Kuşku yok ki başlıktaki”gâvur” sözcüğünü ironik bir yaklaşımla kullanmaktayız. “Faziletli Medine-Erdemli Devlet(Kent)” eserinin “dini bütün” Türk kökenli Müslüman düşünürü Farabi (872-951) ile “gâvuristanlı” Aurelius Augustinus (Tunuslu, 354-430) ve Machiavelli’nin (Floransalı, 1469-1527) hukuk ve devlet hakkındaki görüşlerini karşılaştırarak hangisine kulak verilmesi gerektiğini irdelemeye çalışacağız.
Adı üstünde Faziletli Medine… Erdemli Devlet… Socrates-Platon ve Aristoteles devlet ve hukuk felsefesi geleneğinin izinden giden Farabi’ye Muallim-i Sani, İkinci Öğretmen adı verilir. Birincisi, yani Muallim-i Evvel İslam düşünürleri için Aristoteles’tir.
Geleneğe sadık olarak Farabi devletlerin asil işlevinin faziletli, ahlaklı, etik değerlere bağlı bir devlet kurmak olduğunu söyler. Medine’yi yönetecek kişinin Hz. Muhammet’in özelliklerini yansıtacak bir yüksek ahlaki karakterde olması gerekir. O dürüstü, namusluydu, kul hakkı yemezdi; Peygamberlik müjdesini almadan önce Muhammed-ül Emin diye anılırdı. Platon’daki bilge yöneticinin prototipi İslam Peygamberi olup Müslüm devletlerin Emirleri mutlak surette O’nu örnek almalıdır.
Faziletli Medine’de devletin asli görevi insanı ahlaksal ve ussal yetkinliğe ulaştırmaktır. Akıl, bilim ve vicdanıyla adaleti, ahlakı, cesareti, bilgeliği öğrenip özümsemenin idrakine bireylerin ulaştırılması devlet politikasının baş hedefi olmalıdır. Bu tür insanlar çoğalırsa toplum doğru yoldadır, teba huzurlu ve mutludur. Faziletli Medine’de ahlak, siyaset ve metafizik erdemli bireyleri, erdemli toplumları yaratarak mutluluğun kapılarını açar. Böyle devletlerde alavere- dalavere, yolsuzluk, düzenbazlık, kayırıcılık gibi din, ahlak, hukuk ve etik değerlere aykırı tutumlar asgari düzeydedir.
Üstadın “cahil Medine” olarak tanımladığı yerlerde insanlar gerçek mutluluğu bilmez , servet, haz ve şöhret peşinde koşarlar.”Fasık medine” diye adlandırdığı yerleşim birimlerinde doğru yol bilinir ama kimsenin umurunda değildir. Onun terminolojisindeki “yanlış inançlara” sahip medinelerde sapkınlık hakimdir; bir de “değişmiş medineler” vardır ki bunlar önceleri doğru yoldayken sonraları sapıtmıştır.
“Gâvuristanın” günahını almayalım… Orada da Socrates-Platon-Arisoteles’ in izinden gidip “İdeal ve Erdemli Site- Kallipolis”i savunan düşünürlere rastlamaktayız.
Örneğin Platon’un izinden giden ve Kilise Babalarının en önemlilerinin başında gelen Aurelius Augustinus “De Civitate Dei (Tanrı Devletine Dair)” adlı eserinde iki türlü devlet yapılanmasından söz eder. Tanrı Devleti’nde, tıpkı Farabi’de Hz. Muhammed’in örnek alınması gibi Hz. İsa’nın yaşam tarzının egemen olduğunu söyler. Barış, özgürlük, adalet, ahlak ve güzelliğin yaşandığı böyle bir devlet içinde, Yeni Ahitte belirtildiği gibi “bir yanağına tokat atıldığında öteki yanağı uzatmak” gerekir. Ne var ki yeryüzünde böyle bir devlet mevcut değildir. Dünya devleti (Civitate Terrena) gaddardır, acımasızdır, işkence yapar; halkı ve yöneticisi yozdur, yalancıdır… Ahlaksızlık diz boyu gırla; kumar, içki, fuhuş, uyuşturucu, ne istersen mevzun miktarda mevcut… Bu tür devletlerin olduğu yerde Hz. İsa’nın barışçıl yöntemleriyle “Tanrı Devleti’ni yeryüzüne indirmek” mümkün değildir. Hristiyan devletlerin mecburen aynı yöntemleri kullanmaları kaçınılmazdır. Onlar da savaşacak, onlar da entrikalara girecek, onlar da zecri yöntemlerle kötülüklerle mücadele edecektir. Amaç kutsaldır, araçların Hristiyanlık ilkelerine aykırı olmasının getirdiği günahları Tanrı affedecektir. Haçlı Savaşlarına “ne güzel ve ne masum” bir gerekçe hazırlanmış…!? İlave edelim ki Protestanlığın dayandığı teoloji ağırlıklı olarak Augustincidir. Amacın kutsallığı aracın ahlaksızlığını, günahını ortadan kaldırır…
Tarihsel süreç içinde “Civitate Terrena’nın- Dünya Devleti’nin” sosyo-politik serencamını inceleyip, gerçekçi bir yaklaşımla Machiavelli “Prens” adlı eserinde benzer mantığı dile getirir. Erdemli, ahlaklı, namuslu, dürüst bir” ideal site” ütopyadan başka bir şey değildir. Güç sahibi olan insanlar devleti kurar ve iktidarlarını sürdürmek için her yola başvururlar. Onlar için amaca götüren her yol mübahtır. Ne araçta ne de amaçta dürüstlük, ahlak ve erdem aranır. Siyasetin de, bireyler arasındaki ilişkinin de doğası, mantığı güç, menfaat ve iktidardır… Siz gerçeklere bakın, ahlak, adalet, insan hakları, etik değer gibi konularla bırakın filozoflar, ilahiyatçılar uğraşsın…
Anlaşılan yüzyıllardır filozoflar hep göklerde gezinmişler. Onları bir kenara bırakalım… Günümüzde Hristiyan devletler de, Müslümanlar da, İsrail de ahlak, hukuk, adalet, insanlık, etik değerden söz ediyorlar. Hadi diyelim ki onlar Agustinci ve amacımız kutsal deyip affa mahzar olmayı bekliyorlar. Otoriter, totaliter, faşist, faşizan, komünist devletlerin böyle bir kaygısı yok; onlar tam anlamıyla Machiavellici… Hitler’in, Stalin’in başucu kitaplarının Prens olduğu söylenir.
Müslüman kesimin hiç bir bahanesi yok… Hz. Muhammed’in sünneti, kul hakkını yiyeni Allah’ın affetmeyeceği, bunların ana ilke olduğunu ve asla vazgeçilemeyeceğini Muallim-i Sani el Farabi et- Türki söylemiş. Aksini savunan olmadığına göre “Selam-ün Aleyküm ya Hz. Machiavelli “ deyip, takkiyeci İslam ülkeleri yola devam mı ediyor? Tek eksiklikleri, “gâvur” olması nedeniyle Machiavelli’nin yapıtına başucu kitabı değeri vermemeleri mi? Hadi, tamam İmam Gazzâli’ nin “İhya-u Ulûmi’ d- Din”deki Kur’an ve Sünnet’e dayalı ana eserini başucu kitabı yapsınlar. Otoriter İslam devletini savunulduğu öne sürülen bu eserde “amaca giden her yol mübahtır” anlayışına rastlayamazsınız.
Öyle görünüyor ki devran devam edecek ve otoriter rejimleri savunanlar ideolojilerine uygun devlet yapılanmalarını sürdürecekler. Hristiyanlar çıkış yolunu bulmuşlar, “kutsal Tanrı Devleti’ni kuruyoruz, Hz. İsa efendimiz günahlarımızı üstlenmiş” deyip kıvırtacaklar. Takkiyeci Müslümanlar da, tıpkı Augustinciler gibi Allah’tan mağfiret bekliyecekler. Dürüstlük, ahlak, sevgi, dostluk, insan hakları, özgürlük, adalet ve eşitlik değerlerinin bilincinde olup, Farabi gibi filozoflara kulak veren vicdan ve akıl sahibi insanlar esenlikler ufkuna ulaşma umudunu gene de yitirmemeliler.

























Yorum Yazın