisa Suresi 171. ayet aynen şöyledir: “Meryem oğlu Mesih İsa, Allah’ın elçisi ve Meryem’e ulaştırdığı kelimesi-sözü ve O’ndan bir ruhtur…” Logos’u ilk Hristiyanların "kelam anlayışı “içinde Hz. İsa ile özdeşleştirdiğine değindik. Nisa Suresinde “söz” kelimesi sürdürüldüğüne göre burada da Kleantes’i “Kur’an’da adı geçmeyen 124.000 peygamber” bağlamında ele almak mümkün mü?
Tüm bu mülahazalar, felsefe ve Kelam İlmine vakıf, ufku açık İslam Alimlerinin yorumunda sağlıklı hale gelerek Vahdet-i Vücud anlayışı içinde değerlendirilebilir mi?
Hemşerimiz Kleantes tanrı bağlamında Zeus’ten söz eder ve onun için bir “ilahi”(Hymn) yazar. İlahisinde tek tanrıya methiye gündemde olup diğer tanrılardan söz etmez. Tek tanrının adı bizde Allah, Yahudilerde Yahve, İngilizce de God, Fransızca da Dieu , Grekçe de Zeus’tan bozma Theos’ tur. Her millet kendi diline göre “Tek Tanrıyı” adlandırır. Sonradan Müslüman olan Türklerin Tengri yerine Arapça “Allah’ı” benimsemeleri doğaldır. Arap Hristiyanlar da tanrı karşılığı olarak Allah sözcüğünü kullanmaktadırlar. Önemli olan adlandırma değil kavram ve onun mahiyetidir.
"Aklı aracılığıyla , her insan Evrensel Akılla, logosla iletişim içindedir." Bu yaklaşım başta İmam Azam Ebu Hanife olmak üzere İslam düşünürlerinin önemli bir bölümünün kabul ettiği ”İrade-i Külliye ile irade-i cüziye arasındaki” sürekli irtibat anlayışına benzemiyor mu?
Stoa düşüncesinin” sudur eden logosun” tümel ve bütünsel bir Evrensel Akıl olarak tezahür etmesi, hukuk ve devlet felsefesine yansıyan eşitlikçiliğin esasını oluşturmaktadır. Herkes bu tanrısal bütünlük içinde olduğuna göre efendi-köle, kadın- erkek, farklı kültür, ırk ve inanç ayırımı yapmak varoluşun mantık ve yapısına ihanet anlamına gelir. Bu nedenle hukuk düzenleri ve siyasetin temeli, adaletin içeriğini oluşturan eşitlik ilkesidir. Hukuk düzenleri meşruiyetlerini bu mantıksallığa, yani doğaya ihanet etmeme ölçütüne dayandırmak mecburiyetindedirler.
Evrensel Devlet kurma ideali logos bütünlüğünün gerekliliğidir. Felsefe terminolojis ile nomos’un (sosyal, siyasal ve hukuksal düzen) meşruiyet ölçütü fiziz’le (Varoluşsal doğal düzen) örtüşmesine bağlıdır. Fizisin bütünlük (vahdet) konumunun gereği olarak kozmopolis (evrensel devlet düzeni) kurulmalıdır. Bu yaklaşım Birleşmiş Milletler düşüncesinin öncüllüğü olarak değerlendirilebilir. Aynı görüşü Kant’a 2000 yıl sonra gündeme getirmiştir.
Hem inanç boyutunda, hem de kültür, uygarlık ve coğrafya bağlamında devamlılık söz konusu ise hemşerimiz Kleantes’e neden sahiplenmeyelim? Çok daha tutucu bir İslam yorumu içindeki Mısır, Firavunlarına sahip çıkıp Kahire’nin önemli caddelerine Ramses, Tutankamon adlarını verebiliyorsa, sevgili Assoslular da denize inen kıvrımlı yola Kleantes’in adını verip heykelini dikmelidirler. Kentin girişindeki Aristoteles heykeliyle birlikte hemşerimize sahiplenmemiz daha anlamlı olmaz mı?






























Yorum Yazın